şiir. öykü, makale, deneme, tiyatro, masal, fıkra, anı, sohbet, röportaj yazılarının yayınlandığı uluslara arası yazar ve şairlerin katılım gösterdiği edebiyat sayfasıdır. Uyum platformudur.
VAR MIDIR?
Güzün kestiğini gördün mü harı?
Bulabildin mi ecele devayı?
Toprak isterse bu kendi malını,
Bu dünyaya değer sevgi var mıdır?
Yolun sonu olmasa git git bitmez;
Aşk dediğin de bi gitti mi gelmez.
Senin benim aşkım ölümle sönmez,
Beşerden fani bir sevgi var mıdır?
Bahardaki ağaca emir verdi,
Köleye efendiye meyve verdi,
Mecnun Leyla’ya neden yüz çevirdi?
Hakikatten başka sevgi var mıdır?
Varsa bir sevgi biter mi, yanıldın!
Hakikat ehli olsan inanırdın.
Kul at değil ki yokuşta yorulsun.
Koşturmadan gelen sevgi var mıdır?
Sözüm beşerin sahte sevgisine.
Şükür yok riyakârlık içimizde.
Kurbanlık ten bizde de var Rabbime.
Vermeden alınan sevgi var mıdır?
Ne gurur mağrurluk verir Ahiye,
Ne kibir boyar endamını âliye.
Dünya aleni, gerek yok heyete.
Gerçekten sevilen sevgi var mıdır?
Sözün yüreğinden gelir bilirim,
Ay yüzüne lafımı esirgedim,
Elvanca güzelce söylemeliyim,
Ozanlığından hoş sevgi var mıdır?
2007
(Âşıklar Atışmasından)
Elvan USUL
www.kafiye.net
OZANLARDAN TÜRKÜLERİMİZ VE BİZ
Elde bağlama gezer diyarları,
O ki; ozandır söyler sevdaları.
Kuştan, böcekten çıkarak yola,
Sona saklar her sözün aslını.
Ozanlarımız; aşk nağmelerinin arasına, buram buram gurbeti, hasreti, vatanı, milleti katar türkülerine. Âşık Veysel, Karacoğlan, Erzurumlu Emral ve adını zikredemediğimiz nice ozanlarımız; kâh ağlatmış acılı uzun havaları ile kâh oynatmış misketi, fidaydası ile. El tele vurduğu an, söz dile gelmiş yürekten. O anda hesapsız, kitapsız, plansız çıkıvermiş hece ölçülü dörtlükler ağızlardan. Atışmışlar kimi lahza, kimi lahza anlatmışlar yüreğindeki sesleri.
Görüp alamamanın, sevip kavuşamamanın, gurbette yalnız kalıp çoğalamamanın acısıyla deli olup konuşmuş yürekleri. Ne yapsa da ne etse de yüreğini susturamayan ozanlarımız, yüreğini bağlamış bağlamaya. Eli çalmış bağlaması söylemiş. Kendilerine sorulunca; “yüreğimin sesidir” dermiş.
Her duygunun muhakkak bir yansıması vardır bir türküde. Ozanımız yaşamış duyguların her türlüsünü de. Kimi derdi, gamı, kimi neşeyi, sevdayı hissettirmiş türkülerinde.
Yârim senden ayrılalı
Hayli zaman oldu gel gel.
Bak gözümden akan yaşı,
Ab-u revan oldu gel gel.
Sevdiğinden ayrılan ve onun özlemiyle yanan bu ozanımızın türküsü, hangi ayrılıkların hissedarı olamaz ki!
Şu köyceğiz yolları,
Kaldır Ayşem kolları,
Bizim için yapılmış,
Şu Muğla’nın damları.
Sevdiğine aşkını ilan edip onunla yuva kurmak isteyen ozanımızın bu duygusunu tanımayan var mı?
Bir yiğit gurbete düşse,
Gör başına neler gelir?
Sılası fikrine düşse,
Yaş gözüne dolar gelir.
Gurbette yalnızlığın acını yaşayan sıla özlemiyle gözyaşlarına boğulan bu ozanımızın türküsü, gurbette yaşayanların yaşadıklarının ifadesi değil midir?
Hastane önünde incir ağacı,
Doktor bulamadı bana ilacı.
Baştabip geliyor zehirden acı,
Garip kaldım yüreğime dert oldu,
Ellerin vatanı bana yurt oldu.
Hasta düşüp uzak diyarlarda tedaviye giden fakat çare bulamayıp gurbette ölümü bekleyen ozanımızın bu türküsü, kaç dertli hastanın feryadına ses olmuştur.
Çırpınırdı Karadeniz, Sırmalar sarsam koluna
Bakıp Türkün bayrağına İnciler dizsem yoluna,
Ah ölmeden bir görseydim Fırtınalar dursun yana,
Düşebilsem toprağıma. Yol ver Türkün bayrağına.
Bayrak, vatan sevgisini yüreğinin derinliklerini hisseden bu ozanımıza hak vermeyen var mı aramızda? Hele ki; vatanımızdan uzaklarda yaşamak zorunda kalmışsak…
Daha nice duyguları buluruz biz türkülerimizde. Özümüzü, yüzümüzü, gönlümüzü, kültürümüzü, sevdamızı, özlemlerimizi, acı ve tatlı tüm yürek seslerimizi dinleriz biz türkülerimizde.
“Hissettiklerimi ifade etmekte zorlanıyorum” diyorsanız, sizin için bir ozanımız mutlaka dile getirmiştir hislerinizi. Yeter ki; duymak isteyelim ve dinleyelim.
Şubat 2008
Elvan USUL
Hizmet gazetesi
www.kafiye.net
OLSUN
Bir hatıra bırak bana
Zülfünün telinden olsun
Verdiğin hoş sözler bana
Yar senin dilinden olsun
Ruhuma sevda dalını
Ek gönlümüze gülünü
Anamın güzel gelini
Bağının gülünden olsun
Devran döner gelir kışım
Dökülür kirpiğim kaşım
Ömür biter ağrır başım
Ecelim elinden olsun
Yiğit iken devirdiğin
Yakıp yürek kavurduğun
Küllerimi savurduğun
Dumanım yelinden olsun
Dere gibi çağladığım
sana umut bağladığım
Gece gündüz ağladım
Gözünün selinden olsun
Son sözlerinle dağladın
Rabia ya dert tığladın
Naaşımı sala bağladın
Kefenim tülünden olsun
RABİA SAYLAM TAŞDEMİR .SAAT 16.50
03/11/2013
SEVDİĞİM
Yorulmuş gözlerine hüzün düşerse şayet
Hüznüne güz getiren nem dağının tuzuyum
Acemice saklanan damladaysa ihanet
Ağırlaşan kirpikte kantarın topuzuyum
Tek harfe bin kelime sığdırıp hakladığın
Gönlündeki isyanı inatla sakladığın
Sessiz çığlığa dönen sebebe bakmadığın
Kısır duygularının manadaki sözüyüm
Söylenmeyen cümleden nasip almamış dilin
Sabrını tesbih edip göğe yükselmiş ilin
Bilmez misin sevdiğim cebindeki mendilin
Yılgın nehir yatağı, kurumamış düzüyüm
Bunca birikmişliği yoklayıp inzivada
’Ah’ çekerken oluşan yaralarında, ya da;
Göğsünü daraltarak ağırlaşmış havada
Yakınlaşmış acının sana dönük yüzüyüm
Kalabalık aklınla gezdiğin dağ, bayırın
Dar vakite kurduğun sinende panayırın
İlham verip özüne umut ektiğin hayrın
Buluşma adresine ziya düşmüş iziyim
Nezahat YILDIZ KAYA
www.kafiye.net
VUSLAT HAYALİ
Yüreğinden kopan sevginle sarıp
Selam göndermişsin aldım sevgilim
İçine gönlümü, özümü karıp
Selamı geriye saldım sevgilim
Dedİm ki sevdiğim şimdi nerdedir
Belki de azapta elemlerdedir
Hasretten yanmıştır sitemlerdedir
Dönmezsen çaresiz kaldım sevgilim
Yokluğunla yanıp mecnun gezerek
Bulduğum kâğıda şiir yazarak
Hiç ümit kalmadı bunu sezerek
Keder ve acıyla doldum sevgilim
Bir kere yüzüme dönmez mi yüzün
Ağladım günlerce soluyup hüzün
Gelsen de kavuşsak bu sene güzün
Vuslat hayaline daldım sevgilim
Geçtiğin yolları her gün yoklayıp
Öptüğüm resmini bulup saklayıp
Hicranla saçımı birden aklayıp
Sen yokken sararıp soldum sevgilim
Hatırla dediğin ilk günümüzü
Dillerde dolaşan aşk ünümüzü
Mahşerde olacak düğünümüzü
Düşünüp bin kere öldüm sevgilim
NİLÜFER SARP
www.kafiye.net
FİLM YILDIZLARI ve EV ERKEKLERİ
Güzel bir yüzü vardır kızcağızın. Birilerine fark ettirir veya fark edilir. Kazanç kapısıdır masum güzelliği… El değmemişliği, saflığı… Geçirirler objektifin karşısına.
“Şöyle dur! Böyle yap! Gülümse! Böyle bak! Şimdi profilden… Biraz da cepheden…”
Sonra basarlar kâğıtlara… Dağıtırlar, gereken yerlere… Mecmualara kapak, takvimlere malzeme… Bir anda yayılır kitlelere… İki el içi kadar yüz, milyonlarca aç erkeğin göz zevkine sunulur.
Resim falan kesemez bu açlığı. Arzuladıklarını yaşayamayanlar masal dinlemek ister. Masallarla bütünleşmek, masal olmak… Kimse garip bir çingene olmak istemez hiç… Aç bir dilenci, yoksul bir yaşlı falan… Asil bir zat olma hevesindedir hep. Bir padişah, bir kral, kraliçe, prenses, düşes, dük… Asla olamayacağı bir şey… O zaman olmak ister bir biçimde… Geçer perdenin karşısına, seyretmeye başlar. Kral da odur artık, Süpermen de… Dilediği kadar toprak, mal mülk, evlat, eş, cariye, köle…. Ne ilginçtir hayatları… Hiç yaşanmamış, yaşanması imkânsız… Fakat artık zamanın dilediği yerindedir, arzuladığı kişilikte… İnanmak ister bunun böyle olduğuna.
Yeni yetmeler vardır evlerde. Salonlarda kolayca ulaşmaktadır güzelliklere… Mutlaka gerçek olması gerekmez ki! Sanal sevgililer vardır ekranda… Sanal sevgiler, aşklar… Dört yapraklı yoncayı bulmuştur kolayca… Kolaylıkla… Bir o değil, binlerce göz bakmaktadır aynı yere… Binlerce, milyonlarca aç göz tatmin olmaktadır.
Boşluktadır çoğu erkeklerin. Hoş, kadınlar da pek farklı değil ya… Diziler, filmler, tüm düş ürünleri… Bunları seyretmekle geçmektedir günleri…
Bir nevi kaçıştır bu! Ruhsal bozukluk, tiryakilik… Gerçek hayatın acımasızlığından düş âlemine uzanış… Hayali kahramanlarla kaynaşma, onlarla yaşama, bir olma… Garip bir birliktelik… Karanlığını aydınlatmak için…
Haydi! Haydi!.. Ekran karşısına geçin!..
Gerçek huzur ve mutluluklar…
Onur BİLGE
www.kafiye.net
YAĞIZ YİĞİT
Yüreğinin nuru vurur yüzüne
Dilerim hep böyle ol yağız yiğit
Yeşil yeşil bakan mahzun gözüne
Sevdasın gizlemiş kul yağız yiğit.
Hayalin düşlerin bilirim gizin
Endamlıdır boyun incedir nazın
Anladım yürekte saklıdır sızın
Sırların içinde kal yağız yiğit
Her sohbeti bir söz ile süslersin
Sevdalını sevgi ile beslersin
Gözyaşınla her yanımı ıslarsın
Akan yaşlarını sil yağız yiğit.
Yelkenin kırılmış gemin dümensiz
Düştüğü sevdanın sonu amansız
Beni benden alıp koydu nedensiz
Telefon aç mesaj sal yağız yiğit.
Sabah saat dokuz henüz çok erken
Hüzün sardı veda edip giderken
Rabia son sözüm hoşça kal derken
Bükme sen boynunu gül yağız yiğit.
28.10.2013 Saat : 20.29
Rabia S. TAŞDEMİR
Yollar yenilendi, taşlar döşendi
Belki de gelirsin, ararsın diye.
Şehir sana bir kez daha süslendi…
Sokak sokak beni sorarsın diye.
Takvimler eridi, on birler geldi
Rüyalar görüldü, tabirler geldi
İçime yöneldim, şiirler geldi
İçimin içinde sen varsın diye.
Öyle feryat figan görmedi dağlar
Gözümde tazecik bir gelin ağlar
Hangi insafsızlar yolları bağlar?
Beklerim, dağları yararsın diye.
Toroslardan akan kanlı yaşındı
Kayalar yarıldı, dağlar aşındı!
Güneş değil yanan, dertli başındı
Doğunca, sıcacık sararsın diye.
Görün, hasret kaldı tüm cihan, sana
Nerede kavuşur arayan, sana?
Nasıl da özenmiş Yaratan, sana! …
Bakınca, gözlerim kararsın diye.
Onurumsun, bahar seninle gelir
Buzullar çözülür, aşkımı bilir
Ne olursun, artık ufukta belir! ..
Korkarım, aklıma zararsın, diye! ..
Korkarım, aklıma zararsın, diye! ..
Onur BİLGE
www.kafiye.net
Artık aşkımı sana bildirmek istiyorum
Her harfine bir roman yazmak gerekse bile
Kuteyfe’den sırrımı sildirmek istiyorum…
O baltayla kabrimi kazmak gerekse bile
Şiir şiir konuşup nokta nokta susarak
Muallakat-ı Seb’a gibi ufka asarak
İmr-ul Kays’ı çıldırtan sevdamı betimleyip
İmge imge süsleyip sanatla dokuyarak
Uneyze’yi kahreden iltifatla imleyip
En duygusal sesimle derinden okuyarak
Mehtabı arzulayan en kaygılı gecede
Her sözcükte eriyip can bulup her hecede
Ansızın celallenip çılgınlara dönsen de
Baştan sona umudum tutkumsun bercestemsin
Sırtından çıkardığın bürdeni giydirirsen de
Büyülü efsanemsin bin öyküm tek bestemsin
Çobanaldatanların şarap içmiş sesinde
Umutla ötmekteyim Muceybir zirvesinde
İnzivaya çekilen rahibin çerağıyım
Ruhuna nurlar saçan karanlık otağında
Dize dize zehirim kıta kıta ağıyım
Sarı sedefte inci Leyla’nın yatağında
Ey Kays, son arzum yetiş dinle son nefesteyim
El- Ayr vadisindeki kemikten kafesteyim
Onur BİLGE
www.kafiye.net
YAŞASIN CUMHURİYET
“Ya istiklâl ya ölüm!”diye başladı şavaş
Ne cephane, ne asker, tümden bitmişti vatan
İlk hedef Akdeniz’di, toplandık yavaş yavaş…
Kaç kere küllerinden doğmuştu senin atan
Yeniden şahlanmaktı, devlet olmaktı niyet
Payidar kalmak için tek çare cumhuriyet
Nice canlar verildi tane tane toprağa
Kaç tane ocak söndü, baş eğmedik düşmana
Egemenlik kazındı her dala, her yaprağa
Kağnısıyla seferber oldu her “Elif Ana!”
Şan ve şerefi için ayaklandı hürriyet
Çağdaş olmanın yolu sadece Cumhuriyet
Allahu ekber dedik, çoluk çocuk hepimiz
Yüreklerde göndere çekildi kutlu sancak
Ati için tek vücut, tek can, tek yürektik biz
Ay yıldızlı bayrağın göğe yakışır ancak
Yanmış yıkılmış bir yurt, yorgun düşse de millet
Kurtuluş reçetesi, sadece Cumhuriyet
Dedi “Mustafa Kemâl, hasta da biz, hekim de!”
Bu millet yönetmeli kendi kendini artık
Bin dokuz yüz yirmi üç, yirmi dokuz Ekim’de
Tarih sayfalarına devlet olarak vardık.
Çalkalandı tüm ülke, dize geldi esaret
Yaşasın egemenlik, yaşasın Cumhuriyet!
Sevim YAKICI (Kargülü ALMILA)
www.kafiye.net