şiir. öykü, makale, deneme, tiyatro, masal, fıkra, anı, sohbet, röportaj yazılarının yayınlandığı uluslara arası yazar ve şairlerin katılım gösterdiği edebiyat sayfasıdır. Uyum platformudur.
Sitem dolu sözlerime,
Hıçkırıklarımı karıştırdım.
Ve sana olan, son sözlerimi,
Bir kağıda karalıyorum.
Oku can oku!
Seni terk etmenin vebali üstümde,
Benliğimi idam sehpasına bıraktım!
Bir gün, ecel bana dokunacak.
İşte o zaman!
Naaşım süzülürken dört kolda,
Eyvah deme!
Üzülme öldü diye, gül, gül ki;
Gülmelerinden vicdansızlığın,
Dökülsün cansız bedenime!
Günahkar beni düşünme!
Aşkın saf masumiyetinde,
Tüm onurumu kaybetmenin,
Istırabını yaşarken,
Bel ki bu gün, bel ki yarın,
Bel ki de şimdi şuracıkta,
Ruhumu teslim edeceğim.
Ve
Ruhum azapta nurlanacak.
Ölümsüzlük suyundan içemeden,
Aşkını sonsuzluğa taşıyamadan,
Bir insan göçecek, bu alemden!
Dünyayı tersine çevirsen de,
Bin kez, af dilesen de,
Bana hayat dilensen de,
Geri getirmek kolay mı sanırsın?
Gidenler geri gelmiyor!
Can dedim, canımı aldın!
Yar dedim, uçurumlardan attın!
Aşk verdim, umutsuzluğa fırlattın!
Şimdi canıma, ölüm kattın!
Aşkın için, savaştım,
Kendimi bile aştım!
Yarim diye diye,
Cihan’ı dolaştım.
Ne sana, nede hiç bir kimseye,
İçimde ki yaramı anlatamadım.
Doktorlar da çare bulamaz.
Ben savaşmaktan bitap düştüm.
Yaralıyım ve yaram kanıyor.
Bel ki de aşk için,
İlk şehit ben olacağım!
Daha ne yazayım?
Daha ne ömrüm kaldı ki;
Daha nice sözler var da,
Anlamazsın sen can anlamazsın!
Benim gibi, bir gün, aşka tutsak olursan,
İşte o zaman anlarsın!
Son nefesimde bile, ben seni seveceğim can!
Lakin asla bir daha, sana dönmeyeceğim!
İçimi yakan gözlerine bakmayacağım.
Bedenimi üşüten sözlerine kanmayacağım.
Vücut iklimin senin rüzgarında,
Felaket girdabında, değişime uğradı.
Yaşlandım, yoruldum, yittim be can yittim.
Aynalara küsüp, bakmaz oldum.
Söyle! … Şimdi kaybettiğim benliğimi,
Bana geri kim verecek?
Ne kadar adres değiştirsem de,
Tüm adresler sende son buluyor ya!
Can! Seni bana kim unutturacak?
Çözemediğim senli bulmacada,
Aklımı kaybedeceğim.
Gizlendiğim köşelerde, her karanlıkta,
Aydınlığımı mı kovacağım?
Söyle! Can bir çare söyle!
Masal yazsam bile,
Seni, bizi anlatamam.
En iyisi, sitemde yanmış,
Bembeyaz kağıdıma dökülen,
Yanık kokan, kelamlarda,
Son noktayı koymak!
Seni terk ediyorum.
Ve ölümden de zor olan,
Sensizliğe demir atıyorum.
Ben sana, bu dünya da doyamadım, can!
Sanma ki benden vazgeçti de beni unutacak.
İki Cihan’da da asla seni unutmayacağım.
Araf’ta bile bil ki seni bekleyeceğim.
Evet, noktanın zamanı geldi.
Melankoli halime nokta…
BİLGEHAN EMİRŞANOĞLU
www.kafiye.net
Sönmüş kalbimde ışık geceme gün doğmuyor
Kutuptaki buz gibi bedene doluyorum
Karanlığın ardından seher vakti olmuyor
Kâbusların içinde şaşırıp kalıyorum …
Ağrı dağımı oldum hiç gitmiyor dumanım
Kırık dökük umudum dinmez ahım emanım
Ömrümde takvim gibi bir bir biter zamanım
Gözlerim uzaklarda maziye dalıyorum
Güz gülleri misali boyun eğmiş dallarım
Sanki sam yeli değmiş neden açmaz güllerim
Çığ mı düşmüş önüne hep kapalı yollarım
Tomurcuğu kuruyan gül gibi soluyorum
Şu simsiyah saçlarım neden erken ağarmış
Meğer çile çekerken başıma kar yağarmış
Derler başta çekene sonda güneş doğarmış
Hiç güneşim doğmadı saçlarım yoluyorum
Çabayla geçti ömür darbe vurdu sevenler
Rabia da derimki nerde beni övenler
Kaybolmuş canda benlik hasta olmuş güvenler
Dostlarımı bilmeden çaresiz ölüyorum
RABİA .SAYLAM. TAŞDEMİR 10/08/2013
www.kafiye.net
GEDA
Daim anlatır kalem, gözde çağlarken dîde
Bir mücevherdi aşkım öyle eşsiz nadide
Ezildi senin için en çiğnenmez kaide
Sen sevdanın gülünü dermeden giden yolcu;
Yetmez kalpteki aşka benim diyenin gücü.
Aşk nasıl bir yangın ki birden içinde kaldım;
Eşi yok bir sevdayla yüreğine kök saldım.
Kaç kere dizlerinde uyuyup düşe daldım
Gece hayallerdeydi gündüzse gözyaşımda
Ölsem de bu aşk benim yazar mezar taşımda.
Bütün yollar karanlık, hiç birine düşemem;
Kül dökülmüş közlere tekrar tekrar eşemem.
Kabuk bağlar nasılsa bu yarayı deşemem
Kör geceler ağladı, gönül ardında nalan,
Hep gözyaşı hep elem sadece bana kalan.
Arama sorma dedim ne de bir selam gönder;
Aşkı uğruna ölen hem şehittir hem önder.
Gel git yaşayamam ben demiştim bu aşk ender
Sen bu son yalan ile beni çarmıha gerdin
’Sevdim’ diye en iyi yalanı sen söylerdin..
Gönül bahçem çiçekti nerde al sarı gülüm?
Her dalda ötüp seni sayıklardı bülbülüm.
Kim yakmış bu ateşi artık bir avuç külüm
O gözlere kurbandım akmasın yaşı sakın
Bir garibim nasılsa beni bana bırakın..
Ne sesi ne sözüyle, bana naz edenim yok;
Yaşamayı istemem artık bir nedenim yok.
Kapalı gönül kapım, hiç gelip gidenim yok
Ben bu canı uğruna ederken artık feda
Vazgeçmeden bekledi, kapında garip geda
ESRA DEREL
www.kafiye.net
ELEĞİMSAĞMA
Aman ha güneş anne sakın küsme darılma
Gök siniden bereket dökülüyor diyerek
Kapkara bulutların arkasından sarılma…
Pamukların gözyaşı sökülüyor diyerek.
Altından geçeceğiz çıktı eleğim sağma
Ne olur emir verme; Dur akma yere yağma!
Damlacıklar rengini bizlere aksettirsin
Seni sarı zanneden gün gelir ki utanır
Mavi yeşil kırmızı lacivert mor getirsin
An geçtikçe insanlar dünyayı kara sanır.
Altından geçeceğiz çıktı eleğim sağma
Kaybolur mu acaba haksızlık ölüm yağma?
Şemsiyeler kapansın görelim gökyüzünü
Mutluluk dağıtılsın şifa bulsun hastalar
Yedi rengin kapatsın kötülerin gözünü
Rüzgâr da eşlik eder sana şarkılar çalar.
Altından geçeceğiz çıktı eleğim sağma
Ne olur emir verme; Dur akma yere yağma!
Ahmakıslatan deme getirmeli barışı
Tüfekleri paslansın toprağa girsin savaş
Tebessümlerle dolsun vatanın her karışı
Vicdan merhamet dolsun dünyamız yavaş yavaş.
Altından geçeceğiz çıktı eleğim sağma
Kaybolur mu acaba haksızlık ölüm yağma?
Afet Kırat
www.kafiye.net
Değerli kardeşim Adem Çoban’ın O Kadını Vuracağım,Adlı şiirine naziredir
O ADAMI VURACAĞIM
Aylar var ki yana yana …
Çok ağladım kana kana
Dur demeyin sakın bana
O adamı vuracağım
Nedenini hiç sormayın
Sakın karşımda durmayın
Boşuna çene yormayın
O adamı vuracağım
Yüreğimi boşa yakan
Ahşaptan evimi yıkan
Günlerdir canımı sıkan
O adamı vuracağım
İblisin sözüne uyan
Gülperi’mi yetim koyan
Ruhumu bedenden soyan
O adamı vuracağım
Göz yaşımı nehir eden
Aşkımız zehir eden
Beni viran şehir eden
O adamı vuracağım
Kuş olup da uçsa bile
Gurbet ile göçse bile
Ta Fizan’a kaçsa bile
O adamı vuracağım
Sorgu sual sorsalar da
Kara kalem kırsalar da
Dar ağacı kursalar da
O adamı vuracağım
Safiye SAMYELİ
www.kafiye.net
Semaları tarıyorum,
Gece gündüz arıyorum,
Uçan kuştan soruyorum,
Yıldız gözlüm neredesin?
Kuşlar gibi uçup gittin,
Gözümdeyken nasıl yittin?
Sanma uzaklaşıp bittin!
Yıldız gözlüm neredesin?
Çiçeklerin bende kaldı,
Özlemlerin derde saldı,
Hangi rüzgâr benden aldı?
Yıldız gözlüm neredesin?
Harkani haber bekliyor,
Gününe günler ekliyor,
Çocuk gibi emekliyor,
Yıldız gözlüm neredesin?
Selami Arı
www.kafiye.net
NASIL ÖZLEDİM SENİ, NASIL!..
Bu benim eski yalnızlığım… Yeni değil. Seninleyken de böyleydim. İçimin yalnızlığında… O zamanlar aşk vardı, sen vardın… Şimdi yalnız yapraklar kaldı senden.
Aşk ve yaprak… Yalnızlık iki zaman dilimine ayrıldı artık. Öncesinde aşk vardı. Şimdi sadece yaprak…
Sensizliğe katlanmak çok zor ama bu ağıt yüklü günler her şeye rağmen yaşanacak. Gümüş yeleli atlar gibi geçip gitmekte zaman ve biz sirkler gibiyiz. Oradan oraya geçmekte, konmakta göçmekte, sürüklenip durmakta… İnsan, iki kapılı bir handa… Dünya, bir süreliğine konaklanan yer. İnsan, bu mekânda, sirk gibi bugün var yarın yok. Dünya hayatı, bir oyun, bir eğlenceden ibaret…
Aşkımız… Luna park eğlencesi, sevinç, mutluluk… Sirk gösterisi gibi heyecanlı ve ilginç… Aşkımız tek ayaklı kaldı. Yerlerde… Sürünmekte…
Hayat, yüzünü objelere dönüp koşarcasına yol almakta… Hengâme içinde geçip gitmekte… Yaşananlar, gösteriler gibi… Kâh seyirci olarak hayatı locadan seyretmekteyiz kâh akrobasi yapmakta… Dünya hayatı sirke benzemekte… Eğlendirmekte, heyecanlandırmakta, üzmekte… Bir takım riskler almak zorunda insan… Sürüklenip gitmekte…
Doğum, ölümü içinde gizlemekte… Eninde sonunda kabullenilmekte…
Geride bıraktığın her eşya, bir zamanlar sık sık bakıştığın nesnelerdi. Bütün eşyalara aksin düşmüş. Neye baksam, ondasın sanki. Her yere, her şeye yüzün nakşedilmiş sanki. Ne zamandır bakamadığın halde sen hâlâ onlardan ışıl ışıl yansımaktasın.
Biliyor musun? Sen gideli buralarda her şey değişti. O objeler bile değişti sanki. Eşyalar başkalaştı, odalar şekil değiştirdi, evin içinin görüntüsü bulandı. Çevreyi algılamakta güçlük çekiyorum. Gözyaşlarımla bakışım buğulandı. Ne varsa bulanık, hatlar belirsiz, nesneler birbirine karışmakta…
Altın/ova nasıl da kurak artık! Çorak, taşlık bir yere, çöle dönüştü. Odalar içlerine kapandı. Sofalar, bize ait değilmiş de birisinden ödünç alınmış gibi duruyor. Yüklük, kap kacak, ne varsa öyle… Öyle suskun, öyle mahzunlar ki! Nicedir surat asıp duruyorlar. Buralarda ne ve kim varsa, metanetle acıya katlanmaya çalışıyor. Yine de bir umut taşıyor gibiler. Sanki dönüp gelecek geliverecekmişsin gibi… Ağırbaşlı bir halde seni bekler vaziyette… Aylak aylak dolaşıyor gibi… Bekler gibi seni…
Haydi dön, gel! O nesneler aksettirmesin artık yüzünü! Sen geç onların yerine! Bütün eşyalar yüzünü aksettirmekten vazgeçsin artık! Gel ve daima burada ol bundan böyle! Hiç değilse yaşadığım sürece…
Ben, her akşamüstü böyleyim. Gölgeler inmeye başladı mı düşersin aklıma. Kat kat kararmakta olan geceler boyu seni düşünürüm. Karanlıklardan bakarım sana… Sana ve geçen günlere… Nasıl ararım seni, tenini… Fakat ne yazık ki artık bedenen görmem imkânsız! Varlığın, her fani varlık gibi ömrünü tamamlamış durumda. Kurumuş, parçalanmış, toz olup dağılmış vaziyette…
Her şey eninde sonunda toprak olmaya mahkûm. Sen de yeşil ekinler gibiydin. Sonra kurudun. Hasat zamanı, acımasız bir orakla parçalandın, toz olup savruldun gittin. Topraklara belendin. Şimdi, mezarında yeşermekte olan bitkilere karışmış durumdasın. Üstünde biten otlarda arıyorum seni. Ancak yapraklardan bakmaktasın bana… Ne yazık ki sadece çiçeklerden gülümsemektesin.
Nasıl özledim seni, nasıl!..
Nerdesin?
***
Onur BİLGE
www.kafiye.net
Her çocuk, günahsız gelir dünyaya.
Sonraları başlar korkulu rüya.
Bir izbe, bir metruk, bir kuytu veya,…
Bir köprü altında,elinde tiner;
Dünyası boşlukta döner ha döner.
Sahipsiz bir çocuk,yatağı sokak;
Nasibi olmadı bir yanan ocak.
Üç beş tahta yakıp az ısınacak.
Ateşi daima içinde yanar;
Dünyası boşlukta döner ha döner.
Kimse ana gibi sarmadı onu.
Kimse aramadı, sormadı onu.
Babası bir kere görmedi onu.
Acısı her zaman yürekte kanar;
Dünyası boşlukta döner ha döner
Önünden geçer de okul bilmezler.
Tebessüm ederler hiç mi gülmezler.
Gözyaşları akar durur silmezler
Şevkat yağsa belki yangını söner;
Dünyası boşlukta döner ha döner.
Ceket yırtık pırtık,kundura patlak.
Ayaz fena vurmuş,elleri çatlak;
Ağlasın kaldırım,utansın sokak !..
Sıcak bir yuvayı özlemle anar;
Dünyası boşlukta döner ha döner.
Suçun kenarında ezik ve korkak;
Beden yorgun,yürek gamlı,göz ıslak;
Gece yorgan olup onu saracak.
Hayatın tüm yükü sırtına biner;
Dünyası boşlukta döner ha döner.
Zannetmeyin sorun yalnız devletin;
NİL diyor ki bu yük,bütün milletin
Bu dert çok ağırdır,bu yol çok çetin.
Bir el uzatılsa acısı diner;
Dünyası boşlukta döner ha döner.
NİLÜFER SARP
www.kafiye.net
Sana karşı bilerek uzak durduğum doğrudur. Dediğin o an var ya, işte o an yıkıldığım andır benim. Sana çok inanmıştım, sevgini kalbime sığmayacak kadar büyütmüştüm. Benimkisi sevmek değildi, benimkisi baştan ayağa aşık olmaktı. O an hayal mi gerçek mi anlayamadım, saatler geçtikçe düşündüm, düşündüm. Gözümün önüne geldi bir saniye yüzün, ağlamak istedim amma belli edemedim. Tüm üzüntümü içime gizledim, gün gelip yalvarsan da artık sana inanıp seninle olamam. Kalbimi kırmana, bir daha acımasızca kırmana izin veremem. Düşünme artık beni sakın, sen beni kaybettin gittin. O iki çift sözünle bitirdin. Hala şoktaydım, yeni uyandım. Bir daha iki cihan bir olsa da ben seni sevmeyeceğim. Sensizde olsa yaşama, pes etmeyeceğim.
Yeni çıktım aşktan. Dün akşam çok düşündüm. Korkuyorum aşktan, severim, aşık olurum dıye yeniden. Tutulurum sana delice, sonra çaresiz kalıp üzülürüm diye çok korkuyorum. Gün gelir terk edersin sende beni sinsice diye korkum. Kahrımdan ölürüm, bu durum benim için ikinci yıkılış olur. Dayanamam, çok seversem taparı m, ne olur girme dünyama gizlice. Sonra senden ayrılamam, aşkınla yanıp kavrulurum. Çaresiz kalıp ölürüm, endişeliyim yarınlardan. Şimdi seviyorum dersin, sonra vaz geçersin. Hayallerimi yıkarsın. Biz seninle iki dost idik, seninle yine dost kalalım, dostça konuşalım, dostça dertleşelim. Sevgili olmaktan vazgeçelim, gelecek için huzursuz olmayalım, mutlu, huzurlu yaşayalım. Kimseyi de üzmeyelim.
Bir defa sevdim dedin mi yürekten sevmelisin. Canını kurban etmesen de edecekmiş gibi güven vermelisin. Her kadın sevilmeyi sever … Sevdiğine de hiç düşünmeden; sen benim canımsın, der. Senin için her zaman, her yerde; zorda, darda, varım diyebilendir. Ammma karşılığında da gösterdiği sevginin beş katını bekler. Kadın bir çiçektir, kadın naziktir, sevmekten çok sevilmeyi, okşanmayı, şımartılmayı, daha çok hak eder ve bekler. Onun için kadın sevildikçe yüzünde gonca güller açar. Kadın sevildikçe güzelleşir. Kadın biraz şımartılırsa bir başka hoş olur.
Son kararımı verdim, oh be bir rahatladım. Kış uykusuna yatıp ortadan kaybolacağım. Sabırlı olmayı öğrendim… Sabır öyle bir şey ki, sen kopacak sanırsın, o gittikçe güçlenir, doğru kararlara varılır. Ümit ettiğin kapın kapandıysa başını çevirip, bırakıp; hoşça kal fırsatı verir ve böylece herkes iç huzurunu bulur .
Almanya/16.10.2013
Zülfiye Dönmez
www.kafiye.net
Bir mektup gibiyim alde sen oku
Verme ha ellere aç beni yarim
Satırları tane tane bul oku…
Berrak su gibiyim iç beni yarim
Sana yazılan bir özel nameyim
Haktan sana gelen tek hediyeyim
Söyle sevdiğini canda bileyim
Güzeller içinde seç beni yarim
Bitmez rüya gibi kalam düşünde
Başımı yaslayıp yatsam döşünde
Ekmek tuz olayım daim aşında
Çıkarma rüyandan hiç beni yarim
Yaz ayında açan hoş papatyayım
Kul Rabia sana bitmeyen payım
Bilmem başka hangi gülleri sayım
Ör saçın teline taç beni yarim
RABİA. SAYLAM. TAŞDEMİR 23/09/2013
www.kafiye.net