şiir. öykü, makale, deneme, tiyatro, masal, fıkra, anı, sohbet, röportaj yazılarının yayınlandığı uluslara arası yazar ve şairlerin katılım gösterdiği edebiyat sayfasıdır. Uyum platformudur.
YANAR
Ateş düşmeye görsün, ne ev kalır ne ocak
Erer külle murada, sanma ki biraz yanar
Bağ, bahçe alazlanır, dolanır köşe bucak
Yutar dalı, yaprağı; çiçekte kiraz yanar
Zırhını giyinse de kâr etmez cihangire
Ahûya rastlayınca sanılandan tez yanar
Kaderine yenilip rıza gösterir Bir’e
Ol İlahi emirle yürekteki buz yanar
Kirpiklerin ucundan kıvılcımlar savrulur
Tutuşan bakışlarla bir çift ala göz yanar
Gönüller derya olsa söndüremez, kavrulur
Cazibeye kapılan mâşuktaki yüz yanar
Titretir pembe, beyaz kahve tutan elleri
Aşkın hararetinden fincandaki tuz yanar
Kavl-i karar edince havalanır tülleri
Duvak bir yana düşer; zifaftaki kız yanar
Maharet ozanda mı mızrapta mı bilinmez
Vurunca tellerine inildeyen saz yanar
Kaç yıl geçerse geçsin yâr hayâlden silinmez
Mazi depreşir birden; yara kanar, iz yanar
Meşveret meclisinde tutulurken mazbata
Sevdanın karşısında sultan susar, söz yanar
Hokka temize çıkar divitte ise hata
İnce elekten geçer, son hesapta öz yanar
Mücella Pakdemir
www.kafiye.net
El HASîB
Kantinde herkes kendi âlemindeydi. Kimisi yanındakine, geciken kız arkadaşının ihmalkâr davranışından yakınıyor, kimisi derslerin sıkıcılığından söz ediyor, kimisi de parasını yetirememekten şikâyet ediyordu.
Hava, mevsim normallerinin dışında, soğuk ve yağışlıydı. Yağmur damlaları, buğulanan camlara yarışırcasına vuruyor, çarptıkları yerde birleşerek aşağıya iniyorlardı.
Mahir, pencerenin önünde ayakta, elleri ceplerinde, bir süre dalgın bakışlarla onları seyrettikten sonra yanımıza döndü, Orçun’un yüzüne bakarak:
“Görüyor musun, damlaları?” dedi. O da başını kaldırarak, ne demek istediğini anlamaya çalışırcasına baktı ve sözün devamını bekler bir pozisyon aldı. Boksör, düşünceli bir biçimde:
“Birkaç dakika içinde şu cama düşen damlaların miktarını tahmin etmeye çalıştım da… Aklım yetmedi! Sonra, yeryüzüne düşen yağış miktarını düşünmeye başladım. Bir metreküpte kaç damla olabileceğini…” Orçun, endişeli görünerek:
“Oğlum, sen kafayı mı yedin? Başka işin mi yok? Sakalına boncuk dizen, pöstekisinin kıllarını sayan Deli İbrahim gibi…” dedi ve buna bir anlam verememiş gibi başını iki yana sallayarak: “Allah Allah! Ya…” diye devam edecekti ki İhsan sözünü kesti:
“Öyle deme arkadaş, ya! Yağmur taneleri gökyüzünden sayıyla iniyormuş. Yeryüzünün ihtiyacına göre… Allah halk ettiklerine merhametinden, birleşmemeleri için onları birbirlerine değdirmeden, onca yolu damlalar halinde kat ettiriyormuş. Bir düşünsene! Bunlar birleşerek gelse ne olur!.. Ne cam kalır ne çerçeve!.. Evlerimizi başlarımıza yıkar, Alimallah!..”
“Kar tanecikleri de öyle… Hem biri diğerine benzemiyormuş. Binlercesi incelenmiş, birbirine tıpatıp benzeyenine rastlanmamış. Bu nasıl bir tasarım!.. Nasıl bir sanat!.. Gözler, parmak izleri, sesler… Bir yaprak, diğerinin; bir çiçek, benzerinin aynı değil!” dedim. Bilmeyen yoktu ama heyecan içinde tekrarlayıverdim işte! Sonra tepkilerini öğrenmek amacıyla olsa gerek, gayri ihtiyari masadakilerin yüzlerine baktığımı fark ettim. Behice, kaşlarını çatıp, kısık gözlerini Mahir’e dikerek:
“Sayısız insan, hayvan, bitki; sayısız çiçek, yaprak var oluyor, yok oluyor. Tabiat ananın işine akıl sır ermez! O sayıları fazla düşünme! Aklını oynatırsın, Maazallah!” dedi. Muhatabı kıpkırmızı oldu. Elini masaya vurarak:
“Elimden bir kaza çıkacak!.. Sen ne biçim kızsın yahu! Hem “Tabiat ana…” diyorsun hem “Maazallah…” İnancına ters düştüğünün farkında mısın? Yani inançsızlığına…”
“Ya, ağız alışkanlığı işte! Ne diyeyim?”
“Madem Allah’a inanmıyorsun, o zaman “Maaztabiat” de! Soyutla kendini, ona sığın! Seni tabiat muhafaza etsin!”
“Maaztabiat mı?”
“Evet… “Tabiata emanet ol! Tabiata ısmarladık! Tabiat razı olsun!” Falan da diyebilirsin.”
“Olur mu öyle şey, ya?”
“Her şeyi yaratan o anansa, olur. Tabiat ananı yaratan kim acaba?”
“…”
“Seni de mostralık yaratmış. Akıllıları fark ettirmek için. Denge sağlansın… İnsanı yarattığı gibi şeytanı da yarattı ya…”
“Ne dedi şimdi bu?”
“Allah akıl fikir versin sana! İzan versin! Islah etsin! İslam’la şereflendirsin! Salihalardan olasın! Daha ne diyeyim?”
“Senin gibi pösteki sayıyorum, değil mi? Onun için akılsızım! Benim aklım bana yeter! Ondan bundan akıl öğrenecek değilim! Aklım almıyorsa almıyor! Ne var bunda?”
“Yedi kat yerin altını üstünü, yedi kat gökyüzünün tamamını molekül molekül, hücre hücre sayıyla yaratan ve her yarattığına dair her şeyi en ince ayrıntısına, atomlarının, elektronlarının sayısına kadar bilen Allah-ü Teala’nın ilmine de sanatına da akıl sır ermez! Düşündüklerimin bir parçasında olanları saymaya, bildiğim sayılar yetmez! Ben saymıyor, sayamıyorum! Sadece tefekkür ediyor, hayretten hayrette geçiyorum!”
“Yahu, bırak şimdi şu kızla uğraşmayı! O, o çamurlu sudan çok içmiş. İmanı bulanmış. Zamanla durulur. Gökyüzündeki görebildiğimiz yıldızları bile saymamız mümkün değil! Sadece Samanyolu’nda, tahminen kaç yıldız var, biliyor musun?”
“Binlerce…”
“Ne bini, ne milyonu… Bir galakside, ortalama bir milyar yıldız var! Bir de onların molekülleri, elekronları… Allah, her şeyin hesabını bilir, yarattıklarının bütün ihtiyaçlarını karşılar. Hesabı seri olarak görendir. Her şeyi saymışçasına bilen, insanları hesaba çeken… Hasîb…”
“Sayma sayıları yetişir mi bütün bunları saymaya? Akıllara durgunluk!”
”Allah, sayısal değerlerin tamamını, sonucu hesaplanarak kavranacak ne kadar miktar varsa tamamını, hiçbir işlem yapmaya gerek duymadan, doğrudan doğruya ve apaçık bilir.”
“Biz, her gün ders almakta olduğumuz ve o kadar çalıştığımız halde matematikten yaka silkiyoruz!”
“O’nun ilmi, kayda şarta, öğrenme sürecine, tefekküre veya başka bir işleme bağlı değil, doğrudandır. Hem, Allah Seri-ul Hisaptır! Hesabı, seri bir şekilde gören…”
“Hasib ismi, hesaba çekileceğimizi mi gösterir?”
“Allah bu sıfatıyla, zatını üç şekilde vasıflandırıyor. Hasib, yani hesaba çeken… Seriul-hisab, hesabı çok çabuk gören… Esrau’l-Hâsbin, hesab görenlerin en çabuk olanı…”
”Bu hesaba çekme, ahrette olacak, değil mi?”
“Hayır. Sadece ahrette değil… Her an her yaratığının hesabını görmekte, başka bir merhaleye geçirmektedir. Çünkü O, kimin ne yaptığını ve ne yapacağını, en ince teferruatına kadar bilir. Bizi hesaba çekecek, karşılığını adil bir biçimde verecektir. Hesap görücü olarak Allah yeter.”
”Nefeslerimiz sayılı… Attığımız her adımdan haberdar…” Elindeki sözlüğü karıştırmakta olan Orçun:
“Hasîb; ‘kâfi gelen, yeten’ anlamına da geliyormuş.” diye mırıldandı.
”Evet. Bir anlamı da odur. “Hasbiyallahu lâ ilâhe illa hu” demek, “Allah bana yeter, O’ndan başka ilâh yoktur.” demektir. “Yâ Hasib” demeye devam eden, kötü gözden ve zalimin zulmünden korunur, duası geçkin olur.” Behice:
“Ya, öyle mi? Ben de söyleyeyim bari! Belki matematiğim kuvvetlenir. Aklım başıma gelir de inananlardan olurum.” diye gülerek tekrarlamaya başladı: “Ya Hasip, Ya hasip, Ya Hasip…” Arada kendi kendisine konuşuyordu: “Her şeyin hesabını biliyormuş. Nasıl biliyor? O kadar çok şey var ki! Hangi birini… Allah Allah!..”
“Ölünceye kadar izinlisin! Sorgu sual yok! İstediğin gibi konuş! Ağzına geleni söyle!.. İstersen inkâr et!.. O’nun ilahlığından bir şey eksilmez! Kendine edersin!.. Ne zamana kadar inanmayacaksın? O’nu, tüm haşmetiyle gördüğün zamana, en fazla haşre kadar… O zaman, artık inanmak zorunda değilsin, zaten göreceksin! Göreceksin o zaman! Göreceğiz…” diyordu ki Mahir, Behice, aklına bir şey gelivermiş gibi dikkat kesildi:
“Ya çocuklar… Şimdi hatırladım!.. Benim mahkemem ne gündü? Gelecek ayın beşinde diye biliyorum. Bir bakayım da… Sakın yarın olmasın! Bugün dördü…” diye çantasını açıp, not defterini çıkardı ve karıştırmaya başladı. Birkaç saniye sonra kısık gözlerini zorlayıp kocaman kocaman açarak:
“A!.. Tesadüfe bakın!.. İnanacağım neredeyse!.. Hatırlattı, ya! Yarınmış! Bak sen şu işe! Hiç aklımda değildi! Külliyen unutmuştum!” dedi. Sonra aynı yüz ifadesiyle Mahir’in gözlerinin içine bakarak sordu: “Zaman da mı hesaba dâhil?” Sözleşmiş gibi hep bir ağızdan tek kelimeyle cevapladık:
“Nasılmış?”
Onur BİLGE
www.kafiye.net
GÜLRUH
En çok gerinerek esneyişini seviyorum Gülruh
Gülümseyerek uyanışını
Kalbinin hızla atışını
Bedeninde beliren belli belirsiz terin
Alnında buğulaşışını
Gözlerimde gözlerin
Ellerimde ellerin
Orada öylece yatışını
Güçlükle aralanan kirpiklerinden sızan ışığın
Dört bir yana dağılışını
Kamaşan gözlerini kırpıştırıp duruşunu
Saçlarını şöyle bir savuruşunu
Yastığına tel tel her dağıtışını
Süzme bal damlayan dudaklarının kıvrımlarından dökülen
Gülen gün/aydınını seviyorum
Kulaklarımda yoğunlaşarak dolaşan yankısını
O tek kelimelik seher şarkısını
Güneş her zamanki haşmetiyle aşmaya çalışırken
Yol almazmışçasına ağır ağır aynı dağı
Dudağı denizin kıpırtısında yalbır yalbır
En çok gecelerinizi seviyorum sizin
Denizin ve senin
İkinizin
Yatağından yavaşça siliniyor izin
İzin vermiyorum yanımdan ayrılmana
Yapma
Her defasında yapma bunu bana
Şafaklar atmaz olsun artık ne olur
Sabahlar olmaz olsun
Buna bir çözüm bulunsun
Orada öylece kal Gülruh
Kalkıp gitme
Etme eyleme
N’olur
Dur
***
Onur BİLGE
www.kafiye.net
GURUR
Tanelenmiş hayat
Dağılmışım ben
Hayalin utanır bakmaz yüzüme
Kör karanlıklara savrulurum ben
Arada ışığın vurur gözüme
Yangın alevlenir kavrulurum ben
Beynimde ararım oluşmaz yüzün
Nerede can alan bakışın gözün
Kalbe çöreklenmiş mahveder hüzün
Ölür ölür yine doğrulurum ben
Üç günün birinde sokağındayım
Kör ayrılığın kem sapağındayım
Bitimsiz yalnızlık akağındayım
Acıyla kederle yoğrulurum ben
Bir adım atamam kahreden gurur
Kaşlarını çatar karşımda durur
Çaresizlik vurur yok olur O/nur
Birazcık eğilsem doğrulurum ben
Onur BİLGE
www.kafiye.net
SANA SORSAM!
Sana sorsam,
Nasıl çizersin tuvallere hüznü ey ressam.
Kırılmış kalbimin boyası,
Kan mı damlar gözlerimden.
Sen ey deli rüzgar…
Çılgınca savrulan eteklerini,
Sapsarı mı estirirsin yüzüme?
Ağlamaklı bir bûse mi kondurursun,
Acılardan kırık bir tebessüm saplanan gamzelerime?
Ey suskun sonbahar…
Sen…
Yağmur bulutlarını tutup üzengisinden ,
Islattın saçlarımı.
Sevda dalında tatlı terennümlerle şakıyan
Bir minik serçeyken ben,
Hasret toprağına düşürdün tutup pençelerinden.
Yeşil gözlerimi i örttün sarı gamzellerinle.
Renkler flu şimdi…
Yaprak dökümü tadında hatıralar…
Sevim Çiçek Karadeniz
www.kafiye.net
YADIMA DÜŞÜNCE GÜZEL GÖZLERİN
Yadıma düşünce güzel gözlerin,
Geceler boyunca sızım olursun,
Nakış nakış işler senin sözlerin,
Bir ömür yetmeyen hasret korumsun.
Sevda dipsiz kuyu sırra erilmez,
Benim deli gönlüm senden vazgeçmez,
Çileli başımdan dertler eksilmez,
Bir ömür yetmeyen hasret korumsun.
Şiirler yazdıran ilham yolu sun,
Name name şarkı hüzün dolusun,
Gözlerimden akan yaşlar olursun,
Bir ömür yetmeyen hasret korumsun.
Aylin AKGÜN
www.kafiye.net
Ve sessiz, sessiz ağlar kadın,
Kanamalı düşlerinde hayatın.
Sırtında yalpalanan hançerlerin gölgesinde,
Kaderine düşen mavi sızıyı içerek
kendi gölgesinden ürpererek
Dehlizlerinde yürür acıların
Ve sessiz, sessiz ağlar kadın.
Kaderin çizdiği çetrifilli sokaklarda yürür
Adını bilmediği adreslere gözyaşı bırakarak…
Çırpınır tabular denizinde, takılır ağlara
Dev heykellerle dans ederek
Ve kadın acıları tırnaklarıyla kazır dağlara…
Ayağında cam kırıkları
Dev aynası hayatın gölgesinde üşür kadın,
Her gölge oyununda irkilir.
Büyütür anne yüreğinde bir memleketi
Mor düşlerinde açarken akasya çiçeği,
Hayatın azı dişlerinde can veren
öksüz umutlardan çelenk yapar kadın.
Ve kadın yüreğinde büyüyen kumruların
Çığlıklarıyla uyanır her sabah.
Giyer ateşten gömleği ve yürür
Dikenli yokuşlarında hayatın.
Hayallerini serper bir çocuk kırılganlığında
Hayatın vahşi akışında aşkın küllerinden
Yuva yapar kadın, kan gülleri takar kadın
Cana can olur, kana kan olur kadın,
Nedense bilinmez büyülü adın,
Ve sessiz, sessiz ağlar kadın.
Sen Havva’dan bu güne çilesi bitmeyen
Gül yüzlü kadın
Gözlerinde ırmaklar çağlayan,
Yüreğinde okyanusları sindiren kadın…
Düşer saçlarından yıldızlar,
Avuçlarında erir güneş.
Ay hatırına düşer geceye
Çoban yıldızı seni seyreder.
Eflatun gecelerde hercai renkler aşkınla mana bulur.
Kırılma noktasında sen yıldızları
Geceye serperken
Mavi düşlerinde kelebekler uyur,
Ve gözlerinde mühürlenir aşk ve gurur.
ve her vahşi çiçeğin kokusunda adın,
dünden düşmüş gölgesi hayatın
çıkmış çivisi, kırılmış vicdan.
yırtık akıllara sen dikiş atarken
Nedense bilinmez buğulu adın,
Ve sessiz, sessiz ağlar kadın.
SAFFET ÇAKIR
www.kafiye.net
ÇİÇEKLERİME
Okul kapısından girer girmez;
Cıvıl cıvıl sesinizi duyarım.
Bütün sıkıntılarımı unutur,
Mutluluğu sizlerle bulurum.
Birlikte koşarsınız derse;
İçinizdeki istek ve hevesle,
Seslenirsiniz herkese,
Okumak istiyoruz diye!
Dostluk neredeyse orda olun,
Daima sevgiyi ve barışı savunun!
Hayat boyu hep dik durun!
En mert, en yiğit siz olun!
İnsanlara barış elini uzatın,
Sıcacık yüreğinizi sevgiye açın,
Omzunuzu sevenlerinize yaslayın,
Doğruları söylemekten asla korkmayın!
Gözünüzdeki ışık hiç sönmesin!
Yüreğiniz kin, nefret bilmesin!
Azminiz hiçbir zaman bitmesin!
Dik başınız asla eğilmesin!
Vatanınıza faydalı olacağınızı biliyorum,
Sizi en yüksek yerlerde görüyorum,
Sizinle daima gurur duyuyorum,
Benim canım öğrencilerim.
Bahtınız açık, şansınız bol olsun,
Talih hep sizden yana olsun.
Yolunuz hep Atamızın yolu olsun,
Hakkım hepinize helal olsun.
Alev SAÇLI
Türkçe Öğretmeni
www.kafiye.net
ÖZGÜRLÜK
Ozgurluk, insanin kendi dogasina uygun yasama hakkidir. Devletin en temel vazifelerinden biri halkin ozgurluklerinin onundeki engelleri kaldirmaktir. Kolelik, insanlik tarihinin en yuz kizartici sucudur. Insan onurunu asagilayan en adi kolelik turuyse insanin hevasini Ilah edinerek nefsini kendisine mabud kilmasi ve fitrat dini olan Islami buna alet etmesidir. Insanlarin evlenmeden nikah muessesini ayaklar altina alarak ayni ev icinde zaruret durumlari disinda kizli-erkekli kalmalari gayri mesrudur.
Universite cagina gelen birey elbette sinifinda veya okulundaki arkadaslariyla sosyal faaliyetlerde bulunacak, klup kuracak, ders calisacak,seminerler tertip edecek,piknige-tiyatroya gidecek. Bunlari kimse engellemiyor. Ancak nikah olmadan ayni evde bir bayan ve erkegin ikamet etmesi hem Allah’in kitabina hem de Turkiye’de yasayan insanlarin kahir ekseriyetinin orfune ve degerlerine aykiridir. Nikah olacagi zaman dahi veli’nin izni olmadan nikah kiymayi caiz gormeyen teamulumuz var. Hangi baba kizinin baska esi olmayan bir erkekle ayni evde kalmasina razi olur? En kutsi vazife olan cihada giderken dahi annenin ve babanin rizasini almayi onceleyen bir dinin mensuplari basbakanin bu uygulmasina nicin itiraz ediyorlar?
Ben her zaman derim. Dengede hayat var. Birileri birgun cikarsa bayanlar ve erkekler ayri siniflarda okuyacaklar veya basortusu takmayanlar kamu gorevlerinden ve universitelerden atilacaklar. O zaman bunun adi diktatirluk olur bu zulme karsi sonuna kadar mucadele edilir. Ancak oyle bir durum yok. Insan fitratina uygun hareket etmek lazim.
BILGIN ERDOGAN
www.kafiye.net
BAĞLI
Ey erenler benim yola bağlanmam
Gönlümdeki şahı sultan’a bağlı
Ya Hüseyin deyi yanıp ağlamam
Şahım Hüseyin’e Hasan’a bağlı
Kim düşünmez bu gün ile yarını
Rabbim sen gösterme kul feryadını
Muhammed Ali’nin Kerametini
Dört kapıdan geçip erene bağlı
Göz yaşı dökerim Şah Hüseyine
Başımız bağlıdır EhliBeytine
Ne dilersen ulu mevladan dile
Canların ettiği duaya bağlı
Allah’ın Aslanı bildiğim benim
İmametim deyi gördüğüm benim
Ardı sıra secde kıldığım benim
Ali gibi yüce imama bağlı
Kul Yusuf der gelip geçsede yaşım
İmam Hüseyine bağlı yoldaşım
Zahirde batında ikrarlı başım
Allah’ın kitabı Kur’an-a bağlı.
Yusuf Aslan
www.kafiye.net