Kategoriler

Arşivler


Tarih 26 Mar 2014 Kategori: Hüseyin DURMUŞ

Duvardaki Resmin!

 

Duvardaki Resmin!

Sen duvardaki resmini inecek mi sandın?
Gönül gölündeki sevgini bitecek mi sandın?
Odalardaki yansıyan sesini bitecek mi sandın?
Benden sevdanın bitmesini sen isteme sakın?

 

Günler aylara, aylar yıllara sırayla eklendi,
Zaman içerisinde dertler kederlere eklendi!
Yokluklar, aşkı zorlayan panzehire eklendi!
Benden sevdanın bitmesini sen isteme sakın?

 

Yokluklar içerisinde şahlanmak gerçekten zor!
Babalık sevdası başımda olmuş kırmızı kor!
Yetişmek isterken vücudum olmuş yanan kor!
Benden sevdanın bitmesini sen isteme sakın?

 

Bir sevda yakaladım baharın son deminde,
İnsan oluşunu duydum yokluğun son deminde,
Bilir misin sevdalım, yine sen olacaksın son deminde!
Benden sevdanın bitmesini sen isteme sakın?

 

Gönül gözünün gonca gülde dem bulması!
Akşamın kızıllığında sevdanın yakılması!
Gökyüzünde şimşeklerin bizim için yorulması!
Benden sevdanın bitmesini sen isteme sakın?

 

Japon Gülüm özleminle güllere büründü!
Tomurcuklar senin için dizildi, büründü!
Duvardaki resmin acılarla kızıllara büründü!
Benden sevdanın bitmesini sen isteme sakın?

 

İzmir/ 08.12.2009
Hüseyin DURMUŞ
Emekli Edebiyat Öğretmeni
Şair Yazar
www.kafiye.net

 

 

 

  • Duvardaki Resmin! için yorumlar kapalı

Tarih 24 Mar 2014 Kategori: Sabriye ÖZÇELİK

OYUN

OYUN

Vazgeçme hayallerinden,
Her ne olursa olsun!
Yitirme umudunu,
Bitmesin hayallerin,
Sonsuzluğun,
Mutlu ol,
Sadece mutlu ol!

En iyi oynadığımız
Oyun değil midir zaten!
Sahte gülümsemeler,
Ne gariptir insanlar,
Fotoğrafların da bile
Gülümsemeye zorlar kendisini.

İnsanoğludur;
Hiçbir zaman olduğu gibi görünmez,
Durmadan oyun oynarlar.
Ama karışır;
Bedenleri, ruhları, hayatları!
Oldukları gibi görünmediklerinden!

Sahtedir yaşamları,
Rol yapmaya mahkumdurlar!
Yaşamları bir oyun olur,
Hayatları bir oyun üzerine kuruludur.

Hayaller yaşatır insanı,
Etrafta ne olursa olsun,
Kapatırsın gözlerini,
Dalıp gidersin hayallere,
Sonsuzluğa, mutluluğa.

Belki süzülür gider gözlerinden yaşlar,
Hayallerimizin geride bıraktığı,
Uçup giden umutsuzluk, mutsuzluk,
Ve belkide sonsuzluk.
Sadece hayaller yaşatır insanı, sonsuza dek.

Sabriye ÖZÇELİK
6/A Sınıfı
Hasan Pınar Çalı Orta okulu

Karııyaka/İZMİR
www.kafiye.net


Tarih 24 Mar 2014 Kategori: Sabriye ÖZÇELİK

KADER

KADER

Çaresindir insanlara,
Ne kadar çabalasalar da,
Ne kadar üzülseler de,
Yazılıdır kaderleri,
Onu yaşamak zorundadırlar,
Çok sevseler de hayatı,
Çok istese de hayatta kalmayı.
Yazılıdır kaderleri.

Yaşayamam onsuz,
Ne yaparım ben deme!
Yaşar çünkü insan,
Yapamaz bir şey,
Bağırsan da, ağlasan da;
Açılmaz gözleri,
Duymaz seni.

Ömrünün sonuna kadar ağlayamazsın ya!
Kalmaz ki gözlerinde yaş,
Ama elbet diner acın,
Onsuz yaşamayı da öğrenirsin!
Artık tek başına mücadele edersin hayatla,
Tek başına savaşırsın insanlarla,
O yoktur artık.

Sende sadece anıları ve fotoğrafları kalır.
Her gece yenilersin anılarını, fotoğraflarını.
Onu düşünmediğin bir gece olmaz.
Rüyalarında görürsün onu ancak.
Bunun için uyumak istersin,
Durmadan uyursun…

Ama unutma!
Hayat devam ediyor,
Kaderin neyse onu yaşarsın,
Kaderden kaçış yoktur.

Sabriye ÖZÇELİK
6/A Sınıfı

Hasan Pınar Çalı Orta okulu
Karııyaka/İZMİR
www.kafiye.net


Tarih 21 Mar 2014 Kategori: Hatice Eğilmez KAYA

Hatice Eğilmez Kaya


Hatice Eğilmez Kaya: Şiirle Bağım hiç Kopmadı

Röportaj: Mustafa Oğuz (Sanatalemi.net)

Hatice Eğilmez Kaya, Roza Yayınları’ndan çıkan kitapları ile yazın dünyasına hızlı bir giriş yaptı. Şiir (İnceciktir Kırılmak), deneme (Pervanenin Duası) ve hikâye (Gölgeye Sığınanlar) türünde üç kitap yayımlayan şair, yakında yeni bir kitabı ile okurlarının karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Okurlarımız için Hatice Eğilmez Kaya ile kitapları, yazarlık süreci merkezli bir söyleşi gerçekleştirdik.

İlk kitabınızı 40 yaşından sonra çıkardınız. Bu yaşta kitaba kavuşmak nasıl bir duygu? Neden bu gecikme?

Zaman ve insan, yaş ve insan konularında epeyce kafa yormuşluğum var. Belki de bu kafa yoruş her insanın az ya da çok gerçekleştirdiği elzem ve alışılmış bir eylemdir. Varoluşunun farkındalığına eren bizler, ister istemez zamanın gelip geçiciliğinin üzerinde dururuz. Kimini rint kimini derviş, kimini âşık kimini zahid, kimini uyanmış kimini şaşkın yapan -bazen de canımızı çokça yakan- his, fanilik hissidir. Roza Yayınevi editörlerinden ilahilerimden oluşan bir kitabım daha geçti. Bu kitabın adı: Sonsuzda Kanmak. Nedense bu ismi fazlaca severim. Fanilik hissinin gereksizliğine inat…

“Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi / Bana yine şöyle geldi bir göz yumup açmış gibi” diyen Yunus’a benzer halim bu sorduğunuz soru karşısında.  Özetle yaşımın kırkı bulduğunu neredeyse hiç fark etmedim. Her fark edişte üzülüyor olabilirim,  bu nedenle olsa gerek fark etmeyişim de. Kim bilir.

Nasibe, kadere, kazaya çoktan tevekkül etmiş biri olarak “Demek ki bu yaşta nasipmiş bendenize kitap sahibi olmak” deyip susayım bari bu meselede.

Üniversite yıllarında şiir yazdığınızı biliyorum. O yıllarda yazan kişi çoktur ama hayatın dağdağası arasında çoğu kişi yazıdan / şiirden kopar. Siz yazı ile bağınızı canlı tutmayı nasıl başardınız?

Buca Eğitim yıllarımı anımsamak bana hep iyi gelmiştir. 17 yaşın toyluğunda başlayan,  “iyi ki yaşadım” dedirten günler geçirdim yemyeşil çam ağaçlarıyla, çeşit çeşit çiçeklerle kaplı o mekânda. Ne kadar safiyane dolaşırdık -Edebiyat Bölümünün öğrencileri olarak- etrafta. Her ne kadar 12 Eylül darbesinin vurduğu, apolitize edilmiş kuşak olarak anılsak da biz çok güzeldik. 

Bu vesileyle bütün hocalarımızı da hayırla anmak gerekir…

Şairlerin içe kapanık değil aksine, dışa dönük oldukları düşünülebilir. Eğer benliklerini eğitmez ve törpülemezlerse kibre en yakın zümredir de denilebilir aynı zamanda şairler için.

Kendimi şair zannedişimde üniversite yıllarımın önemli etkisi var. Süslenip püslenmekten başka fazlaca meramı olmayan genç kızların içinde şiir yazan bir alternatif şahsiyet olmak benlik duyguma pek iyi gelirdi doğrusu. Ne güzel bir ifade kullanmışsınız “hayatın dağdağası” diyerek. Hayatın dağdağası da henüz limanlarımıza uğramadığından ehli keyif bir yeni yetme olarak şiir yazıp, yazdığım şiirleri ona buna okutmaktan hoşlanırdım. Dediğiniz gibi geçici bir heves olabilir şiir yazma alışkanlığı. Fakat benim için böyle olmadı. Şiirle bağım zaman zaman aşikâr bazen de derinlerde hiç kopmadı. Kalp sağ kaldığı müddetçe yeşermesi ve şiir açması normaldir elbette.  

Yazarların yayıncılarla yaşadığı sancılı bir süreç vardır. Siz Roza Yayınlarından kısa sürede üç kitap çıkardınız. Bu süreçte yaşadıklarınızdan söz eder misiniz?

Her ne kadar sosyal bir insan gibi gözüksem de neredeyse sıra dışılığa yakın oranda toplumdan uzak bir karakter sergilerim. Çoğu kez yaşamıyor da seyrediyormuşum kadar serinimdir hayat karşısında. İnsanlarla olan iletişimim üç aşağı beş yukarı bu çizgidedir.

Roza Yayınevi’ndekilerle tanışmam ve onlarla kitap çıkarma öykümde de serinliğimi hissetmişimdir hep. Bakın serinlik diyorum soğukluk ya da mesafe değil. Samimiyete ve karşılıklı iyi niyete dayanan bu süreçte onlara hep güvendim. Onların da bana güvenmelerini ve beni onlardan biri olarak görmelerini önemsedim. Her nefsin “ben ben” demekle uğraştığı bir dünyada “biz” diyebilmektir asıl yeteneğimiz.  Samimiyet evrensel bir dildir. Kişiler birbirlerini görmeseler de samimiyet, sihirli bir lisan ile yayılır.

İnceeleyen dergisine gönderdiğim kitap değerlendirmeleri sayesinde tanıştım Roza ile. Bu derginin yazarlarından biri olmak beni daima onurlandırır. Edebiyata, insana, ülkemizin rengârenk kültür mozaiğine oldukça hoş bir nazarla bakıyorlar. Anadolu mayası ile yoğrulmuş hoşgörülü bir bakış açıları var. Hiçbir zümreyi ya da anlayışı ötekileştirmeden değerlendiriyorlar şair ve yazarları. Bu da kaostan ve kavgadan hiç mi hiç hoşlanmayan biri olarak beni onların içinde olmaktan yüksünmez kıldı. İnceeleyen dergisi Roza Yayınlarının bir kuruluşu olduğu için ötesi müthiş bir hızla ve sağlamlıkla gelişti. İnceeleyen’de ve Roza Yayınevi’nde tanıştığım sanatçı dostların her birine tek tek selam olsun.

Edebiyat dünyası dergilerde soluk alıp verir. Siz dergilerde de yakın zamanda görünmeye başladınız. Dergilerden uzak duruşunuzun özel bir nedeni var mıydı? Bu süreçten söz eder misiniz?

Dergilerden uzak kalmamın özel bir nedeni değil Türkiye’de kadın olmaktan kaynaklanan genel birçok nedeni var. Evlilik, bir evlat sahibi olmak, aynı zamanda öğretmenlik, ev işleri -çoğu kez geçiştirsem de- derken çok küçük bir alanda yaşadım yıllarca. Yaşadığım alan maddede ne kadar darsa manada o kadar genişti. Okumaya ve ufak ufak yazmaya hep devam ettim.

Uyur idik uyardılar, misali bir gün tasavvufi şiirler yazmaya başladım. Bu başlayış hakikaten birdenbire ve görünürde sebepsiz oldu. Görünürde sebepsiz, zira tasavvufi alt yapım Anadolulu bir Müslüman olmaktan ve edebiyat eğitimi almaktan ötürü hep vardı. Bilirsiniz ağaçlar bile kökleriyle daimdir. Tasavvuf da çoğumuzun köklerinde var olan bir damar.

Edebiyat dergileri ile ilk tanışmam Yağmur’la oldu. Orada “Yolculuk Telaşı” isimli bir şiirim yayımlandı. Temmuz 2006. Daha sonra Sızıntı, Temrin, Berceste, Somuncu Baba, Türk Edebiyatı, Poyraz, Bizim Külliye, Acemi, Ihlamur… edebiyat dergileri saygıya layık birer çatıdır. Biz şair ve yazarlar bu çatıların altında demleniriz. Adını andığım ve anmadığım bütün dergilere ve bunların gönüllü neferlerine de tek tek selam göndermek daimi vazifemdir.

Şiir, deneme ve öykü türünde üç farklı kitap yayımladınız. Sizin başat türünüz hangisidir? Bundan sonraki dönemlerde sizden hangi türde kitaplar okuyacağız?

Başat değilse de gönül verdiğim tür şiirdir. Roza’dan Sonsuzda Kanmak isimli bir ilahi kitabım yayımlanacak pek yakında. Ayrıca modern şiirlere de devam…

Bir eğitimci olarak öğrencilerle iç içesiniz. Öğrencilerin edebiyata ve yazara bakışını nasıl görüyorsunuz? Öğrencileriniz şair / yazar bir öğretmenleri olduklarının farkındalar mı? Öğrencileriniz kitaplarınıza ilgi gösterdiler mi?

Sınıflarda bu konuda çokça konuşmasam da öğrencilerim sanatçı kimliğimin farkındalar. Okulumuzdaki şair ve yazar adayları ile zaman zaman toplanıp edebiyat üzerine söyleşiler gerçekleştiriyoruz. Adı da kendi de güzel bir okulda görev yapıyorum: Yunus Emre Anadolu Lisesi. Yetenekli, aklı eren, zeki öğrenciler var etrafımda. Bundan ötürü ne kadar şükrettiğimi anlatamam. Bu hissi sık sık öğrencilerimle de paylaşırım. Onlardan ayrılmamak muradı ile…

Yayımlanan kitaplarınız okur ve yazın dünyasında bir karşılık bulabildi mi? Olumlu ve olumsuz eleştiriler aldınız mı?

Olumsuz eleştiri almadım henüz. Olumlu eleştiriler geliyor. Padişah olmasam da arkamdan konuşulanlar oluyordur mutlaka. İyi bilinmek ve beğenilmek en insancıl ihtiyacımız. Marifet iltifata tabidir, derler ki doğrudur.

Herkesin gününü gün etmeye ve kısa sürede cep doldurmaya çalıştığı bir süreçte sizi yazmak gibi dikenli bir yolda yürümeye iten nedir?

Ekonomik çıkarlar, para ve maddiyat dünyevi yalanların en büyüklerinden. Bu yalanları kendimiz uydurup sonra da onlara yine kendimiz inanıyoruz. Faniliğinden şüphem olmayan unsurlara meyletmeyi çoktan terk ettim. Bununla birlikte kendim için, sevdiklerim için ve cümle insanlar için temennim merde ya da namerde muhtaç olmamamız, sadece ve sadece yegâne sahibimize muhtaç olmamızdır.

Hayatımı idame ettirecek kadar parayı Milli Eğitim’den kazanıyorum. Bu paranın hakkını verememekten endişe ederim… Edebiyattan para kazandığımı düşünüyorum üstelik. Edebiyat öğrettiğim için maaş almak çok anlamlı geliyor bana.

İşin içine girdiğimde -Ferfir Yayınlarının editörüyüm, Roza Yayınlarıyla da kitap çalışmalarım oldu- yayıncılık işinden para kazanmanın ne kadar meşakkatli bir iş olduğunu anladım. Hangi cephede olursanız olun edebiyat gönül işi.

Ballar balını buldum kovanım yağma olsun, dedirtti bana bu dikenli yolda yürümek.

Hatice Eğilmez Kaya, bu üç kitabıyla insanlara neler söylemek istiyor?

Lisedeyken Çalıkuşu romanını okuduğumda bir dörtlük dikkatimi çekmişti. Okuduğum ve çok sevdiğim bu dizelerin, şair Leyla Hanım’a ait olduğunu daha sonra öğrendim. Bütün hatıra defterlerine yazardım Leyla Hanım’ın dörtlüğünü:

“Pür ateşim açtırma ağızımı zinhar
Zâlim beni söyletme derûnumda neler var
Bilmez miyim ettiklerini eyleme inkâr
Zâlim beni söyletme derûnumda neler var.”

Pervanenin Duası, İnceciktir Kırılmak ve Gölgeye Sığınanlar “söyletme” desem de söylediklerimdir. Bilirsiniz şairler ve bülbüller susamazlar…

Yayın Tarihi: 7 Haziran 2013
Kaynak: http://www.sanatalemi.net/makale.asp?ID=4819
www.kafiye.net


Tarih 21 Mar 2014 Kategori: Onur BİLGE

ASRIN EN VEFASIZI

ASRIN EN VEFASIZI

Sökemeyecek şafağa bin umut bağlamışım
Yıldızları yüreğime dökerek ağlamışım
Ay ışığıyla bir nebze ferahlık sağlamışım

 

Gamlı dağların ardından doğamayan güneşim
Karanlığımı ışığa boğamayan ateşim

 

Nasıl arzulandığını sevildiğini sezen
Aykırı yerlerde mağrur kendi feylinde gezen
Özlendikçe inadına zıt yörüngeler çizen

 

Yedi kat arşı süsleyen binbir renkli özellik
Muhteşem yaratılmış bir göz alıcı güzellik

 

Umursamaz halleriyle kahreden edasıyla
Harabeye döndüren o mahveden vedasıyla
Dönüp duran hayaliyle çınlayan sedasıyla

 

Ardına bile bakmadan çekip giden sevgili
Hiç acımadan bıkmadan azap eden sevgili

 

Yakınıma uğramayan tek ışın göndermeyen
Dağıttığı aydınlığı akşamüstü dermeyen
Başkalarıyla gülerken selam bile vermeyen

 

Ahir zaman hayırsızı asrın en vefasızı
Yetmedi mi bunca zaman çektiğim cefa sızı

 

Emeğimle yeşerttiğim hayatım hazan oldu
Aşkımın şavkı kalmadı o nur söndü can soldu
Sonsuza savruluyorum verilen zaman doldu

 

Sevecek gücüm kalmadı gönül yorgun kalp yorgun
İlk vurgunu atlatmadan yaklaşıyor son vurgun

 

Onur BİLGE
www.kafiye.net


Tarih 21 Mar 2014 Kategori: Hüseyin DURMUŞ

DERE

DERE

Evlerinin önünde akar dere,
Köprüler kurulmamış akar dere,
Sabah serinliğinde akar dere,
Seslensem duyar mı beni o Dere!

Serpilmiş endamında var nağmeler,
Gamzelerinde var ince gülüşler,
Kaşları hilal olmuş sinem deler,
Seslensem duyar mı beni o Dere!

Sırma saçların salınır beline,
İbrişim gibi sarılsam beline,
İpek gömlek olsam değsem beline,
Seslensem duyar mı beni o Dere!

Ellerin narin, bakışın canadır,
Kirpikler ok, dudaklar goncadır
Ceylan gibi seker derman banadır,
Seslensem duyar mı beni o Dere!

Sesin titretir, içimi ısıtır,
Sıcaklığın kalbimi hızlandırır,
Cilven, bakışın, beni taçlandırır,
Seslensem duyar mı beni o Dere!

Hüseyin DURMUŞ
Emekli Edebiyat Öğretmeni
Şair Yazar
www.kafiye.net


Tarih 14 Mar 2014 Kategori: Şule AKAR

SABREDEN DERVİŞ İLE GÖRÜŞMEK İSTİYORUM …


SABREDEN DERVİŞ İLE GÖRÜŞMEK İSTİYORUM …

Hayat bu.. Yaşam içinde hep etkileniyoruz. Kah yaşadıklarımızdan, kah okuduklarımızdan. Duygu ve düşüncelerimiz öylesine yoğun oluyor ki.. Etkilendiğimiz her şey içimize işliyor, ya kitabın içine dalıp gidiyoruz ya da yaşadıklarımızın etkisi duygularımıza yenik düşüyoruz.. Bu zayıflık mı yoksa?.. Yok , yok.. hiç sanmıyorum. Bu zayıflık değil bence, bunun cevabı belli.. İnsanoğluyuz ruhumuz her daim beslenmek istiyor, iyi yada kötü etkilenmek de normal.. Yoksa yaşamın anlamı kalmaz. Her iz bir cevap aslında.. Anı yaşamak, sindirmek, izlerini yok etmek yada sürdürmek elimizde.. Yeter ki mutlu olmaya etki etsin, mutlu olmaya yetsin..

Elimde Ahmet Batman Soğuk Kahve kitabı var bu aralar, her akşam yatmadan birkaç sayfa okuduğum için çabuk bitiremedim.. Hoş böyle olması da hoşuma gitti, sindire sindire okuyorum. Bir erkeğin ağzından yaşanmışlıkları ve kadınlara bakış açısını okumak değişik oldu benim için.

Her kitapta olduğu gibi bu kitapta da öz eleştiri yaptım.. Erkeklerin penceresinden bakınca nasıl olur diye.. Hatta karşı cins olarak kendimi gözlemledim.. Ben ne düşündüğümü, ne hissettiğimi ne beklediğimi direkt söylüyorum. Öz güven, ne istediğini bilmek ve kararlı olmak güzel, üstelik biz kadınlar sanırım hem cesuruz hem de göze alabiliyoruz bazı şeylerin sonuçlarını.. Bu durum erkekleri korkutuyor sanırım, onlar yavaş yavaş ürkmeden ve sorun olmadan yaşandığına emin olarak yol olmak istiyorlar, üstelik bunu sorumluluk almadan, sonuçlarını düşünmeye gerek duymadan istiyorlar..biz güven duymak istesek te bunu zamana yayabiliyor öncelikle önemsenmeyi bekliyoruz,Karşı taraf ise daha güvensiz ve önemsemeyi yaşayarak oluşturabiliyor… Yani Ahmet Batmanın kitabından bu izlenimi edindim..

Evet biz kadınlar duygusalız, sonuç olarak farkımız duygularımızı erkeklere nazaran daha yoğun hissediyor ve daha rahat dışa vuruyoruz. Erkekler ise içinde yaşıyor, ya da yaşamıyor, duyguyu yok sayıyor, yaşayacak ise zamana bırakıyor. Mantık ön planda.. Güncel yaşamı da..

Yaşımız gereği dugularımızı mantığımız ile dengelemeyi çoktan öğrendik, bu yüzden duyguların izleri de geçiyor istersek.. Ama sanırım biz o duyguları yaşamayı da yaşatmayı da seviyoruz. Karşılık bulsak da, bulmasak da.. Tek fark artık gençlikte olduğu gibi o duyguyu çok zor yakalıyoruz, çok zor yaşıyoruz, bu yüzden yaşadığımız duyguya sahip çıkıp yitirmek istemiyoruz. Seçici olmak, kaliteyi bulmak, duyguyu yakalamak kolay değil artık…

Bugün kİ kendimle sohbetimi sizlerle paylaştım. Yoruma da eleştiri ye de açığım.. Ben sadece hissettiklerimi ifade ettim.. Her zaman ki gibi Şule “ce… Ve konuya çok uygun bir resim ile.. Sevgilerimle

2014 03 14
Şule Akar Kurtköy, Pendik.Istanbul
www.kafiye.net


Tarih 14 Mar 2014 Kategori: Emrecan KARAASLAN

BENİM CANIM ÖĞRETMENİM

BENİM CANIM ÖĞRETMENİM

Sen bir meleksin,
Bahçemde açan bir çiçeksin,
Sen olmazsan öğretmenim,
Ne olurdu benim halim!

Ben seninle okudum yazdım,
Dört yılı seninle kazandım,
Çok sağ olasın öğretmenim,
Beni sen büyüttün!

Senin sıcak kalbin,
Beni ısıttı öğretmenim.

Ben senin kalbindeyim,
Sen benim kalbimdesin,
Seni hiç unutmayacağım,
Benim melek öğretmenim!

İzmir/26.02.2014
Emrecan KARAASLAN
4/D 1251
Uluğbey İlkoukulu
www.kafiye.net


Tarih 6 Mar 2014 Kategori: Hüseyin DURMUŞ

BULUTLAR

BULUTLAR

Bulutlar yağmurlarını döker mi?
Sevdiğim güzel yaşını döker mi?
Dağların güzeli saçını döker mi?
Şimdi buralarda bir garib kaldı!

Doyasıya sevemedim bir güzel,
Kollarıma alamadım bir güzel,
Yollarıma koyamadım bir güzel,
Şimdi buralarda bir garib kaldı!

Gamzelerine doyamadım senin,
Hiç saçlarını öremedim senin,
Kor dudakların çözemedim senin,
Şimdi buralarda bir garib kaldı!

Gülücüklerinle kahredersin sen,
Şehla bakışlarla döversin sen,
Bir garib aşığını ezersin sen,
Şimdi buralarda bir garib kaldı!

Der Hüseyin olma böyle mağrurlu,
Gider güzelliğin olma gururlu,
Güzellik uğruna olma onurlu,
Şimdi buralarda bir garib kaldı!

İzmir/06.03.2014 10.00
Hüseyin  DURMUŞ
Emekli Edebiyat Öğretmeni
Şair  Yazar
www.kafiye.net


Tarih 5 Mar 2014 Kategori: Rabia Saylam TAŞDEMİR

KIRDI GARDAŞLAR

KIRDI GARDAŞLAR

Eşimden dostumdan almışım sille
Göz yaşım harç edip kardı gardaşlar
Ya sabır diyerek hep çektim çile
Gergef gibi ipe gerdi gardaşlar

 

Acı sözleriyle beni kırdılar
Çiğneyip gururum yere serdiler
Yoluma tuzaklar setler kurdular
Muska gibi beni dürdü gardaşlar

 

Engeller koydular bütün işime
Zehirler kattılar tatlı aşıma
Hep girdiler kabus gibi düşüme
Köyümden evimden sürdü gardaşlar

 

Vücudumu parsel parsel böldüler
Acımayıp bitmez derde saldılar
Yaşama hakkımı benden aldılar
Beni can özümden vurdu gardaşlar

 

Size ana olup kanat germiştim
Kalbim parça parça bölüp vermiştim
Gönlünüzü ayrı ayrı görmüştüm
Ayaklar altına serdi gardaşlar

 

Bırakmaz peşimi bitmeyen dram
Rabia der dertler etti hep verem
Katığım tükenmiş geldi mi sıram
Ölmeden kefene sardı gardaşlar

Not bu şiirimi bir arkadaşın kardeşlerinden gördüğü acıyı dile getirmek için yazdım kesinlikle kendi kardeşlerimin değildir benim kardeşlerim melek gibidir

RABİA SAYLAM TAŞDEMİR 13/12/2013
www.kafiye.net