şiir. öykü, makale, deneme, tiyatro, masal, fıkra, anı, sohbet, röportaj yazılarının yayınlandığı uluslara arası yazar ve şairlerin katılım gösterdiği edebiyat sayfasıdır. Uyum platformudur.
Hey hat!
bu nasıl bir kabustur bu nasıl düştür böyle
Ağustos’un ortasında üşüyorum
Yetmiş karış kar var sanki yüreğimin üstünde.
Havada ölüm kokusu var
Açamıyorum gözlerimi kirpiklerim dolaştı bir birine
Birileri çıkıp uyan desin
Yalan desin
Gördüklerin gerçek değil hepsi bir rüya
Hepsi bir düş desin.
Allah ilah aşkına uyan deyin be uyan!
Boncuk boncuk terler dökülüyor
Zincir kemiğimden bel çukuruma
Kırıldı belim doğrulamıyorum
İnanmıyorum ben bu gördüklerimin duyduklarımın hiç birine.
Ah ulan hayat ah
Adalet terazinin ibresi bu kadar mı bozuktur senin
Daha dün masamda kahkahalar atarak yemek yiyen
Ard ardına gelen demli çay buğusunda
Geleceğinden umutlarından bahseden
Öksüz çocuklara kol kanat germek
Fakir fukaraya yardım etmek benin ilkemdir diyen adam
Şimdi nasıl oluyor da şiirleri öksüz
Kafiyeleri yetim bırakarak çekip gidebiliyor.
Daha dün masum bir çocuk yakalamıştım gülümsemelerinde
Oysa şimdi,
Oysa şimdi bir musalla taşı üzerinde sırt üstü yatıyor dev gibi bir cüsse.
Masanın üzerinde kirli tabaklar
Birde lades kemiği kaldı dünden bana geriye.
Oysa daha dün nasılda yürekten haykırıyordu
Rıhtımdan ayrılan gemiye
; hey gemi beni de götür sevgilimin olduğu yere;
Nerden bilsin ki sinsi bir kurt yerleşecek beyninden iliğine
Nereden bilsin ki kırmızı güller değil
Kanserecek sevdiklerinin önüne.
Tiyatro sahnelerinde oynarken kendine has rolünü
Rol bitti şimdi sessice kapanıyor son perde.
Duy sesimi ey dev adam
Kırk gün düşünsem aklıma gelmezdi aramızdan
Böyle sessiz
Böyle vedasız
Böylesi zamansız ayrılacağın
Diş ağrısından beter zonkluyor şimdi yaşattığın bu acı
Ruhlar çarmıhlarda esir diller lal kesiği
Söyle şimdi kim doldurur senin boşaltıp gittiğin yerleri.
Kim sahip çıkacak boyacı çocuklara
Kim karınlarını doyuracak,
Kim senin gibi
Zenginden alıp fakire dağıtacak,
Ahh ulan Kahpe Kader ah
Yine yaptın yapacağını
Ey hayat gör işte eserini
Yıllar yılı bitmeyen dertlerinle sen binmiştin garibin omuzlarına
Bak şimdi o son yolculuğuna doğru yol alıyor sevenlerinin omuzlarına
Bütün dertlerin gibi sen de son buldun işte.
Hey imam efendi dur hele
Kapatma hemen garibin üstünü toprak ile
Bir kaç sayfa şiir atalım bakinin cesedinin üzerine
Kim bilir ölmemiştir şiir kokusunu duyunca açar gözlerini
Uyanır bu derin uykudan belki
Biliyorum kabrinde bile olsa şiirlersiz duramaz baki
Kapatma toprak ile yüzünü bırak,bırak kalsın öylece.
BAKİCAN;Değerli şair dostumuz sevgili kardeşim Baki Evkaralı’ya ithafen yazılmış bir şiirimdir bu şiir arkadaşlar.
Safiye SAMYELİ
www.kafiye.net
Sus!
Ne olur konuşma.
Lal olsun o dillerin.
Dökülmesin karanfil kokulu dudaklarından
Beni zindanlara itecek o iki kelime
Korkuyorum
Korkuyorum duyacağım sözlerden.
Sus ne olur!
Şaka yaptım de ama
Sakın cesaretimi, sabrımı deneme.
Bilirsin ben hep aciz kalırım senin isteklerinin önünde.
Sus ne olur daha fazla incitme yüreğimi.
Bak kapana kısmış bir serçe gibi,
Tirtir titriyor bütün bedenim.
Sus ne olur
Sevgimi daha fazla küçültme gözlerinde.
Cemreler suya düşsün vuslat bizim,
Bir daha ayrılmak yok derken
Nerden çıktı bu firak?
Kurşundan beter bu sözün
Çarmıhlara gerdi sana köle bedenimi.
Şakaklarım zonkluyor.
Şah damarım ha koptu ha kopacak!
Sus ne olur!
Sakın beni unut deme.
Mesih gökten inse gelse yeryüzüne.
Üflese İsrafil sur,a
Semalar toprakla vuslata erse.
Kopsa kızılca kıyamet
Analar evladını unutsa, yine de unutamam ben seni.
/Ben seni unutmak için sevmedim ki/
Ben seni şarabi akşamlarda sevdim gülüm.
Şebnemlerin serinliğinde soğuttum yürek közlerimi.
Güvercin kanatlarına umut bağladım aylarca.
Maviye boyadım geleceğe dair bütün düşlerimi.
Naciz bedenim uğrunda asil bir köle,
Yüreğimse sevdana tükenmez tek sebildi.
Sorgular gibi bakma, rotası yitik gözlerime.
Kırdın gönül pusulamı
Yanımı, yönümü şaşırttın.
Bak göz yaşlarım salıncak kurdu kirpiklerime.
Unuturum seni dersem yalan,
Vallahi
Billahi külliyen yalan!
/Ben seni unutmak için sevmedim ki/
Sus artık.
Sus ne olursun konuşma
Sakın halime acıyıp ta teselliye kalkışma.
Hangi lisanda söz sarf etsen kifayetsiz kalır
İçinde sen olmayan iç bir kelime girmez benim beynime.
Hadi git.
Hadi git artık!
Korkma ne intizara varır dilim
Ne de bir bedduaya kalkar elim.
Hadi git!
Hadi git diyorum ama.
Ben ah etmesem de.
/Bil ki anamın ahı tutar seni
İki cihanda da yakanı bırakmaz
Burnumdan getirdiğin ak sütleri/
Safiye Samyeli
www.kafiye.net
Senin Adın Hasret
Dudağım kuruyor dilim ise lal,
Bunun adı hasret, bana öğrettin!
Yakışmaz diyorum yüzüne celal! …
Sonun adı hasret, bana öğrettin !
Maziye daldırdın, kendimden geçtim.
Her ne ektik ise hep onu biçtim,
Anladım, sen yokken ben de bir hiçtim!
Dünün adı hasret, bana öğrettin!
Huzur bulamazsın, o kaygı varsa,
Aşk ölümsüz olur çok saygı varsa,
Yüreği sızlatan bir duygu varsa,
Onun adı hasret, bana öğrettin!
Seni üzmedi mi veda ettiğin?
Daha başındayken, aşkta bittiğin!
Bir haber vermeden çekip gittiğin,
Günün adı hasret, bana öğrettin!
Söyledim duymadın, çilemsin benim!
Nice düşe daldım, sandım ki senim!
Senin bakışında sarhoş bedenim,
Bunun adı hasret bana öğrettin!
Emine ÖZTÜRÜR/Balım Sultan/
www.kafiye.net
Ben Kalırım Geride
Emanet bedenler taşımıyorum
Merakım gizelerim de saklı olsa da…
İnadına seviyorum yaşamayı
Neden diye sorarsam bilirim yanıtını
En azından kendime yetecek kadar
Ölmeden öldürmeyin beni ne olur
Zamanın girdabında yalnız sanmayın
Terkilmişliklerim yoktur benim
Ülkem hüzünler ülkesi değildir
Razılığım yoktur yalan dolana
Kaderim sensizliğim sadece
En uç noktalarında selamlarım günü
Mutlaka en aykırısını ben kurarım düşlerin
İnceden inceye sızlar arada yüreğim
Ne zaman diner iç sancılarım, bilemem
Emanet yüreğim bedenime
Özgürlüğüme fazla düşkünüm her daim
Zehir zemberektir öfkelerim
Tanır mısınız beni? Söyleyin dostlarım
Ürkek bakışlarım altındaki yanmışlığımı kimler biliyor
Resmimi çizseniz,ne kadar yakışırım tuallerinize,
Kederleri kaldırıp atarsanız, ben kalırım geride
Emine ÖZTÜRÜR/Balım Sultan/
www.kafiye.net
SEVDALIYIM YÂR
Şu gönül bahçemin yedi vereni
Kanatıyor kokladıkça dikeni
Kilitlenmiş dümen kırık yelkeni…
Aşığım ben sana sevdalıyım yâr.
Tebessüm et güler belki yüzümüz
Buzda bile belli olur izimiz
Değişir mi söyle anıl yazımız
Aşığım ben sana sevdalıyım yâr.
Kerem etti yaktı sevdan ateşi
Dünyada emsali bulunmaz eşi
İçimi ısıtan bahar güneşi
Aşığım ben sana sevdalıyım yâr.
Özlemin hasretin candan bezdirir
Sevdan beni diyar diyar gezdirir
Denizlerde deryalarda yüzdürür
Aşığım ben sana sevdalıyım yâr.
Yeter artık yaktın ateş köz oldu
Millet duydu ağızlarda söz oldu
İlkbahar yaz geldi geçti güz oldu
Aşığım ben sana sevdalıyım yâr.
Dönüyor dünyanın dişlisi çarkı
Değiştirdi düzen görünür farkı
Kayaturan herkes Âdem’im ırkı
Aşkından divane sevdalıyım yâr.
( 02.11.2012 Saat :13.06 )
Şevki KAYATURAN
www.kafiye.net
AŞK OLSUN
Sizi bir cadde boyu ağlayarak yürümek zorunda bırakan bir adamı asla affetmeyin. Çünkü aynı şeyi en az bir kere daha yapacak. Bir cadde daha ıslanacak, bir sürü insan merakla yüzünüze bakarken. Bana öyle oldu çünkü. Bana öyle öldü, o adam, bu gün…. Bende öldü. Bu durum beni ağrıyan kollarımla yazmaya itiyor, uyuz bir it gibi kimsesiz ve halsizim. Ben bu gün koca bir caddeyi ağlayarak geçtim. Koca koca insanlar vardı yolumun üzerinde, Hiçbirine aldırmadan, hepsine çarparak geçtim. Rüzgar yüzümü yaladığında iki kat üşüdüm çünkü yüzüm ıslaktı, Çünkü rüzgarın hangi yönden estiğini anlamak için bir parmak ıslatılırdı. Çünkü yüzüm yolunu şaşırmış bir kadının yüzüydü, sancıydı. Sandığım gibi değildi ayrılığın acısı.
Yani şunu demek istiyorum; hiçbir kadın yaşadığı semtin caddesini hıçkırıklar eşliğinde ağlayarak yürümek zorunda bırakılacak kadar ağır cezalandırılmamalı. Güçsüz kolları varsa hele. Hele yorgunsa evvelsi günden. Taşıyamıyorsa telefonunu bile, ağır geliyorsa bileklerine…
Ağlarken karşı karşıya geçmeye kalkışılmamalı bir de. Çünkü buğulu gözleriyle bazen arabaları fark edemiyor insan. Bazen bazı arabalar hızlı geliyor karşıdan. Bazı arabalar çok gürültülüydü, beynimin içinde çalıp duran şarkıdan. O değil de, daha evvel sorduğum soruları bir buçuk yıl üstüne tekrarlıyorum efendiler; Daha kaç kez yarı yolda bırakılmayı göze alabilir bir insan? Ve kaç kez susarak çökertilir bir lisan? Bunun bir sınırı yok mudur? Boynu yuva kokan bir adam nasıl olur da unutulur? Onun yokluğuna ne “zaman” ne de “başka bir adam” iyi gelmiyorsa, Onsuz iyileşmiyorsa bu yara, Benim göğsümdeki papatya, nasıl kurutulur?
“Boğazıma düğümlenen adının kronikleştiği sanrısındayım. Buna doktorlar “hastalık” diyorlar, doğrudur. Fakat hastalığa adının verilmeyişinden hoşnutsuzum. Gidiyorsun. Olsun. Umarım, benden başka hiçbir kadının senin vatanın olamayacağını biliyorsundur.” Diyemediğim bir adam var. Ona diyemediğim çok şey var. Sayısız kumbarayı dolduracak kadar, birikiyorum.
Bir gün ya taşacağım ya taşlayacağım benim dünyamın Kabe’si olan boynunu, bilmiyorum.
Tanrım, omuz çukurlarında gözyaşı biriktirdiğim tek adamı benden yine aldın;
“Aşk” olsun!
-Mavi Tuğba Karademir
www.kafiye.net
Ruhunu karartan acı gizinde
Yüreğini yakıp üzendir şair
Hicran yarasıyla köz olan özde
Mecnun gibi çölde gezendir şair …
Aklına geleni döker heceye.
Sevdasını saklar sessiz geceye.
Sır gibidir benzer o bilmeceye.
Rakamları tek tek çözendir şair.
Alfabeyle yalnız iken dertleşir
Cümlelerle bütün olur mertleşir.
Bazen mazlum olur bazen sertleşir
Zorba oyunları bozandır şair.
Naziktir hep kalbi hemen kırılır
Kalemine silah deyip sarılır.
Halkın öncüsüdür koşar yorulur
Milletin önünde düzendir şair
Rabia’nın olmaz asla hatası.
Ekmeği aşıdır her bir kıtası.
Vatandır bayraktır onun sevdası.
Tüm güzel sözleri yazandır şair.
Rabia Saylam Taşdemir 22/10/2013
www.kafiye.net
Dalgalanan denizde sürüklenen sandaldım
Rüzgârla ilerledim nice ülkeler aştım
Bazen kâbusla kalktım bazen düşlere daldım …
Yılmadım yenilmedim zorluklarla savaştım
Şimdi yıpranmış eski delik deşik sandalım
İstesem yüzer miyim kırılmadan son dalım?
Hep imrendim salınan gemilere yatlara
Ulaşmak imkânsızdı ama peşinden koştum
Aldırmadım motordan fışkıran feryatlara
Bazen sindim sularda bazen tufanla coştum
Neden küçüğüm diye isyanlara bulaştım
Gün geldi şükür ettim sükûnete ulaştım.
Yaladım denizlerin bitmek bilmez tuzunu
Onca suyun içinde susuzluktan kavruldum
Yüreğimde sakladım kuzeydeki buzunu
Her an batabilirdim fırtınayla savruldum
Gücenmedim hayata dik durmaktı tüm gayem
İnancımdı içimde sakladığım sermayem.
Çekildim duruyorum sahilde bir kumsala
Gece soğuktan donup güneşte yanıyorum
Beni eskiten doğa ne yapar ki kum sala
Kıymetini bilmedim gençliği anıyorum
Koynumda yuva kurmuş türlü çeşit örümcek
Zamanla dağılırım kaçınılmaz tek gerçek.
Afet İnce Kırat
www.kafiye.net