şiir. öykü, makale, deneme, tiyatro, masal, fıkra, anı, sohbet, röportaj yazılarının yayınlandığı uluslara arası yazar ve şairlerin katılım gösterdiği edebiyat sayfasıdır. Uyum platformudur.
BÜYÜYEN ÇOCUK KAFİYE.NET
Değerli kafiye.net okurları. Neden böyle bir başlıkla karşılaştığınızı merak edebilirsiniz. Hele birde kafiye.netle yeni tanıştıysanız şaşırmanız doğaldır. Ama inanın kafiye.net büyüyen çocuk unvanını çoktan hak etti. Çünkü 1 Mart 2005 Salı günü yayın hayatına başlayan kafiye.net mart ayının 1’inde yani yaklaşık bir hafta önce beşinci yaş gününe merhaba demişti. Aslında söylemesi kolay geliyor tek heceyle çıkı veriyor ağzımızdan “beş” kelimesi. Ama bir düşündük mü beş yıl boyunca bu sitenin binlerce okuyucu tarafından ziyaret edildiğini ve hatta bu okuyucuların içinden pek çoğunun yazdığı eserleri diğer insanlarla paylaşma olanağı bulduğunu. Ve bu arkadaşlarımızın içerisinden beklide ileride pek çok ünlü şair veya yazar çıkabileceğini. İşte bunları düşündüğümüz zaman azımızdan basitçe çıkarabildiğimiz bu “beş” kelimesinin basit ve önemsiz olmadığını iliklerimize kadar hissederiz.
Ben bu siteyi büyümekte olan bir çocuk gibi görüyorum. Geleceği parlak olan ve emin adımlarla büyüyen bir çocuk. Bir nevi yeğenimdir kafiye.net. Gerçi ben gereken amcalık görevimi kafiye.net’e gösterebilmiş değilim ama olsun. Bu sitenin ilk açıldığı günün şahitlerinden ve ilk yazarlarından olmam belki de bu manevi amcalığı hak etmemi sağlar.
Geriye dönüp baktığımda kafiye.net için söyleyeceğim çok şey olduğunu düşünüyorum. Kafiye.net benim lise yıllarından beri yazdığım şiir ve hikayelerimi diğer edebiyat aşıklarıyla paylaşmamı, onların yazılarıma olan övgülerinin bana verdiği büyük hazzı yaşamamı bunun yanında yazmaya karşı olan cesaretimin artmasını ve sosyalleşmemi sağlayan önemli bir köprüdür. Tabi sadece benim değil bu siteye yazısını gönderen pek çok arkadaşımın da aynı duyguları yaşamasını sağlayan güzel bir dilek ağacıdır. Hani şu köy yerlerindeki sevdalıların birbirinin isimlerini ve birbirlerine olan sevgilerini anlatan güzel şiirler yazdığı o anıtsal ağaçlardan biridir aslında kafiye.net.
Tabi bu ağacı diken, sulayan ve gözü gibi bakan emekli edebiyat öğretmenimiz Hüseyin Durmuş’a çok şey borçluyuz. Çünkü insanın okumasının, okuduğu şeylerden mantık yürüterek yeni ürünler meydana getirip onları yazmasının ve diğer insanlarla paylaşmasının ne kadar önemli olduğunu bilen Hüseyin Durmuş bin bir zorlukla bu siteyi kurmuş ve bu günlere getirmiştir. Ömrünün büyük bir kısmını insanların eğitimi için harcayan hocamız emekliliğinde de boş durmamış yine bizim faydamıza olan bu siteyi kurmuştur. Baş öğretmen Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN vefakar neferlerinden olan Hüseyin hocamıza sizin huzurlarınız da ve sizin adınıza teşekkür etmek istiyorum. “Eline, yüreğine ve emeğine sağlık Hüseyin hocam!”
Lütfen bu yazıyı okurken içinizden “yağcılarda inecek var!!!!” vb. şeyler geçirmeyin. Çünkü bu övgü dolu sözleri sarf etmemin sebebi basit gündelik çıkarlar değildir. Zaten Hüseyin hocamdan kazanabileceğim herhangi bir gündelik çıkarım olduğunu düşünmüyorum. Hocamı övmemin sebebi yaptığı işin aslında ne kadar önemli olduğunun bilincine varmış olmamdır. Ve pek çok kafiye.net okurunun da bu bilince sahip olduğuna tüm kalbimle inanıyorum.
Evet değerli okurlar. Sizden kafiye.net’e sadece ziyaretçi olmayı değil onun sonsuz iyimserliğinden faydalanmanızı istiyorum. Nasıl mı? Edebi eserlerinizi kafiye.net’e yollayarak. Benim hiç öyle eserlerim olmadı demeyin. Çünkü hepimizin; ömrümüzün bir döneminde sevdiğimiz biri için yazdığımız ve utanıp kıyıda köşede sakladığımız bir şiiri, hikayesi yada insanın içine serin sevgi damlaları bırakan ve bu serinliği iliklerine kadar hissettiren bir küçük cümlesi olmuştur. Yada yaşadığı kederin, sıkıntının ortaya çıkardığı ateşte açan çiçekleri, kardelenleri olmuştur bir kenara yazdığı. İşte onları kafiye.net’le paylaşmaktan çekinmeyin. Hüseyin hocam sonuna kadar ilgilenecektir sizinle.
Şimdi huzurlarınızda hocama bir kez daha teşekkür ederek ve bu vefasız amcayı affetmesini rica ederek yazımı tamamlamak istiyorum. Bir haftadır aklımda olan kafiye.net sonunda rüyalarıma kadar girip “hadi ama Emrah kendini daha fazla özletme de şu doğum günü makalelerine bir yenisini ekle” diye serzenişte bulununca hak verdim.
Size şaka gibi gelecek ama rüyamda sanki gerçek hayattaymış gibi bilgisayarın karşısına oturup kafiye.net sayfasını açmış orada şiir ve hikaye okuyordum. Herhalde bu kafiye.net’e olan sevgimden kaynaklanıyor. Yada kafiye.net beni gerçekten özlemiş ki rüyama girip beni çağırıyor. “Duydum kafiyeciğim sesini!!! Uzun süren hasret sona ersin ve Emrah amcan bu acizane yazısıyla tekrar kafiye.net okurlarına merhaba desin…”
Emrah BURAN
07.03.2010-Bursa
www.kafiye.net
NEREDESİN İÇİMDEKİ ÇOCUK…?
Uzun zaman oldu hayata bir es verip kalanından devam etmeyeli… Beden yorgun,kafa yorgun… En beteri de ruh yorgun…
Bir zamanlar içimde her şeye rağmen bir çocuk vardı. Küstü sanırım yediği darbelerle hayata. Ya da ne zaman uyanacağını bilemediği sabahları beklemekte uykusunda.
Hayat, senin yediğin lolipop şekerleri gibi tatlı değil çocuk. Arada acı gerçekleri de var. Hayatı öyle o şekerdeki gibi eme eme, sindire sindire yaşayamıyorsun. Bu şekerin gramajı az, bir lokmada ağıza atılan cinsten. Ve çürütüyor insanı aynı dişlerin gibi. Oysa senin gözlerinde keşfedilmemiş cennetlerin yeşili var. Yüreğin henüz çaresizliklerden bihaber.Sözlerinde yalan yok, her halinde masumiyet…
Uyan artık çocuk hadi bak yüzüme. Göreyim gözlerinde cennet yeşilini.
Üşüyen bir yerlerim var içimde. Sanırım ısıtman için bekliyor yüreğini…
çok şey yitirmezsin inan… Uyan ve dokun, dokun ki hissedeyim ellerini…
Her mevsim kendine has esintisiyle geçip gitti yıllar. Yaz oldu, dedim ki “güneş dolacak saçlarıma. Saçlarım güneş gibi, sarısıyla parlayacak…”
oysaki yaz kavurdu acı veren hisleriyle. Sonbahar geldi, ” tabiatın renklerine bürünecek “ dedim, sarardı kaldı rengim ruhsarım… Kış geldi, ümitlerim vardı… Kar gibi beyaz olacak diye bekledim, ayazından üşüdüm, bildiğim tüm grileri peş peşe ekledim… İlkbahar geldi dalında açacak ”mimoza çiçeği” sandım kendimi yine tomurcuğumda sakladım kederimi…
Uyan içimdeki çocuk uyan…! Sen hangi mevsimde kalakaldın.. Saklandığın mevsimden koşarak gelmez misin yanıma… Uyan içimdeki çocuk…! Uyan ki umuda senle bağlanayım. Çünkü kimsem kalmadı senden başka. Eskiden olsa, şen sesinle etrafıma neşe saçardın çocuk.
Eskiden olsa, eteğimi çekiştirip beni kandırırdın çocuk. Uçurtmalarım, misketlerim, sokak aralarındaki yaramazlıklarım, topum, lolipopum, sevinçlerim, düştüğümde kanayan dizlerim… Hepsi hepsi seni çok özledi çocuk.
NEREDESİN ÇOCUK, NERDESİN…?
Mimoza Sarışın
www.kafiye.net
GÜLÜN HAYATIN CİLVELERİNE İNAT
Geceler bitsin diye haykırırım her zaman dünyaya ama gecelerin dostum olduğunu ne de çabuk unuturum oysaki. Geceler olmasaydı eğer kim nasıl içini dökerdi duvarlara. Zifiri karanlık sökerken içe saplanan huzuru ağlamaklı geçirmek ne de büyük bir kayıp. Hâlbuki her şeyden mutluluk duymak yakışmaz mıydı bizlere. Acı çekmenin durumu hoşumuza gittiği içindir belki uzun zaman süren bu hüsranlar. Kimse tam olarak itiraf edemese de kendine, bilinçaltı bu gerçekle kaplıdır. Mutlu olmak bize bağlıdır ve üzüntülü anlarımızdan bile bir pay çıkarabiliriz her şeye rağmen. Herkes kendi filminin başrolünde, acısında, sevincinde. Ama eminiz ki acı anlarımızda dâhil her an gülmek hakkımızdır ve ölüme giden yolda durana kadar gülmeliyiz ne olup bitse dâhil. Gülmek haram değil, gerçek olan şu ki; gülmenin içe verdiği sonsuz huzur herkesi yeteri kadar tatmin etmekte ve o anı tükenmez kalemle beyne işlemektedir. Biz insanlar acıyı gülmekten daha üstte tutarız. Sebep; onu her şeyden çok severiz. Gülmeyi tam tamına yaşasaydık eğer eminim ki acıdan nefret eder gülmeyi dilerdik hep. Ne yazık ki insanoğluna gülmek yakıştırılmaz ve bir saniyelik gülmenin ardından kötü bir haber yapıştırılır. Hayat imtihanlarla doludur ve bu sınavda başarılı olmak çok büyük bir lütuftur.
Dünyanın güzelliklerine sevgiyle yaklaşırsak onlarda güzelliklerine daha da güzellik katarak bize hünerlerini gösterirler. İnsana da aynı sevgi ve gülen bir yüzle karşılık verirsen eğer dünyanın güzellikleri gibi sana içini açar ve güler. Gülmenin yeri ve zamanı yoktur; mutlu olmanın da. Bir insanın gülen yüzü diğerine mutluluk verir ve hayata daha bir emin adımlarla adım atar. Birbirlerine düşman olan iki insan bile asla birbirleri olmadan hayat mücadelesi veremezler. Acı, hayatın küçük bir cilvesi ve hayatımızın küçücük payından vazgeçmek bile kötü bir değer. Acı duymak gülmek kadar olmasa da, hayat onsuz da sürmez. Hayatın her haline gülünmeli, her şeye, görebildiklerimiz ve göremediklerimize, kötülere ve iyilere, acıya ve mutluluğa… Tabiatın bu asilliği düzenli derecede kurulmuş ve çok güzel işlenmektedir. Kimsenin bunu sorgulamaya küçücük bile olsa hakkı yok ve asla sorgulayamaz. Şüphesiz sorgulayanlarda cezasını çekiyorlardır.
Gülün hayatın cilvelerine inat.
Dünyanın yüce kutsallığına ve asilliğine sür bedenini.
Vermiş olduğun mücadelede dâhil dik tut omuzlarını.
Dökme ve döktürme ardında bakan gözyaşlarını.
Sen sensin ve kendi dünyanın başrolünde oynamaktasın.
Başkası sen olamaz ve sen de başkası olamazsın.
Kuşkusuz benliğin gülmekle sürüyor yaşam.
Er geç itiraf edeceksin kendine lakin çok geç olmadan dene.
Benliğin gülüyor sen de gül…
MİNE POLAT
www.kafiye.net
Düşün, Yaşa ve Hisset
Boş… Bana gelen ve benden dışarıya akan hisler bomboş… Gözkapaklarım nedensiz çaba sarf ediyor. Ne duvarın ne de karşımda dikilen insanın değeri var. Ayna kırıkları acıtıyor ayağımı ansızın; az da olsa çıkarıyorum sanal âlemden zihnimi… Ayna karşımda gurur verici bir cesaretle bana bakıyor. Bense aynaya karşı boynu eğik. Kafamı kaldıramıyorum fakat bakmam için zorluyor. ‘’NE ÖNEMİ OLABİLİR Kİ BUNDAN SONRA?’’ diye feryat ediyorum. İstifini bozmadan bana sadece bakıyor. Ayaklarımın altına batan cam kırıkları sızlatmıyor artık. Bedenim tümüyle uyuşma aşamasına geçiyor. Ve ben gene boynu bükük… Gözler yere kaymış şekilde, omuzlar düşük… ‘’ZAMANI GELDİ…’’ diyen ses kulağımın zarını patlatacak şekilde haykırıyor. Nefesini boynumda hissediyorum, ancak göremiyorum. Etrafıma bakınmak yeteri derecede yoruyor beni ve yavaş yavaş çöküyorum… Ruhum bedenimi terk ediyormuş hissine kapılıyorum… Gözlerim ferini kaybediyor ve ben ÖLÜYORUM…
‘’ZAMANI GELDİ!’’ diye kulağımı zedeleyen ses, enseme doğru üflüyor ve ben titriyorum. ‘’AYAĞI KALKMANIN ZAMANI GELDİ…’’ diyor bambaşka ve huzur veren bir ses. Onun nefesini sağ yanımda hissediyorum. Tebessüm etmek, bedenime emir vermek imkânsız… Felçli ruhum bedenime insafsız… Cesaretim ve gücüm tükendiği gibi bir de güvenimin cenazesini kaldırıyorum. Tüm hislerimin işe yaramadığına kanaat getirmek zor olmuyor. Sağımla solumla kavga edip penceremin önünden geçen telaşlı insanları seyretmek istiyorum; eskisi gibi… Ne yazık ki hareket edemiyorum…
Yavaşça kafamı kaldırıyorum ve aynaya son bir kez bile olsa bakmak istiyorum. Gülmek ya da gülmemek arasında gidip geliyor gibi gözüküyor. Sanırım halime acıyor. Sadece bakışlarını izliyorum. ‘’SEN’’ diyorum bağırarak ‘’BIRAK BENİ!’’ Tebessüm ediyor kalleşçe. Gururunu takdir ettiğim aynadan pişkince bir bakış cevabını alıyorum. ‘’HEPINIZ AYNISINIZ!’’ diye fısıldıyorum yorulduğumu fark ederek… Bana sadece ‘’SENİ TUTAN YOK…’’ diyor ayna ve kırıklarını geri çekiyor… Son kez gülüp gidiyor ve ben yalnızlığımla başbaşa kaldım derken sesinin tüm ihtişamıyla beni büyüleyen o ses fısıldıyor kulağıma bir şeyler; ‘’DÜŞÜN YAŞA VE HİSSET!’’ Ve kayboluyor…
İşte şimdi yalnızım, diye düşünüyorum. Kendi kendimle başbaşa, davetsiz misafirler olsa da… ‘’DÜŞÜN YAŞA VE HİSSET’’ sözleri yankılanıyor kulağımda. Oysaki düşünemiyorum, yaşayamıyorum ve hissedemiyorum. Bedenimden arta kalanlarla geçinirken, tüm kırıntılarımı toplamamı istiyorlar. Gücüm olsa ne ala. Gizli bölmelerde kaybediyorum kendimi. Kendimle hesaplaşma anına kadar boş, Hesaplaşmadan kaçmak beynime hoş. Kaçmak faydasız yalnız odam yeteri kadar loş… Benliğimse durmamakçasına koş…
Ne kaçmak ne de buralardan gitmek mümkün. Tıkılıp kalmışım sahne arkasına… Yüreğimin kırıkları dökülüyor ayaklarıma… SEYRETMEK BOŞ, BAKSANA…
MİNE POLAT
www.kafiye.net
Sevgili Anne- Babalar ;
Okul,etüt,öğretmen,ders,ödev,sınav,not derken bir dönemi bitirdik.Bugün çocuklarımız yarı yıl karnelerini aldılar. Peki bu karne ne ifade ediyor ? Karne çoğu zaman çocuğun belli bilgileri, ne kadar iyi ‘ezberlediğinden’ başka bir şey göstermemektedir. Karnede ne çocuğun zekası ( IQ), ne kişisel nitelikleri, ne de yetenekleri ölçülmektedir. Karne çocuğun kapasitesini tümüyle yansıtan bir değerlendirme aracı değildir. Karneler yalnızca öğrencilere değil ,anne babalara da verilmiş bir belgedir. Çocuğunuzu ne kadar desteklediğinize, teşvik ettiğinize yönelik bir belge.
Her çocuğun bir kapasitesi vardır. Bazı çocuklar bu kapasitelerini sonuna kadar kullanır. Bu çocuklar kendine güvenen, benlik saygısı yüksek çocuklardır. Yani aileleri tarafından oldukları gibi kabul edilen, yetenekleri doğrultusunda desteklenen,teşvik edilen çocuklar. En önemlisi bu çocuklar mutlu çocuklardır. Karnelerindeki tüm notlar 5 olmayabilir, mutlu ve kendine güvenen bir öğrenci olmak için. Tüm notları 5 olup, çok mutsuz olan, başarısızlık korkusu nedeniyle hayattan hiç keyif alamayan, oynamayı unutan çocuklarla çalışıyoruz.Başarı not değildir, karne değildir. Başarı, mutlu olmaktır. Başaracağına inanmak, öğrenme heyecanını kaybetmemektir.
Karne günleri çocuklarımızın kabusu haline dönüşmesin. Artılarıyla, eksileriyle bir dönemi değerlendirme şansı tanıyan bir belgedir karne. Tüm öğrenciler için ödül olan tatilde çocuğun başarısızlık nedenleri araştırılıp, bu nedenlerin ortadan kaldırılmasına yönelik kararlar alınmalı.
Anne-babalar çocukları ile işbirliği yaparak, çözümler geliştirmeye çalışmalıdır. Neden, düzensiz çalışma alışkanlığı ise anne babanın yapabileceği düzenli çalışma alışkanlığının geliştirilmesinde çocuğu yönlendirmek, motivasyonunu attırmak, çalışma ortamını düzenlemek çocuğun dikkatini sorumluluklarına çekmektir.
Çocuklar asla başka çocuklarla kıyaslanmamalı , “tembel, sorumsuz, beceriksiz” gibi etiketlemeler yapılmamalıdır. Sevginizi başarıya endekslemeyin. Çocuklarda “başarısız olursa ailem beni sevmez” inancı vardır. Karnesi nasıl olursa olsun onun sizin için ne kadar değerli olduğunu mutlaka vurgulayın. Çocuk okul başarısızlığı nedeni ile sevilmediğini, istenmediğini düşünmemeli. “Sana güveniyorum, başaracağına inanıyorum, ne yaparsak sana yardımcı olur, birlikte plan yapalım” gibi teşvik cümleleri kurun. Başardığı dersleri, konuları gösterin. Başaracağına inanan çocuk mutlaka ilerleme kaydedecektir. Kendine olan inancını kaybederse, başarısızlık kehaneti gerçek olur. Bu nedenle hep başarılarını ona göstermeli , çözüm yolları üretilmelidir. Hedeflerimiz çocuğumuza yönelik gerçekçi hedefler olmalıdır.
Lütfen unutmayın; o sizin çocuğunuz ve bu yüzden sizin için çok değerli. Bir kağıt parçasının ilişkinizi zedelemesine , sizi ve çocuğunuzu mutsuz etmesine izin vermeyin.
Sibel USTAEL
www.kafiye.net
Ne Varsa Onu…
Haliyle panik halindesiniz…
“Nasıl anlarız?
Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.
Şöyle…
Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya… Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya… İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
*
Ne verirlerse…
Onu yiyeceksiniz.
*
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz… Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli… Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran… İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef… Torunlarınız da.
*
Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için…
İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında yarımdünya, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.
*
Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak? Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye… İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız… Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?
*
Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun… Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun… Ne işe yaradı senin pazara gitmen?
*
Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi… Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!
*
Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için uydurduğu uzmanlardan??? fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun… Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?
*
Çin’den bal getiriyorlar mesela… Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan… İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum… Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz,
sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.
*
Uzatmayayım.
Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
*
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!
*
Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.
*
Dolayısıyla ,
ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz…
Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz….
Alıntıdır.
—
www.solpro-tr.com
www.hostingbizde.com
www.densan.com.tr
www.kafiye.net
www.gundembizde.com
Hayat iki sonsuz karanlık ortasında yanan bir kibrit Şule’sidir…
Bayram Mektubu…
Önce liste yapmıştım kendime.. Bugün çarşıdan alacaklarımın listesi.. Baktım liste çok kısa.Ne mutlu ki fazla bir eksiğim yokmuş. Çok şükür evimde erzağımda varmış, bayram çukulatam ve kahvemde.. Çalışıp kazanınca evin bereketi içinde oluyor, mutfağın zenginliği de.. Sadece bayramın duygusu satın alınmıyor.. Tüm çarşıyı dolaştım..İnsanların coşkusunu seyredip mutlu oldum.
Sonra bayram sabahında giyeceğim kıyafet düşündüm.Gardrobumu açtığımda tercih yapabileceğim pek çok elbise arasında kararsız kaldım. Anamın dikiş makinası başında geç vakitlere kadar bizlere kıyafet diktiği günler gözümün önüne geldi. Bir kez daha şükrettim halime.. Allah bu günleri bana nasip etti diye.
Sırf çocukluğumdaki duyguyu özlediğim için yatağımın baş ucuna astım kıyafetimi, yanına ayakkabımı, çorabımı yerleştirdim… Ve konsolumun üzerine kumaş bir mendil koydum kokulu ve ütülü. Sabah çantama koyacağım özenle..S onra bakkala gidip kendime lolipop ve sakız alacağım.. Bulursam birde çatapat.. Sokaktaki çocuklarla patlatmak için.. Çocukluk geri gelmiyor, bende çocuklaşıp mutlu olurum..
Şekerliğimi kapıya yakın yere getirdim. Çocuklar zili çaldığında ikram edeyim diye. Oysa daha düne kadar ben şeker topluyordum, renk, renk..
Artık şeker yemiyorum..Bana harçlık verende yok. Büyüdüm diye… Ruhum hala çocuk oysa.. Kimbilir belki bende kapı kapı dolaşır şeker toplarım, bayram çocukları gibi.. Sonra onları bir poşete koyar yanıma alırım.. Sana gelince dağıtmak için…
Bugün tüm iş arkadaşlarımla bayramlaşıp kucaklaştım. Koca bir ailem olduğu için ne kadar şanslıyım.. Kapıdan çıkarken patronumun eline sarıldım öpmek için.. Oda öptürmedi senin gibi.. yanaklarımdan öptü. Bayram yarın değil benim için pazartesi. Çıktığım kapıdan tekrar girebilecek olmak.. Asıl bir işe sahip olmak bayram benim için.
Sabah anamın elini öpmeye gideceğim ..Ondan isteyeceğim bayram harçlığı.. Belki babaanem gibi kumaş mendile 2,5 demir para bağlar verir sonra lokum ikram eder… Anamla kardeşimi alıp sonra yanına geleceğim bayram ziyaretine.. Belki o zaman bayramdır benim için kimbilir…
Bayram sensizde yaşanıyor babam.. Sadece sensizlik zor yaşanıyor..
Sevdiklerinizle nice bayramlar.
Sevgilerimle
Şule Akar
08 09 2010 23:00
www.hostingbizde.com
www.densan.com.tr
www.kafiye.net
www.gundembizde.com
Hayat iki sonsuz karanlık ortasında yanan bir kibrit Şule’sidir…
Burçların Dilleri
Merhaba Canlarım..
Bana gelen bir e-ileti.. Okurken tebessüm ettim, hoşuma gitti.. Sizlerle paylaşmak istedim. Bayramın ve tatilin ardından hepinize keyifli çalışmalar dilerim.
KOÇ
Canim benim. Ya ben yerim senin o duygusal,mütevazi, ince, anlayis yumagi dygularini! Sen seçildinde mi gönderildin bu dünyaya. Bir insan bu kadar mi düzgün, bu kadar mi programli,bu kadar mi anlayisli olabilir.. Bu koçlar var ya, IQ seviyesi yüksek insanlarin burcudur. Dost insan, güzel insan. Insan gibi insan. Allah seni basimizdan, yanimizdan eksik etmesin. Iyi ki varsin! Allah herkese koç gibi dostlar nasip etsin insallah. Bitanem benim, canim
BOGA
Ayy benim güzeller güzelim. Bu bogalar var ya dünya tatlisi, yer gök harikasi, seker mi seker insanlardir. Bal bunlar bal. Bunun sohbetine doyum olmaz.! Iyi sevgili, iyi arkadas, iyi,iyi,iyi,say say bitmez bunlar. Hatta bak yazmayayim dedim, ama dayanamayacagim ve sizinle de paylasacagim bu gerçegi. Biliyor musunuz ki sizler; ‘bir boğa bir dünyaya bedeldir’. Onlar sanli burç aleminin, yere göge sigmaz, harikulade burç grubudur.
IKIZLER
Halt etmis sana iki yüzlü diyenler. Onlar seni çekemiyorlar. Rahatligin, her ortama uyum saglayisin, pratik zekan… Taaa biii ki kiskanirlar seni sekerim. Kim senin gibi kadar özgüven sahibi olmayi istemez ki. Sen hiçbir zaman unutma ikizler, seni hayatin boyunca çekemeyenler olacaktir. Sen hiç takma o güzel kafani onlara. Sen burçlarin en sevimlisisin. Adın ikizler ama, sen bitanesin.
YENGEÇ
Allah seni yaratti, melekleri niye yaratti. Ya kardesim nedir bu zerafet, karizma… Sen miknatis misin nesin? Bir insan her girdigi ortamda bu kadar ilgi çekmeyi nasil basarir. Hem de hiçbir çaba bile sarf etmeden. Yoksa sen ! mükemmelligin es anlami misin? Kim istemez annesi yengeç
burcu olsun,esi bir yengeç burcu olsun. Sen var ya olmazsa olmazsin. Burçlarin bas tacısın.
ASLAN
Heyt bee.. gözümüzün senligi, gönlümüzün nuru. Afet-i devran, mükemmel-i cihan. Aslan mi bu aslan . Senin kadar aynalarla barisik olan var mi su dünyada. Sen ki güzelligin simgesi, yer yüzünün günesi. Senin bütün fallarinda nazar çikacaktir. Mümkündür. Baska mümkünati da yoktur. Allah seni kem gözlerden korusun insallah, emi?
BASAK
Merhametlim benim. Karincayi bile incitemeyen, hassas, sevgi dolu, güzel basagim benim. Efendiligin simgesi, kibar insan. Seni varya anlatacak kelime bulamiyorum. Nesin sen? Yoksa kanatsiz bir melek mi?
Herkesin iyiligini düsünen, verici , vefakar basak. Senin adin basak degil, barisin, temizligin simgesi beyaz güvercin olmaliydi. Neyse canim üzülme. Biz biliyoruz ya yeter. Üzülme tamam mi? Beyaz güvercinim benim.
TERAZI
Hay sana dengesiz diyen o dengesizler. Ben onlara ne diyeyim bilmiyorum ki! Yahu sen olmasan varya, su insanoglu soyunda bir eksiklik bir yitim olurdu. Sen dengesin insanlik için. Alem buysa kral sensin. Sen susarsan bir neden, konusursan ayri bir neden vardir. Marifetli,kabiliyetli, en artili burç sensin. Senin üstüne burç taniyan, megalomandir. Söylesene senin üstüne burç mu vardir? Ben ki sahsi fikrim, senden iyisini bilmem, tanimam, görmem.
AKREP
Herkes bir akrep olarak dogmayi isterdi inan bana. Güzel gözlerin, gururun, albeninin temel tasi akrep. Senin kadar hayatina hakim, senin kadar yaptigi isin arkasinda durabilen kaç kisi kaldi artik. Allah senin soyunu eksik etmesin. Sen ki, bir bakisiyla buzlari eritebilen, insana senin için Ferhat olup daglari delmeyi istettirebilen insan. Kim demisse sana fesat diye, onlarin hepsi… Neyse, yine açtıracaklar agzımı. Senin güzel gözlerin bile yeter o kiskançlara. Sen görmezden, duymazdan gel o fesatlari.
YAY
Kainatin bir burcu olsa,kesin yay olurdu. Sanatkar, vefakar, dogru dürüst insan dedikleri sen olsan gerek. İçinde bir tek yay olmayan bir arkadas grubunu, ugruma ölecek olsalar bile tanimam ben. Senin heyecan budalasi oldugunu sanan bir grup kendini bilmez, senin o insana hayat veren enerjini çekemeyenlerdir. Burçlar aleminin kozmik mucizesisin sen. Senin havan bile yeter güzelim. Çatlasin çekemeyenlerin.
OGLAK
Sana inatçi diyorlar diye üzülme. Onlar senin istikrarina giptayla bakip, senin yarin bile edemeyen kisiler. Dürüstlük senin burç genlerinde var. Bütün alimler, bilginler genelde oglaktir. Oglak burcu olmak bile, tek basina bir sereftir. Hatta oglak burcu olarak dogamamis kadersizler için, oglak burcunu birinci dereceden akrabasi olmak bile ayri bir sereftir.Sen kivrak zekanla, zaten her zaman bir sifir öndesin.
KOVA
Hep çevresindekileri düsünen, insancil duygulari fazla gelismis, sevgi dolu kovalar. Allah sizin iyiliginizi versin emi? Ayol bu ne vericilik, bu ne genis bir yürek öyle. San! a sabit fikirli diyenler, senin her fikrinin bir cevher oldugundan habersiz mi? Esitlik senin için ne kadar önemli. Ah keske herkes senin çeyregin kadar bile olabilse. Sen çok yasa emi?
BALIK
Insanlar öyle duygu yoksunu olmuslar ki, senin bu yaradilisin özü duygusalligini alaya alacak kadar saçmalayabiliyorlar bazen. Sen paranoyak degilsin canim, ince fikirlisin. Ama nerdeee, bu ayrimi yapacak kafa bazilarinda. Ben senin o yanagina düsen göz yasini seviyorum, o hüzün dolu bakisini seviyorum, o sevgi dolu , gizemli yüregini seviyorum. Sana sıkıcı diyenler bogum bogum sikila insallah. Sen ferah tut kendini.Rahat ol, bosver, takma o çan çan çeneleri kafana…
Sevgi ve Saygılarımla,
Şule AKAR
Solpro Danışmanlık Kimya San.ve Tic.Ltd.Şti.
www.solpro-tr.com
www.densan.com.tr
www.hostingbizde.com
www.kafiye.net
Hayat iki sonsuz karanlık ortasında yanan bir kibrit Şule’sidir…
Kadının Adı Var Mı?
Merhabalar sevgili dostlarım. Sıcaklar alabildiğine insanı sıkıntıya sokmadı. Benim gibi yaşı elliyi geçenleri, hele bir de kalp ya da tansiyon sorunu varsa artık sormayın gitsin, güneş mi sizinle, siz mi güneşle uğraşırsınız bilemem. Benim için büyük bir sıkıntı güneş ile uğraşması vesselam.
Geçen gün rahatsızlandım. Yeşilyurt Devlet Hastanesi bana altı yüz metre mesafede olduğu için yürüyerek gittim. Sabah saat 10.30 olmasına karşın öyle bir sıcak vardı ki, elimdeki su şişesinden iki defa birkaç yudum su almak zorunda kaldım. Bayanları, erkekleri, çocukları gördüm. Hele hastanenin yanına vardığımda hastanenin çevresi öyle ilginç bir manzara almış ki, doğrusunu isterseniz hepsi de ülkemin manzarasını aynen yansıtıyordu. Bazı erkeklerin hanımlarına; “ Çocuklara dikkat et, sağa sola kaybolması.” Emrine karşılık, hanımların bitkinlikleri yüzlerinden okunuyor; “evet” dercesine başlarını aşağı yukarı emme basma tulumba gibi salladıklarını gördüm. Yalnız, kadınlar ile erkeklerin bir birlerine karşı hareket tarzları ise ne yazık ki baskı hegemonyasının hastanede de devam ettirmek istemeleri ve bunun açıkça görülmesi. Peki kendisinin görevi ne? Orada karı koca beraber gelmişsiniz, sıra bekliyorsunuz, o halde çocukları aranızda paylaşıp baksanız ya da sırayla denetim altına alsanız olmaz mı? Hayır, olmaz, kadın evde de, dışarıda da, tarlada da hizmet kardır çünkü. Erkek sadece emir verir, emirler yerine getirilir.
Ben bunları düşünürken acilin içine girdim. Kaydımı yaptırıp bir sedyenin üzerinde dinlenmeye başladım. Doktor yanıma geldi gerekli görüşmeyi yaptı ve gitti. Daha sonrası mı, ne olsun dostlar, hastanede iki saat misafir oldum. İki saat sonra yolcu olacaktım. Oturur vaziyette uzandığım sedyeden aynı zamanda yine çevreyi dinlemeye ve izlemeye devam ettim. Öyle ilginç hastalar geliyordu ki, gelenlerin çoğu kırk beş yaş üstü. Hemen hemen çoğunda sıkıntı yalnızlık görünüyordu. Ben de evde yalnız olduğum için hastaneye iki saatliğine gitmemiş miydim?
Bütün bunlar olup biterken Bir gün önce bir şiir okumuştum. O aklıma geldi ve dilime takıldı. “Kadının adı var mı, kadının mevsimi var mı, kadın bir çiçek midir, kadın bazen bor, bazen de sakin olur…” gibi devam ediyordu. Çok düşündüm. Ne dersiniz dostlar, kadın için ne düşünürsünüz?
Bana göre; kadının ne mevsimi bellidir, ne de açan çiçeğin çeşidi. Sakin olur, bazen hüzünlenir hazan mevsimini andırır. Zümbüller açar tarlalarında. Terkedilişinde, yalnızlığında; bora olur, fırtına olur, bazen kar olur, bazen tipi olur, bazen dolu olup yağar ve işte o an ondan korkulur ama artık geç kalınmıştır. Sadece saflığından dolayı da KARDELEN çiçekleri açmaya çalışır yamaçlarında.
Gönlü hoş, sevdalısı yanında olunca değmeyin keyfine; her taraf miskü amber kokuları ile dolar. Gülü, nergisi, lalesi, papatyası, sardunyası ayrı koku salar. Artık huzur doludur içerisi.
Bazen kızdırırlar, bazen kendisi kızar ancak bu mevsimde bunlarda olur, bunlarda gelip geçer denilir. Sıcaklığıyla ortayı kasıp kavurur. Merhametlidir kadın. Merhametlidir anne. Göğsüne taş basar, yavrusunu korur yakıcı sıcağa karşı. Korur yuvasını yıkmak isteyen düşmanların yakıcı yalanlarına karşı. Yuvasını korur kadın. Bu bir kader değil, bu bir alın yazısı değil. Bu ne aldatılmışlık ne de aldatılmaktır. Alın yazısı ise asla değildir.
Bu olsa olsa kendini erkek sanan, her ortamda havaya giren, ben erkeğim; hem severim, hem döverim diyen sözüm ona erkek müsveddelerinin kadınlarımıza katıksız ihanetidir. Acı çektirirler, sonra da ben erkeğim der. Aldatmak sanki erkekliğin hakkıymış gibi.
Gerçek bir kadın bir defa, erkek müsveddesi ise bin defa geberir, Gerçek kadını öldükten sonra da olsa el üstünde tutup hakkında övgüler yaparlar. Sahte erkekler geberince; yıkıldı gitti kefere de rahat geldi diye yergi yaparlar.
Ne dersiniz dostlarım. Biz erkekler kadınlarımıza karşı gerçekten haksızlık yapmıyor muyuz? Onları kırmıyor muyuz? Onları koruyalım, gözetelim demiyorum. Kızlarımızın da okumasını sağlayalım. Kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu aklımızdan yitirmeyelim. Kendi nefsimize, kendi şeytani emellerimize, kör nefsimizi tatmin etme sevdasına uyup yaptığımız her türlü ihanetin bir bedelini düşünelim. Biz ihanet ediyorsak, aynı durumu onların yerine koyarak bir düşünü verelim. Bir çok erkek eşi kendisini aldatırsa; bu işi namus paklar diyerek işlenen cinayetler yok mu? Ey erkekler; eşiniz aldatınca namus belası oluyor, kurşun yağmuru oluyor da siz aldatınca mı efendilik kabul ettiğiniz şerefsizliklere de kurşun sıkılmasın mı? Aldattığınız eşiniz de bu bir namus belası deyip size kurşun sıkmasın mı? Her neyse dostlarım. Konuşulacak o kadar çok sözler var ki, sözü uzatmadan şimdilik burada keselim.
Saygılarımla.
Hüseyin DURMUŞ
Emekli Edebiyat Öğretmeni
www.kafiye.net sahibi
Şair ve Yazar
EŞSİZ VE MAVİ
Puslu bir akşamüstü bakarsın ya gün batımına
Hayran kalırsın gökyüzüyle denizin aşkına
Güneşiyle ısıtır gökyüzü denizini
Sevdalıların aşklarıyla ısıttığı gibi kalbini
Deniz ile gökyüzü gibidir aşklar
Göğün sonsuzunda kaybolmak
Denizin derinlerinde boğulmak
Akıntının içerisinde yok olmak gibi
Deniz ile gökyüzü gibidir aşklar
Uzaktan bakınca tek bir çizgi
Tek yürekte sevda gibi
Erişilmez eşsiz ve mavi
Gökyüzüne bakarsın
Bulut olur uzaklaşır
Denizlere ses verirsin
Dalgalara karışır sesin.
SERAP ATAY
21-12-2009
www.kafiye.net