şiir. öykü, makale, deneme, tiyatro, masal, fıkra, anı, sohbet, röportaj yazılarının yayınlandığı uluslara arası yazar ve şairlerin katılım gösterdiği edebiyat sayfasıdır. Uyum platformudur.
Tipi boran yağdı gönül dağına
Gözlerin hedefi görmüyor turnam
Bilirim hasretsin irem bağına
Melikesi izin vermiyor turnam
Toz duman yükselip arşa çıkınca
Ceylana sevdayla sana bakınca
Yüreğine âşk şimşeği çakınca
Gözler yuvasında durmuyor turnam
Bulutların kar beyazı sarısı
Rahmeti bahşeder gece yarısı
Firdevsi alânın nazlı hûrisi
Sevda hicabını germiyor turnam
Katarın başını tuttuğun zaman
Hicrânı firkati attığın zaman
Vuslat menziline yettiğin zaman
Gönül kanadını sermiyor turnam
Düşerim ben yokluğunda kuyuya
Gonca gülüm benzedi açelyaya
Bakma sam yeline yağan doluya
Yanmayınca gönül ermiyor turnam
Emine ÖZTÜRK/BALIM SULTAN
www.kafiye.net
Bilirsin yalnızlıktan korkarım
Bir de karanlıktan
Yoruldum işte,karanlığın yalnızlığında susmaktan
İçimde saklandığım odalardan ışık gelmiyor
Umutlarım kanıyor sensiz yaralarımdan
Burası çok soğuk ve nemli
Sen sızıyorsun duvarlarından
Yaşadığımı bile unuttum ”sen” kaybından sonra
En dipte çıkmayı bekliyorum ruhumdan
Acılarım hissizleşti varamıyorum yokluğunun kaybına
En kanamalı hastayım tek ”can” grubu ”sen” olan.
Unutma.!
Bu karanlık ve yalnızlık ikimizin olacak
Zaten ben sensiz hiç bir yere gidemedim
Bilirsin.!
Yalnızlıktan korkarım
Bir de karanlıktan
Bir de sensizlikten…
Ümran YILDIRIM
www.kafiye.net
SÜKÛTA YATIR GÖNLÜ
Özgür bırak aklını duygulara aldırma
İhtirasla dolaşıp ona buna saldırma,
Toprağın üstü de var, altı da var nihayet,
Yalvar Hakk’a; kendini gayyalara daldırma.
Aldırmam kuru lafa aşk yolunda koşarım
Engelleri yıkarak zorlukları aşarım
Vefalı ol sadık ol isterim samimiyet
Bulursam aşk da bunu mutlulukla coşarım
Sunarsan aşkı eğer elinden sek içerim
Sevdanla olur serhoş kendimden de geçerim
Razı olur kadere etmeden hiç şikayet
Her iki dünyada da seni yârim seçerim
An adımı adınla durma yüreğine yaz
Sükûta yatır gönlü budur Allah’a niyaz
Yaşayalım bu aşkı vuslata edip niyet
Ver elini elime etmeden hiç eda naz
Senden başka herkesi kalbime yasakladım
Özlemine gark olup saçlarımı akladım
Arama orda burda benim olmazsan şayet
Sevgini kalpgahıma ebediyyen sakladım
Nilüfer feryatlarda sevgili duy sesimi
Hisset artık ne olur aşk kokan nefesimi
Bu sevda şavaşında alırsam galibiyet
Uçarım vuslatına kırarak kafesimi
NİLÜFER SARP
www.kafiye.net
LEYLA’M
Nice karlar yağdı enğin dağıma
Aşk denen bir ömür sürmüyor leyla’m
Ne güzeller girdi gönül bağıma
Goncalar teselli vermiyor Leyla’m
Yıldızlar ağlıyor gece yarısı
Yaşanan aşkların bize darısı
Kaldım vuslat ile ölüm arası
Sevenler murada ermiyor Leyla’m
Bu aşkın son faslı bittikten sonra
Oturdum ağladım gittikten sonra
Gitmeye yeminler ettikten sonra
Yolcular halimi sormuyor Leyla’m
Gördüm ki tarumar pazarın çarşın
Ayrılıktan yana çalıyor marşın
Namlunun ucundan sürdüğüm kurşun
Bir türlü hedefe varmıyor Leyla’m
Aç gamzelerini güllere inat
Takvim yaprağında yıllara inat
Bozarım yemini kullara inat
Şarkılar yaramı sarmıyor Leyla’m
HARUN YILDIRIM
www.kafiye.net
KORKUYORUM
Beynimin pazarında bozulursa tartılar
Dünyanın çamuruna batmaktan korkuyorum
Özgürlüğü getirin bana beyaz martılar
Sonsuzluga bir adım atmaktan korkuyorum
Nasıl hasret bir bilsen karanlık ışımaya
Kandiller talip olmuş güneşi taşımaya
Yıldızlar razı değil gündüzle yaşamaya
Hayatı düğümleyip yutmaktan korkuyorum
Terzi elinde makas bedenime bakıyor
Bak mezarcı tabuta iki çivi çakıyor
Azraili görünce ruhum tövbe çekiyor
Karanlık bir çukura yatmaktan korkuyorum
Petekleri görünce arılar sanmış kovan
Çırpındıkça yükseldi baktım koca bir tavan
Gezme üstümde gafil en son burası yuvan
Haykırıp mezarcıya çatmaktan korkuyorum
Yorgun ayaklarıma takılan kurnaz çakıl
Sen değilsin mimarım benim önümden çekil
Hangi ressamlar çizer yedi alem bir şekil
Kalem kör kandil amma , tutmaktan korkuyorum
Penceresiz bir çukur ağaçla süslü odam
Bu bir rüya olamaz üstümde koca bir dam
Gaipten bir ses duydum uyan gayri be adam
Heybem ile imansız gitmekten korkuyorum
HARUN YILDIRIM
www.kafiye.net
Bir sabah göz göze, geldik seninle
Baktım da kavruldum, yanık teninle
Yarenim, yoldaşım, battım seninle
Sen de bağlanmışsın, benden betersin
Sen de benim gibi, yanıp durmuşsun
Gelip yüreğime, otağ kurmuşsun
Benli her bir düşü, hayra yormuşsun
Hara dağlanmışsın, benden betersin
Senin de ben gibi, yüreğin yanık
Hallerin yamanmış, görenler tanık
İstersen say beni, idamlık sanık
Aşkla sağlanmışsın, benden betersin
Kaderimiz aynı, kuyumuz aynı
Hamurumuz aynı, suyumuz aynı
Sevda deryasında, koyumuz aynı
Yaman düğümlenmiş, benden betersin
Halimi anlatsam, sen de şaşarsın
Her anı benimle, birlik yaşarsın
Bazen durgunlaşır, bazen taşarsın
Boşa eylenmişsin, benden betersin
Emine ÖZTÜRK(Balım Sultan)
www.kafiye.net
DAĞLARINŞİİRİ şiiri sesli dinlemek için tıklayınız.
DAĞLARIN
Dağların inilemesini dinlerken,
Sazın teline takıldı düşünceler,
Gül bahçesinde yar beklenirken,
Sazın teline takıldı düşünceler.
Dostun yokluğu ciğeri sızlatır,
Güzelin yokluğu kalbi sızlatır,
Dertler sıraya girmiş gönül sızlatır,
Sazın teline takıldı düşünceler.
Yemen’den gelmesi beklenen kahvenin,
Nağmeleri yükselir ahu güzellerin,
Bir bardak suda kıyamete gidenlerin,
Sazın teline takıldı düşünceler.
Sevgiyi yitiren güzelin derdine,
Kendini yitiren yiğidin derdine,
Söz gider döner kendi derdine,
Sazın teline takıldı düşünceler.
Her güzelin bakışına aldanma,
Dostundan başkasına inanma,
Yolda kalınca ortada dolanma,
Sazın teline takıldı düşünceler.
Der Hüseyin senin düşüncene,
Güzeller girerse, git ercesine,
Bir gün olur seni dinlercesine,
Sazın teline takıldı düşünceler.
Balçova 04.10.2004
Hüseyin DURMUŞ54
Emekli Edebiyat Öğretmeni
Şair Yazar
www.kafiye.net
Naneli Şeker
(Hatice Eğilmez Kaya)
Naneli şeker tadında bence hayat. Hafif buruk bir hali var. Şekeri az serinliği fazla sanki.
Bir öğrencim çekip çıkardı hafızamın sandıklarından bu eskimeyen lezzeti. Elindeki şeker paketini avucumun içine savurdu; onlarca şekerden biri yuvarlanıp bahtıma düştü. İçim ürperdi nedense.
Ne zaman bir şekerci dükkânına, pastaneye ya da tatlıcıya girsem büyüdüğümü unuturum. Küçük bir kız çocuğu olurum birdenbire. Beş altı yaşındaki çocuklar gibi şen gözlerle etraftaki albenili pastalara, şekerlere, tatlılara bakarım. Hepsine kavuşmak mümkün olmadığı için hangisini alacağımı şaşıra şaşıra her birine gider gelir aklım. Onu mu alsam, yoksa bunu mu?
Bir keresinde yakın bir arkadaşım, ben ve arkadaşımın kızı bir tatlıcıya girmiştik de; sonradan kendi kalbimde mayalanan hadsiz sevincime şaşırmıştım, hiç unutmam. Asıl sevinmesi gereken küçük, güzel kız bütün sakin huylu yaşıtları gibi annesine ufak göz hareketleriyle anlatırken meramını, ben -mecazda da olsa- dükkânı fır dolanmıştım. Ne alacağıma zor karar verip, aklım arkamda bıraktığım ihtimallerde kalarak, elim kolum dolu çıkmıştım dışarı. Ah, annem olsaydı yanımda, “ne oldu Allah aşkına, bir sakin ol,” derdi herhalde.
Şekerci dükkânlarının rengârenk bir dünyası var. Bizim siyah beyaz âlemlerimize tezat. İçlerine girmeye görelim, bir ömrü orada geçirmek arzusu gelir yerleşir yüreklerimize. Şekerlerin sevecen misafirperverliği sayesinde, gerçekte ellerimizle dokunamayacağımız gökkuşağı; olanca safiyeti ile, engin gönüllülüğü ile aramıza iner. Dudaklarımıza, dillerimizin üzerine; daha sonra da kalplerimize çocuksu sevinçler eker. Günler bazen acı olsa da, bu acılıkla alay eden neşeler var iyi ki…
Yıllar yıllar önce mahallelerimizin müdavimi ‘macuncular’ vardı. Bazen gürültülü seslenmelerle, bazen sakin bir eda ile bizleri şekerin sihirli iklimine çağırırlardı. Üstü kapalı, camdan inşa edilmiş, minicik tezgâhları olurdu her birinin. Renkli macunlar kendilerine ayrılmış bölmelerde alıcılarını beklerdi, mütevekkil ve uyumlu bir hal sergilerdi bu bekleyiş. Dervişane şekerler ne kadar sabırlı ise biz o kadar sabırsızdık. Küçük ellerimizde madeni paraları sıkardık, tahta bir çubuğa dolanacak macunlarımıza kavuşmadan önce. Sıra bize geldiğinde satıcının uzata uzata hazırladığı mutluluğu olanca hevesimizle kapar, koşarak oradan uzaklaşırdık. Mutluluk öyle kıymetli bir hazine ki yakalayınca onu, sahip çıkmalı; elimizden alınmasın diye dağ başlarına kaçmalıyız belki de…
Çoğumuza sorsalar, ‘şekerler içinde elmalı şekerin yeri apayrıdır,’ deriz. Yüz yaşına da gelse elmalı şekeri sevecekler var aramızda. Küçükken bu muhteşem güzelliği yemeğe başlamadan önce anneme uzatır, ondan ‘deve yapma’sını rica ederdim. Henüz, kocaman şekeri dişleyebilecek kadar büyümediğim için. ‘Deve yapmak’ ilk ısırığı alıp kalanın kolayca yenmesini sağlamaya yarardı. Annemin gözlerinin içine bakardım ‘deve’nin adına uyumlu olarak büyük olmamasını dileyerek. Annem bu bakışın anlamını benden çok daha iyi bilirdi; bu yüzden şekerleme üzerindeki ‘deve’ hep mi hep adıyla uyumsuz olurdu.
Bir komşumuzu anımsarım ne zaman elmalı şeker dense. Vefat edeli yıllar oldu. Seyyar arabasında mevsimine göre kaynamış mısır-biz İzmirlilerin deyimi ile ‘kaynamış darı’-veya elmalı şeker satardı. Küçücük bir evde yaşayıp geçti bu dünyadan, dört evladını o evde büyüttü, sermayesi de kazancı da küçücüktü. Ömrü boyunca zengin bir adam ol(a)madı. Fakat çocuklar onun sayesinde o kadar mutlu olur, o kadar sevinirlerdi ki şimdi gerçek zenginliğin ona ait bir özellik olduğunu düşünüyorum. Tanyeri kızılından yoğun bir şeker tabakası ile süslerdi kocaman, alımlı elmaları. Keşke hayatlarımızda her şey böyle olsa; içi güzel, dışı daha da güzel…
Sayısız çeşidi var kalıcı kederlerimizi bizlere geçici de olsa unutturan şekerlerin. Hepsi de hatırlanmaya ve adını iyiliklerle anmaya değer. Naneli şekerin buruk tadına dönmek gerek yine de. Buruk fakat derin bir tadı olan naneli şekerin iddiadan uzak dünyasına. Tıpkı ayrıldığımız mekânlara bazen hasretle, bazen gerektiği için dönmemiz gibi. Babaannem çokça severdi naneli şekeri ve aslında nanenin ta kendisini. ‘Nane kokusu anne kokusu,’ derdi. Yaz kış, bazen taze bazen kuru bir tutam naneyi koklar dururdu. Çocuktum; hiç gözlerinin içine bakmazdım ninem annesini nane kokusu ile yad ettiği zamanlarda. Bu yüzden, nemleniyorsa o yaşlı gözler ben hiç mi hiç fark edemedim.
Yemyeşildir nanenin rengi… Bereketli tarlaları, uçsuz bucaksız ovaları, şenlendirir onun yemyeşilliği. Hele yaz bahçelerimizdeki konukluğuna ne desek? Bu, öyle bir konukluktur ki uzun sürse bile sıkmaz çevresindekileri. Pembe güllere de yaraşır çünkü onun yeşeren çehresi, mor menekşelere de, kızıl goncalara da… Dört mevsim, yedi iklim ömrü var renginin değilse de kokusunun çünkü… Neye değse incecik parmakları ile mis gibi kokan bir hırka giydirir ona. ‘Ana gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz,’ diyen, her türlü güzelliği anneyle özdeşleştiren atalarımıza uyup annesinin kokusunu naneye yüklemiş olmalı babaannem…
Salatalara, çeşit çeşit yemeğe tat katan nane; güzel kokusunu yanına alarak tabi olmuştur şekerin tılsımlı hükümdarlığına. Şeker, onun hoş kokulu tabiiyetine tatlı bir hüsnü kabulle karşılık vermiştir. Tıpkı iyi huylu kimselerin bir araya gelerek oluşturdukları huzur tablosuna benzer onların iç içe duruşları. Güneşli bir yağmuru düşleyelim ya da tanık olduğumuz güneşli yağmur manzaralarını anımsayalım. Nasıl hüznün ve umudun karmakarışık olduğu bir doğa olayıysa bu, naneli şeker de öyle tarifi zor tatlar emanet eder bizlere. Kimine çocukluğuna ait gölgelerle serinlemiş günlerden dem vurur, kiminin belleğindeki yemyeşil nane tazeliğindeki hatıraları canlandırır. Ağzımızda geçen günlerimiz misali eriyip giderken gelip geçiciliğimizi anımsarız, hayatlarımızın acı ve tatlılığının iç içe geçmişliğini…
Yolculuk fikri ne de sık gelip otağ kurar hem akıllarımıza hem gönüllerimize. Bir ilden başka bir ile giderken, bir mekânı terk edip bir diğerine geçerken uzayıp giden yollara, yol kenarında gördüğümüz birbirinden değişik insan ve doğa görüntülerine bakarken dalıp gitmemizde bu ezeli ve ebedi fikrin etkisi büyüktür. Uzun bir yolculuğun seyyahları olduğumuzu bilmem hatırlatmaya gerek var mı? Hani bazılarımızı yol tutar ya, bu yol tutmasından kurtulmaya nane şekeri yemenin faydası dokunduğu söylenir ve tecrübe edilir ya… Acaba zaman zaman yaşadığımız bu ‘sonsuz yolculuk tutması’na ne iyi gelir?
Yaşamak bir yanılsamadan ibaret olmalı. Bir büyük uykudan uyandırılıyoruz tek tek. Yediklerimiz, içtiklerimiz hep mi hep yalan… Ne yazık ki bir birinden hoş şekerler de eriyip gidiyorlar vefadan haber etmeden. Avucumun içine düşen o aldatıcı naneli şeker de çoktan bitti. Sayısız hatırlayışı hediye bırakarak. Oysa talihime o düşmüştü benim…
Hatice Eğilmez KAYA
www.kafiye.net

Sürmesi kudretten ceylân gözlü yâr
Ben hep oradayım sen neredesin?
Dolaştım peşinde ben diyâr diyâr
Antartikadayım sen neredesin ?
Sevdan beni benden sen olup aldı
Âşkın ateşini gönlüme saldı
Gezmediğim ne rum ne acem kaldı
Beher var kıtadayım sen neredesin?
Seni bilmem ama aha ben bittim
Ömrümce âşkınla hep takip ettim
Her nereye gitsen peşinden gittim
Tam jakartadayım, sen neredesin?
Âşkın yandırdıkça köze döndürdün
İlk baharım dedim güze döndürdün
Vuslatımı öbür yüze döndürdün!
O ilk vartadayım sen neredesin?
Bu hasret yükünü sardın sırtıma
Engel olur sanma tipi fırtına
Vefasız güzelin, akrep kurtuna
Bak ben ortadayım sen neredesin?