Kategoriler


Tarih 10 Ağu 2020 Kategori: Burhan Aksu

Cemalde tecelliye âşık olmuşsa kişi

Cemalde tecelliye âşık olmuşsa kişi

Cemalde tecelliye âşık olmuşsa kişi
Gece gündüz her yerde onu bulmaktır işi
Vuslata ulaşmaktır gördüğü her bir düşü
……….İnsan mutlu olur mu kalp hasretle yandıkça
……….Ateşi alevlenir dil adını andıkça

Her gelen yeni güne güneş gülerek bakar
Yeryüzünü ısıtıp sakar çölleri yakar
Gönül âşık olunca başkasını kim takar
……….İçine hüzün dolar vuslata inandıkça
……….Ateşi alevlenir dil adını andıkça

Titreyerek yanan mum dibine ışık vermez
Gönlündeki sırrına insanın aklı ermez
Güle âşık olanın gözü dikeni görmez
……….Mecnun gibi dolaşır göz kulağa kandıkça
……….Ateşi alevlenir dil adını andıkça

Aklı havalardadır hayır olmaz işinde
Gözü kimseyi görmez bir tat yoktur aşında
Acı ve hüzün vardır her damla gözyaşında
……….Teselli bulur her bir gül yüzü o sandıkça
……….Ateşi alevlenir dil adını andıkça



27-03-2018
Şair, Burhan AKSU
www.kafiye.net


Tarih 10 Ağu 2020 Kategori: Tamara Rustamova Tənha Bulud

QAÇMAQ İSTƏYİRƏM

QAÇMAQ İSTƏYİRƏM


Qaçmaq istəyirəm başımı alıb
Bu dünyanın üzündən, astarından
İkiüzlü ,haçadilli adamlarından.
Həsədlərdən, qeybətlərdən
Gözlərimin önündə qurulan
Oyunlardan, tələlərdən
Ciblərə axışan rüşvətlərdən,
İkrah doğuran sifətlərdən
Yorulmuşam, usanmışam.
İradəni, dözümü
Sınağa çəkməkdən,
Quyuların dibindən
Həqiqətin ipini çəkməkdən,
Üzü dönmüş təbiətin
Gileyini eşitməkdən
Yorulmuşam ,usanmışam.
Həyat eşqim dalana dirənib….
Sonsuz, dibsiz kainata
Gözlərim zillənib.
Ümidin sükanına söykənib
Fikir gəmisində tək-tənha qalmışam.
Qəzəb dalğalarıyla cəng etməkdən
Yorulmişam ,usanmışam.
Kaş dünyaya doğulanda
Bir yarpaq tək ,bir torpaq tək doğulaydım.
Ya da taleyi havada asılı qalmaq olan
Səyyar bulud olaydım.
Gəzəydim diyar-diyar, ölkə-ölkə
Köksümdə şimşəklər, ildırımlar-
Qəzəb ,övkə.
Yağaydım, yağaydım..
Bulud gözlərimdən axıdaydım
Nisgilimi, kədərimi
Şimşək dilimlə deyəydim
Deyə bilmədiklərimi.
Yaşayaydım bulud taleyimi.
Boşaldaydım yükümü ,
Yenidən dolmaq üçün.
Tanrının xidmətində
Müntəzir olmaq üçün.



Tamara Nadirevo Tənha Bulud
/ 2004-cü il
www.kafiye.net



Tarih 10 Ağu 2020 Kategori: Nazli Hacili

ÖYRƏTDİN MƏNƏ.

ÖYRƏTDİN MƏNƏ..



Küsdün həftələrlə,aylarla getdin,
Uzaqdan sevməyi öyrətdin mənə.
Ruhumu,canımı pərişan etdin,
Uzaqdan sevməyi öyrətdin mənə.
*
Gözümdə,könlümdə bir tək sən oldum,
Eşqinlə,sevginlə qəlbimə doldun,
Hədsiz istirabdan günbəgün soldum,
Uzaqdan sevməyi öyrətdin mənə.
*
Hər gələn kölgəni bənzətdim sənə,
Ağladım,qəhroldum mən yana-yana,
Ayrılıq dərd verdi,qəst etdi cana,
Uzaqdan sevməyi öyrətdin mənə.
*
Vəslinə yetişmək bir xəyal oldu,
Gözlərim hər zaman yollarda qaldı.
Ağlıma gəldikcə gözlırim doldu,
Uzaqdan sevməyi öyrətdin mənə.
*
Dönsənə,sevdiyim,gözümün nuru,
Gəl ki,vəfan ilə bu eşqi qoru,
Tək bir öyrənməkdi bu işin zoru,
Uzaqdan sevməyi öyrətdin mənə.




Nazlı Hacılı.

www.kafiye.net


Tarih 10 Ağu 2020 Kategori: Serdal Göçmen

Yarım kalır gül dudakta ayrılık

Yarım kalır gül dudakta ayrılık



Bitmez yollar, ayrılıklar
Sevdalar yarım kalır
Giden gelmez, geri dönmez
Mumlar hep sönük kalır
Yarım kalır gül dudakta ayrılık

Yollar ulaşılmaz olsada
Sen yollara sevdalısın
İflah etmez seni bu yalnız seyirler

Sen yollara sevdalısın
İstesende ulaşamazsın
Ve tamda kucaklayacakken yaşamı
Yarım kalır umutların
Yarım kalır gül dudakta ayrılık

Umut bir uçurum
Ölüm bir kurtuluşken
Ve tamda düşecekken
Tombul yanaklı bir bebenin yanaklarında
Kucaklarsın yaşamı
Tamda sıfırdan başlayacakken
Yarım kalır düşlerin
Yarım kalır gül dudakta ayrılık




Serdal Göçmen
www.kafiye.net


Tarih 10 Ağu 2020 Kategori: Serdal Göçmen

Ölmek için güzel bir gün (Öykü)

Ölmek için güzel bir gün (Öykü)




“Deniz ve Mehtap sordular seni; Neredesin?” Şarkısını söyleyedursun ikinci sınıf pavyon konsomatristi; Denizin dalgalarının titrek uğultusuna karışan yumuşak, yarım kalmış acıklı ses yaşlı adamın içine işliyordu. Sahilde ılık bir rüzgâr gibi duyduğu bu ses ona su gibi akıp giden geçmişini hatırlattı. Doğrularını, yanlışlarını, hatalarını, sevaplarını, yapmak istediklerini, yapamadıklarını, yarım bıraktıklarını, üzüntülerini, sevinçlerini, pişmanlıklarını düşündü. Acılara yumdu solgun gözlerini. Yaşananlar çırılçıplak gerçeğin kendisiydi. Geçmişinin çıplak ayak izleri sisler bulvarından geçen Halikarnas balıkçısı misali hayalinde belirdi. Zaman nedir? Hayat nedir? Diye geçirdi içinden. Filmlerde izlediği, romanlarda okuduğu gibi zamanda yolculuk mümkün müydü?

Yaşlı adam bu engabeli düşüncelere daladursun uzakta balıkçı teknelerinin belli belirsiz ışıkları parlıyor, yalnız ve ıssız fenerin ağustos böceklerini andıran ışığı yanıp sönüyor, ışık denizin dibine düşmüş gümüş bir hançer gibi geceyi süslüyordu.

Derin bir iç geçirdi. Geçmişe dönüp hayatından pişmanlıklarını silmek istedi. Zaman; derin boşluktaki gecede kuyruklu yıldız misali iz bırakarak akıp gitmişti. Zaman her şeye merhem mi? Zaman acıları unutturabilir mi? Yaşamdan yediği acı tokatları unutabilir miydi? Keşke mümkün olabilseydi. Akan zamanı geriye döndürüp üzdüğüm kalbini kırdığım insanlardan af dileyebilseydim diye düşündü. Kimisi ölmüş, kimisi kayıp uzakta, kimisinin adını bile hatırlamıyordu. Ama en azından tanıdıklarımdan, bildiklerimden af dileyebilirim diye düşündü. Yüreğinde tatlı bir huzur hissetti. Kalp kırmanın ne kadar acı olduğunu biliyordu. Onun kalbi de defalarca kırılmıştı. En çokta en sevdikleri acıtmıştı. Dostum, Canım dediği insanların kendisini ne kadar üzeceğini tecrübe etmişti. Ama artık zaman; geçmeyen sızı, bitmeyen yol, yağmayan yağmur gibiydi.

Sonra bu düşüncelerden vazgeçti. Bunlarla uğraşacak ne zamanı ne takati kalmamıştı. Ömründe en çok sevdiği insanı, biricik eşini ve onu en iyi anlayan hayat arkadaşını kaybetmenin acısı hepsinden daha kötüydü. Vicdanı rahattı onu hiç üzmemişti. Eşten çok bir vefalı dost gibiydiler. Birlikte ağlar, birlikte gülerlerdi. Birbirlerini her yönden tamamlıyorlardı. Onun ölümüne çok üzülüyor, kalbi acıyordu. Sanki ruhu bedeninden çıkmış gibiydi.

Tatlı, sıcak, romantik, güzel bir yaz günüydü. Oturduğu yüksek falezlerin üstünden kıyıdaki evlerin, otellerin, pansiyonların geceye huzur veren ışıklarını seyretti. İnsanlar sahilde, balkonlarda, sokaklarda, parklarda çocuklarıyla, eşleriyle, sevdikleriyle mutluydular. Buraların insanları mutluydu. Yaz insanı mutlu ederdi. Mutsuzluk yaza yakışmazdı. O ise hayatında daha önce olmadığı kadar mutsuzdu. Onca yıldır aynı yastığa baş koyduğu eşini kısa bir süre önce kaybetmişti. Ömründe İlk defa kendini kimsesiz ve yapayalnız hissediyordu. Tutunacak dalı, dayanacak gücü, derdini paylaşacak kimsesi de yoktu. Kendini evine hapsetmiş, hiçbir şeyden zevk almıyor, insanlardan kaçıyordu. Fani dünyada sarılıp koklayacak çocuğu da yoktu. Çocukları olmamıştı. Ama o bunu dert etmemiş, bir gün bile eşine yansıtmamıştı çünkü onu her şeyden çok seviyordu.

Şimdi hayat ve zaman sanki durmuş vakit geçmiyordu. İçindeki sıkıntı günden güne daha da büyüyordu. Üzüntüden yemeden içmeden kesilmiş, nefesi zayıflamış, sağlığı günden güne bozulmuştu. Bu hayatta eşinden başka kimsesi yoktu. Kırk yıla yakın hiç ayrılmamışlardı, her yere beraber gider, her şeyi beraber yaparlardı. Eşinin üstüne gül koklamamış, onu hiç aldatmamıştı. Onunla karlı ve ayazlı bir günde otobüs terminalinin bahçesinde tanıştığı günü hatırladı. Görür görmez hemen kanı ısınmıştı. Ne kadar sevimli ve sıcakkanlıydı. Başındaki kırmızı bereyi, omzundaki kırmızı atkıyı dün gibi hatırlıyordu. Oldukça kalın giyinmesine rağmen minik bir serçe gibi soğuktan nasıl da titriyordu. Ona acımış üzülmüştü. Yanına gidip; “Hanımefendi isterseniz otobüsünüz gelene kadar içeride bekleyin, üşüyorsunuz, içerisi sıcaktır ısınırsınız” demişti. Kız onu sanki daha önce tanıyormuş gibi bir süre bakmış ve güvenmişti. İçeri girip ısınmışlar, otobüsleri gelene kadar sohbet etmişler, birbirlerini tanıyıp sevmişler ve bir kaç yıl sonra evlenip ömür boyu hiç ayrılmamışlardı. Ama şimdi onları ölüm ayırmıştı. Oysa ne güzel hayalleri vardı. Emekli olunca bir karavan alıp önce memleketlerini sonra dünyayı dolaşacaklardı. Kendisi üç ay önce emekli olmuştu. Eşi iki yıl sonra olacaktı. Ama ne yazık ki emekliliğini yaşayamadan dünyadan göçmüştü. Kader ağlarını örmüş, Yaşam en ağır tokadını vurmuş ve kara bulutlar nereye gitse tepesinde geziniyordu.

Vasiyetini yazmıştı. Küçük bir evi ve eski bir arabası vardı. Her şeyini çocuk esirgeme kurumuna bıraktı. Zaman buldukça gider, çocuklara yardım eder, onları bir baba şefkatiyle severlerdi. Çocuğu olmamıştı ama bütün çocuklar onundu.

Kalktı, arabasına binip evine gitti. Vasiyetini ve yanında bir not yazdı. Masanın üstüne koydu. Kapıyı anahtarı üstünde açık bıraktı. Köpeğinin, kedisinin yemini suyunu verdi. İkisini de insanlar sahiplensin diye kapının dışına bağladı. Arabasına bindi. Sahilde gelip ustaca park etti. Falezlerde yüksek bir kayaya çıkıp oturdu, bir sigara yaktı. Derin bir nefes çekti.

Unuttuğu bir şey vardı, yapması gereken bir şey, yapabileceği bir şey, yapmak zorunda olduğu…

İnsanlar sahilde gülüp, oynayıp, eğleniyordu. Deniz durgundu, insanlar mutluydu, temmuzdu, yazdı, hava sıcaktı, kendini boşluğa bıraktı.

Ölmek için güzel bir gündü.

Sabah köpeğinin ve kedisinin acıklı sesinden uyanan komşusu polisi aradı, arabası sahilde bulundu, cesedi kıyıya vurdu, polis notu buldu, notta iki dörtlük vardı.

Ah ile geldim dünyaya
Buldum nur yüzlü sultanım
Tam huzura erme vaktinde
Mukadder oldu hicranım
Beden zulüm oldu dünyaya
Eyvahlarım kahrım bilinmez
Ömrüm ışıksız bir zindanda
Ah ile hayat çekilmez.



Yazan: Serdal Göçmen
www.kafiye.net


Tarih 10 Ağu 2020 Kategori: Serdal Göçmen

Bir dokunsan içim yanar

Bir dokunsan içim yanar

Bir dokunsan içim yanar
Ziyan olur gençliğim
Eski fotoğraflarda
Solar solar giderim

Bir dokunsan içim yanar
Alev olur patlarım
Kimse durduramaz beni
Romanlardan fırlarım

Bir dokunsan içim yanar
Yer yarılır düşerim
Karanlık korkutamaz beni
Sensiz ölümden korkarım



Serdal Göçmen
www.kafiye.net


Tarih 10 Ağu 2020 Kategori: Derya Akar Balcı

HAYAT MUTLU OLMAK İÇİN

HAYAT MUTLU OLMAK İÇİN


“ Hayat mutlu olmamak için çok kısa” dedi Agapi. Eros ise “ben sensiz bir hiçim “ dedi en tutkulu tavrıyla. Hayatı yalnız yaşamanın anlamsızlığı üzerine söyleştiler. Aşk bizler içindi. Seven kalpler içindi. Yeşil gözlere bakıp seni seviyorum demekti.

Agapi devam etti aşkını anlatmaya… onu gördüğünde gözlerin buğulanır, etrafı göremez olursun. İçinde kelebekler uçuşur, midene kramplar girer. Güneş her zamankinden daha parlak olur. Güneşe bakar aşkını görürsün. Kır çiçekleri güllerin olur. Soğuk sularda yüzersin umarsız. Onu görmek, hep görmek istersin. Yemez içmez olursun. Uçan martılar dostun olur, aşkını anlatırsın. Onlarla yarenlik edersin. Ah Agapi…

Eros başladı anlatmaya… aşk tutkuların en güzelidir. Gece ile gündüz gibi sevdiğin olmadan yaşayamazsın. Ona sarılmadan uyuyamazsın. Her an yanında olursun. Aşkı sevmektir. Aşkın kendisine aşık olmaktır. Gözlerinin içine bakıp deryayı görmektir. Onsuz bir dakika bile geçirmemektir aşk. Her an yanında, düşüncelerinde ve hayallerindedir. Dokunmaktır. Hissetmektir. Susamaktır. Yaşamaktır doya doya. Eros seni seviyorum …

Güneş her zamankinden daha parlaktı. Gökyüzünün mavisi denize vurmuş, deniz pırıl pırıldı. Gündüz yakamozları  gözleri kamaştırıyordu. Teknemiz limandan hareket edeli bir saat olmuştu. Onur’un ağzını bıçak açmıyordu. Sadece yanımda oturmuş, bana sarılıyor ve gözlerimin içine bakıyordu. Ben de onun gözlerinin içine bakıyordum. Ne kadar böyle bakıştık hatırlamıyorum.  Dudaklarından şu mısralar dökülmeye başladı:

Denizin mavisi
Saçlarının dalgası
Şu uçan martılar
Eşlik ediyor bize
Dinle bak ne diyor rüzgar
Onur seni seviyor…

Bir martı üzerimizden hızla geçiyor. Çok yakın olmalı ki kanat çırpışını duyuyorum. Gagasından tekneye bir şey düşüyor. Onur alıyor ve bana uzatıyor.  Benimle bir ömür boyu  yaşamaya var mısın, diye soruyor. Elbette, evet, diyorum.

Seninle bir ömür değil sonsuza kadar yaşarım.  Aşkım , canım, yeşil gözlü yarim.

Haftanın dörtlüğü:

Özgürlüğü kondurdum saçlarının teline
Rüzgarda savrulan sonbahar yapraklarına
Seni  fısıldadı rüzgar inceden inceye

Sevgilerin en güzelini anlattı sevdalılara…


Derya Akar Balcı
www.kafiye.net


Tarih 10 Ağu 2020 Kategori: Derya Akar Balcı

Sustum.

SUS-KU-N

Sustum.                                                             

Bilinçsizce, umarsızca. Susturdular beni, beni benden alacaklarını düşünmeden. Duygularımı yitirdim, attım onları bir paçavra gibi evimin en kuytu köşesine. Sevişmelerim yalın kaldı, sade eylem oldu. Duygusuz, umarsız bir sonsuz yürüyüş oldu. Sonra sevişmelerim de bitti. Ben kaldım. Sadece ben. Yapayalnız, etten ve kemikten ben kaldım. Suskun. Duygusuz. Bedenim ve eylemlerim kaldı elimde.” Elimdeki kağıdı buruşturup fırlattım sokağa. Okuyamadım, okumadım. Gözlerimden yaşların akmasına engel olamadım. Her damla gözyaşımda seni akıttım içimden, yitirdiğimi anladım. Gözyaşlarım  seni kaybedişimin izleriydi. Bulamadan yitirdiğimin kanıtıydı. Yoktun yanımda.

Yokluğunla yaşamaya alıştım. Kitaplığımdaki her kitabın arasından notlarını bulduğumda yaşadığım sevinci anlatamam sana. Ama o kız için yazdığın not hala aklımda. Okuyamadığımı hatırlıyorum. Devamını başka bir kitabın arasında bulurum ümidiyle tüm kitapları okumaya başladım. Her gün bir kitabını okuyorum. Bugün sırada “Yitik Güller “ var. Epey sardı beni. Bir çırpıda okudum. Arasında bulduğum not kurumuş bir güldü…

Gülüm,
Sarı,pembe çiçeğim
Uzak özlemlerin çilesi
Sevgimin adresi

Her yaprak bir gül, kurumuş, yıpratılmış, unutulmuş… Anların yazıldığı, yaşanmışlığın izlerini taşıyan birer yaşam…




DERYA AKAR BALCI

www.kafiye.net


Tarih 6 Ağu 2020 Kategori: Adevviye Şeyda Karaslan

“Kadınlar Size Allah’ın Emanetidir.”

“Kadınlar Size Allah’ın Emanetidir.”
Hz. Muhammed (sav.)

Elli beş yılda çok hor kullandığım, hiç iyi koruyamadığım, hiç yorulmayacak, isyan etmeyecek zannettiğim tüm bedenim gibi, artık ciddi alarmla, tuşlara basmakla bile acı veren ellerimi de ancak çok elzem işlerde kullanmam zorunlu hale gelmiş olsa da, üstelik pek tatsız bir konuda uzandığım yerden yazmadan edemeyeceğim.

Tatsız konu kadınlar üzerindeki erkek zulmü…
Bu gün hastanede sıra beklerken, bir erkeğin karısına zulmüne tanık olduk. Yaklaşık on kadındık. O kadar kadını bir arada görünce dengesini kaybettiği için mi egosu tavan yaptı bilemiyorum. Birden karısına hakaret etmeye, aşağılamaya başladı adam.

Zavallı kadının zaten evlerinde de farklı davranış, sevgi görmediği, yoksunluktan kendini yemeye verdiği, ya da stresten hormonal dengesinin alt üst olduğu göstergesi tombul bedeni, derin kederler akan, oldukça saf olduğu çok belli olan çocuksu yüzünden çok bariz okunuyordu.

Onca insanın içinde aşağılanmasına, hakaretlere uğramasına tepki veremediği gibi çaresizce çocuk gibi içini çeke çeke ağlayışını görünce kontrolümü yitirdim.
Yanımdaki kadınların yüzlerine baktım tek tek. İçimden geçen biz on kadın birlik olup bu aşağılık adamı bir güzel dövmeliyiz düşüncesi idi.

Diğer kadınların yüzünde tepki bile görememek hepten çıldırttı beni ve tasavvuftaki hiç bir tecelliye karışma, tepki verme, sükunetini koru gibi bütün kuralları ihlal ederek adamı çirkin davranışından ötürü bir güzel azarladım. Kalkıp pataklamamak için de zor tuttum kendimi.

Adam hiç beklemediği sert tepki ile şaşkın ne diyeceğini bilemedi. Kadının yüzünden bir hemcinsinin kendisinin durumuna üzülüp savunması, hesap sorması, tepkisini göstermesiyle yanaklarını al al eden tanımı çok zor duygular geçti.
Daha yapıcı olma çabasıyla sevgili peygamberimizin “Kadınlar size Allah’ın emanetidir.” hadisini hatırlatsam da adam da Allah korkusu falan yoktu ki!

Olsa zaten kadınının, çocuklarının annesinin gönlünü kırmayı düşünemezdi bile.
Adama hesabı sorulur bir gün dediğim an kendi hatıralarımdan beni günlerce ağlatan biri geldi aklıma. Belki hoş değil ama bu ibret olması bakımından yazılması gerekenlerden. Özel olmaktan çıkması gerek işe yaraması için.

Çok şükür fiziksel şiddete Rab’bim izin vermemiş olsa da çocuklarımın babası da maalesef başkalarının yanında da olmak üzere kötü davranır, çok üzerdi. Bir sabah uyandığımda yanımda kan ter içinde bunalmış, inler, titrer halde gördüm. Kabus mu görüyorsun diyerek uyandırdığımda korku içinde bana sarıldı ve bir süre sonra kabusunu anlatmaya başladı.

Elbette yüzünü görmemiş fakat yüce Allah’ımız sabaha kadar sorguya çekmiş kendisini. “Ben onu sana emanet ettim, ona niçin kötü davranıyorsun? ” demiş. Neler hissettiğimi anlatmak çok zor. Belki de maneviyata yönelişim, o tarihten sonra adım adım değişerek bambaşka bir insan oluşumda bu olay en büyük etkendi.

Eşlerine, kızlarına, sevgililerine hatta annelerine kötü davranan tüm erkeklere ibret olsun. Asıl hesap günü halleri bu kabustan çok daha zor olacak mutlaka. Bir gün hiç ummadığınız bir anda alınıverirler de belki elinizden. Emanete ihanet etmeyin lütfen…

Kadınlar çiçektir, çiçekle bile incitilmemelidirler…

Adevviye Şeyda Karaslan

06 Ağustos 2017
Not: Yazı eski. Şu an gayet iyiyim şükürler olsun.
Hayırlı sabahlar. Sevgiler…


www.kafiye.net


Tarih 6 Ağu 2020 Kategori: Nilüfer SARP

KEŞKE VAKİT OLSA

KEŞKE VAKİT OLSA

Günler geçip giderken, koşuşan atlar gibi
Durmak isteriz amma elden kaçar dizginler
Ömür denilen ne ki? Kuşta kanatlar gibi
Çırparak yol alırken biter sayılı günler

Bin adımda bir fersah mesafe kat ederken
Hazan vurup dalından düşen son yaprak gibi
Vakit varken durmayıp, o menzile giderken
Basılıp çiğneniriz bir avuç toprak gibi

Neden geldik dünyaya düşün bul cevabını
Sapma hiç doğru yoldan kul ektiğini biçer
Çıkarmazsan aklından alırsın sevabını
Kimse kalmaz ebedi dünyaya bakıp geçer

İnanarak yaşarsan sorun olmaz serinde
Bir gün göçüp gidersin ahirete ver değer
İman ağacı kökü bil ki pek çok derinde
Sığın hep Yaradan’a inancın varsa eğer

Ömür sona varınca, “eyvah!” diyen kullarız
“Keşke vakit olsa,” der; isteriz başa dönmek
Sevapları ateşler, günahları külleriz
Amma çare yok artık; akıbet taşa dönmek



NİLÜFER SARP
www.kafiye.net