Kategoriler


Tarih 3 Şub 2011 Kategori: Hüseyin DURMUŞ

SICAKLIĞIN

SICAKLIĞIN

Hani sıcaklığını duyarsın duyguların,
Seni sımsıkı sardığını hissedersin yıldızların bir anda,
Gökyüzünde ayın ışıldaması
Seni yakamozla tanıştırır gölde,
Bahçendeki gülün hışırtısını duyarsın;
Gecenin sessizliğinde sen!
Mis gibi kokusunu duyarsın verandanda
O an biricik aşkını özlersin
Onun yokluğunda ve gözlerin dolu dolu olur,
Yine kendini teselliye kalkarsın
Yalnız başına oturduğun koltukta,
Sıcak bir kucaklama buluşturur seni
Odanın loş ışıklarında
Onu hissedersin gönül gözüyle tekrar
Sımsıkı sarılırsın bütün benliğinle,
Daha da ısınırsın yalnızlığında sen,
Neredesin biricik aşkım diye aranırsın;
Uzun zamandır varlığını hissettiğin
Aşkın karşına dikilmiştir artık,
Buradayım aşkım, bir tanem diyerek seslenir
Sen bir anda koşarsın kapıya doğru,
Uzat ellerini, aç kapıyı şimdi
Bak merdivenlere, göreceksin beni
Sana uzanan ellerimi,
Sana doğru koşarken merdivenlerde beni
Ve sana ” Biricik aşkım, güzelim, Esmerim”
Derken benim o tok sesimi,
Seni seviyorum aşkım, geldim, kucakla beni…

Akbük/ 18.01.2007
Hüseyin DURMUŞ
www.kafiye.net


Tarih 3 Şub 2011 Kategori: Hüseyin DURMUŞ

GÜLÜMSERDİN

GÜLÜMSERDİN

Hani resimlerine baktığım o küçüklüğüm!
Hani ilk şekillerini incelediğim çocukluğum!
Hani boyama yaptığım resim sayfalarım?
Şimdi hayallerini yaşadığım o çocukluğum.

İlk harf öğrendiğim, ilk bilgi kaynağım,
İlk okumayı söktüğüm, ilk defa coştuğum,
İlk insan olmanın yolarını doya doya duyduğum,
İlk defa canım sıkıldığında oyalandığım kitabım.

İlk aşkı, ilk gezmeyi, ilk sevgiyi sende buldum!
Sen öğrettin bana sevgiyi, mutluluk doluyum.
Sevgiliye mektup yazmayı, sevgiyi sende buldum!
Çalışmanın önemini, kişiliği sende buldum kitabım.

Rast gele sayfalarını yırttım, kırdım seni!
Kimi zaman sayfalarını karaladım, bana gülümsedi
Sokak ortasına bıraktım, ateşe attım seni,
Beni bırakmadı vefakar dostum, hep gülümsedi.

Her şeyimle sana güvendim o yıllarda!
Dert ortağım oldun o soğuk gecelerde,
Göz yaşımı sildim yaprağına o ıssız gecede,
Bana direnmeyi öğrettin kitabım, o gecede!

Dert ortağı, can yoldaşı olursun sen!
Yol gösteren, milleti uyandıransın sen!
Vatanı kuran, vatanı yüceltensin sen!
Benim dert ortağım, benim kitabımsın sen!

İzmir / 28.10.2000
Hüseyin DURMUŞ
www.kafiye.net


Tarih 2 Şub 2011 Kategori: Öyküler

Ah Gönlüm!

Ah Gönlüm!

Yalan sevgilerden ayrıl be gönlüm!
Ebedi olanı, sar derim sana
Hayal dünyasından sıyrıl be gönlüm!
Aklını gerçeğe yor derim sana

Kainata bir bak, dinle ne diyor?
Her canlı Rabbini zikir ediyor
Seninse yüreğin benlik güdüyor
Böyle iken vuslat zor derim sana

Ölüme çareyi bulamaz bilim
Söyleye söyleye lal oldu dilim
Her an, her nefeste yaklaşır ölüm
Boşa geçen vakit ar derim sana

Seneler boyunca çile çektirdin
Gece gündüz kanlı yaşlar döktürdün
Sonunda kendinden, canı bıktırdın
Sonun iyi değil har derim sana

Allaha kul olda, yanmaktan kurtul
Şeytanın sözüne kanmaktan kurtul
Bu dünyayı gerçek sanmaktan kurtul
Onunda bir sonu var derim sana

Güne dua ile başlamak güzel
Şeytanı kapından taşlamak güzel
Sevgiyi kalplere işlemek güzel
Canını bu yola ser derim sana

Emine Yılmaz Dereci


Tarih 2 Şub 2011 Kategori: Şule AKAR

HÜZÜNLÜ PAZAR

HÜZÜNLÜ PAZAR

pazarım sensiz geçiyor yine
birlikte geçirdiğimiz pazarların tadı damağımda
gözlerimde hüzünmü var yine?
boşver..geçer…
daha nice pazarlar gibi buda geçer
geçer elbet yitirdiğim zamanlar gibi
geçer hasretin yaksada içimi
unuttum zaten gözlerini
sevmiştin ya bir zamanlar beni
olsun…bana yeter
kahvaltıda herşey vardı bu sabah
gazeteleride aldım yanıbaşıma
sadece karşımda sen yoktun
ney sesi yayıldı odama
gözlerimi kapattım senden dinliyorum
bir damla yaşmı süzüldü yine?
boşver…geçer
geçer elbet pazarlar gibi
yiten her güzel şey gibi buda geçer
sevmiştin ya bir zamanlar beni
olsun…buda yeter

Şule AKAR
13.08.2006
saat: 17.42
www.kafiye.net


Tarih 2 Şub 2011 Kategori: Şule AKAR

CANIM ÇOK ACIYOR

CANIM ÇOK ACIYOR

yüreğimi de götürmüştün giderken
yada sen almayı istemiyordun da ben yollamıştım yanında
sana iyi baksın diye
yüreğin üşümesin diye
bir daha sevmelere dayanamaz diye..
sandım ki senin yanında mutlu olmaya devam edecek
orada güvende olacak, huzuru bulacak
her kalp atışında beni hatırlatacak
sandım ki gittiğin gibi dönmeni de sağlayacak
yoksun..
sen yoksun ya yüreğimde yok artık
sevmelere hasret boşluğunla sürükleniyor
hüzünlere gebe her geceye, gözyaşına yenik her sabaha
bir günü bir güne daha ekleyerek yaşıyor
bu nasıl yaşamaksa yaşıyor işte.
ya dön bana
ya yüreğimi yolla
canım çok acıyor

YÜREĞİM SENİ UNUTMAYACAK
canımın acısına alıştım artık…
yokluğun eskisi kadar üzmüyor beni..
belkide içimde hep seni yaşattığım için olsa gerek
seni düşünmemeye çalışmak da çözüm oluyor bazen
akşamları üstüme hücum etsede senli düşünceler
kovuyorum onları kafamdan içim acıyarak…
oyalanacak şeyler arıyorum kendime
nafile çaba oluyor aslında bu
boşluğun istesemde dolmuyor dolmayacak
yüreğim seni istesemde unutmayacak

BİLMİYORUM
Ben istediğim içinmi yüreğimde yaşadın bunca zaman
Yoksa istesemesemde sevginmi güçlüydü?..
Bilmiyorum…
Seni yitirmeyi hiç istemedim oysa
Belki inanmak istediğim bir güçtün,
Belki de acımasız hayatımda bir teselli
Gidişini kabullenemeyişim bundanmıydı?..
Bilmiyorum…
Hep okurdum Can Baba’nın yazılarını
Çoğu zaman etkilendim de düşüncelerinden
Sevdiğin kadar sevilirsin diyordu
Ben seni çok sevdim diye sevildimmi?..
Bilmiyorum…
Seni çok düşündüğüm için mi hep aklımdaydın?
Bu yüzdenmi her sabah seninle uyandım?..
Her çalan telefon beni ilgilendirmiyor artık
Seni unuttummu yoksa unutmak zorundamıydım?..
Bilmiyorum…
Hep aşka inandım sevginingücü ayakta tuttu beni
Yitirmek bu yüzden ağrıma gidiyor belkide
Gururmuydu beni ayakta tutan, kızgınlıkmı?..
Bilmiyorum…
Bilmediğim ne çok şey varmış meğer senle ilgili
Bunca bilinmezle yaşamak zor, sen hissettinmi?
Kendimi kandırmayı bıraktım artık sevgilim
Giderken kaybetmeyide göze aldın sanırım
Yüreğimi aldım senden, haberin varmı?..
Bilmiyorum

Şule AKAR
TEMMUZ-EYLÜL 2005
www.kafiye.net


Tarih 2 Şub 2011 Kategori: Doç Dr. Zerda ONURLU

Sana Geliyorum

Sana Geliyorum

deli öfkem, kara sevdam
bilmem hangisi doğru
nerde gerçek, nerde yalan, bilen söylesin
beni sensiz bırakmam
sana geliyorum sadece,
yıllardır içinde sakladığım
ve haykırmak için biriktirdiğim
sevda sözlerimle geliyorum..
yada konuşmadan,
tek bir söz söylemeden,
suskunluğumla geliyorum,
utangaçlığımla, güçsüzlüğümle,
hatalarımla geliyorum..
uyuyamadığım bütün uykuları,
üşüdüğüm kış sabahlarını,
bunalarak geçirdiğim tüm akşamları,
beni yatağımdan sıçratan kabusları toplayıp geliyorum,
askım sana geliyorum….

Dr. Zerda ONURLU
www.kafiye.net


Tarih 2 Şub 2011 Kategori: Doç Dr. Zerda ONURLU

Rahatlayamazsın!

Rahatlayamazsın!

Hiç kalbin ağrıdı mı sebepsizce,
Hiç için titredi mi sıcak yaz geceleri,
Dolunaya baktığında hissettin mi hiç
Yapayalnız derin bir karanlıkta olduğunu,
Ve acı bir şekilde farkına vardın mı,
Kalabalık içinde sessizce dolaştığını…
Düşündüğün şeyi bilmeden uzaklara takılır gözlerin;
Ellerin bilmediğin elleri tutar sanki,
Tuttuğun el sana huzur verir de;
Sen o huzurla bir türlü rahatlayamazsın

Doç. Dr. ZERDA ONURLU
www.kafiye.net


Tarih 2 Şub 2011 Kategori: Hidayet KARAKUŞ

PİYASA ÇOCUK DERGİLERİ

PİYASA ÇOCUK DERGİLERİ

Yıllar önce Yalvaç’ta yeğenimin çalıştığı devlet dairesine uğramıştım. Masada tutucu bir gazetenin çocuk dergisini gördüm. Şöyle bir karıştırırken insan olmanın mı, Müslüman olmanın mı kuralları sayılıyordu yazının birinde. O yazıdan aklımda kalan, unutamadığım bir tümce: “Hakketmedikçe kimseyi öldürmemek.”
Tüylerim diken diken olmuştu. Sonra Hizbullah’ın mezar evleri, domuz bağlı cesetleri çıktı ortaya. Kim neye göre hakkeder ölümü? Buna kim karar verir? Yasaları, yargıyı bir yana iterek oluşturulmuş bir ilkeydi bu onlara göre. İnançları uğruna, kendi ölçülerine göre ölümü hakkedenlerin yok edilmesi gerektiğini söyleyen bir derginin çocukların, sonuçta da toplumun yaşamını karartacak bir geleceğin temelini attığını düşünürüm. Bu temelin yarattığı dehşetle nasıl saplantılı insanlar yetiştirdiğini, onların da kendileri gibi düşünmeyen nice insanın yaşamına nasıl kıydıklarını Cumhuriyet tarihinde Kubilay’dan Sivas olaylarına uzanan bütün yobaz, gerici, faşist kalkışmalardan biliyoruz. Bir toplumun geleceği başka türlü nasıl karartılır?
Tohumlar böyle küçükken atılır. Sonra o masum sözlerin, toplumsal koşulların olumsuzluklarıyla birleştiğinde o çocukları nasıl bir canavara dönüştürdüğünü görürsünüz.
İnancından başka değer taşımayan, kendisinden bir ton farklı renkte olana bile düşman olabilen bu anlayışın doğrusu yoktur.
Mavi Ada’nın hazırlayacağı Çocuk Edebiyatı dosyası için yazmayı düşününce hiç izlemediğim o dergiden bana kalan bu kötü izlenimle gençlere, çocuklara yönelik yayımlanan dergileri görmek istedim. Hemen bütün gazete bayilerinde, kimi kitapçılarda bulunabilen dergilerin isimlerini saptamak, kimilerinin içeriğine bakmak istedim. Beni dehşete düşüren bir görünümle karşılaştım. Genç dergilerinin, çocuk dergilerinin arasına yetişkinlerin dergilerini de kattım. Yetişkinlerin, anne babaların okudukları dergilerin benzerlerini elbette çocuklar da okuyacaktı. Adlarından nasıl bir dergi cangılında kaldığımızı çıkarabilirsiniz:
Yetişkinler için yayımlananlardan bazıları: Marie Clarie, Esaquare, House Beautiful, Hot Wheels, Forbes, Focus, Dishi (Dişi), Vizon, Bazar (Pazar), Formsante, Super, Businens Week, Turkishtime, Anchor Butik, Life, Cosmopolitan, Aktüel…
Türkçe sözcüklerin bile İngilizceleştirildiğini görüyor musunuz? O da ayrı bir konu.
Gençler için; Heygirl, Mixgirl, Hello, Super…
Çocuklar için; Witch , Disney-Prenses, Sindy, Tiger, Donald Amca, Gam World, Action Man, Spıder Man, Jojo Club..
Bunlar, İngilizce’yi kutsayarak kendilerini İngilizce sözcüklerle anlatmayı marifet sayan ruhunu yabancı kültürlerin ele geçirdiği bir azınlık da olsa kültür yaşamımızı belirleyen güç odaklarıyla birlikte olduklarından çok önemli. Dilimizi küçümseyerek uygarlaşacağını sanan bu zavallı beyinlerin varacağı yer uşaklıktır.
Sömürgeciliğin her türüne olduğu gibi kültür sömürgeciliğine de karşı çıkışımızın temelinde evrensel değerlere karşı çıkmak değil bizi biz yapan toplumsal değerleri hiçleyerek yabancı kültürlerin masalları, kahramanları, öyküleriyle uygar olunamayacağını, evrensel olunamayacağını anlatmak vardır.
Sömürgeciler, bir yandan silahlı, kanlı yöntemlerini sürdürürken bir yandan da sinsi, yeni sömürgecilik yöntemlerini yıllardır bizim gibi ülkelerde uyguluyorlar. Ulusal diller, toplumların kendilerini ulusal dilleriyle anlatması sömürgecinin amaçlarına ulaşmasında en büyük engeldir. Bu yüzden dillerini bozuyorlar ülkelerin.
Ülkemizdeki eğitim dizgesinin bozulması çok planlı biçimde 1946’larda başlatılmıştır. Kendi iktidarları uğruna devleti ele geçirenler, bir yandan sürekli eğitimle oynayarak, bu toprakların yetiştirdiği eğitimcilerin değil Amerikalı eğitim uzmanlarının önerilerini gerçek doğrular belleyerek kendi gerçeğinden habersiz, kendi dilinin güzelliklerinden, inceliklerinden yoksun, yarım yamalak öğrendiği İngilizce’yle bütün dünyayı ele geçireceğini sanan ruhsuz kuşaklar yetiştirdiler. Bir yandan da dinsel eğitimle bilimsel doğrulara göre biçimlendirilmesi gereken yaşama kara bir gölge düşürdüler. Bunun sonucunda da ülkenin değerlerini yaşamında boş laftan başka bir şey üretmeyenler satmaya başladılar. Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Söylev’inde dikkati çektiği tehlikeler birer birer gerçekleşiyor bugün.
Bir ulusu ele geçirmek için eğitimini sömürgeci anlayışla düzenlerseniz gerisi kendiliğinden gelir. Bugün ülkenin yatırım yaptığı, yetiştirdiği gençlerin büyük bölümünün yurt dışına gitmek istediği bir ülkenin geleceği olabilir mi? Bugün okumanın, diplomanın değeri ancak iş kadardır. İş varsa diploma değerlidir. Oysa eskiden diplomalı birisi yaşamın değerleriyle donanmış bir insandı. Dünyayı, insanları derinliğine öğrenebilecek anahtarlara sahipti. Okuyan insan aydındı eskiden. Edebiyattan, felsefeden, toplumbilimden, tarihten, çağdan, uygarlıktan… haberi vardı. Önce yurdunu, insanlarını düşünüyordu. Şimdi okumamayı marifet sayan, yük sayan sınav birincisi aptallar yetiştiriyoruz. Şimdi okumuş cahiller, diplomalı hırsızlar, yağmacılar yetiştiriyoruz.
Yukarıda adını verdiğim gençlik dergileri, çocuk dergileri çocuklarımızın bizden nasıl çalındığının da belgesidir.
Dergilerden biri SPIDERMAN. Örümcek Adam demek. Örümcek adam derlerse İngilizce zaafa uğrar çünkü. Kapağında HERKESE 50 SPIDERMAN ÇIKARTMASI duyurusu var. www.Marvel.com adresi verilmiş. Bu sayının Misafir Yıldızı SUB-MARINER! Ayrıca Dipten Gelen DEHŞET! Sizi bekliyor. Çizgi öyküler-Bulmacalar da cabası.
Örümcek Adam’ın bir çizgi roman olduğunu biliyoruz ama gençler, çocuklar bizden daha iyi biliyorlar.
Genç Peter Parker’ı bir okul gezisinde radyoaktif bir örümcek ısırınca olağanüstü örümcek güçleri kazanır. Serüven bu güç üzerine kurulur. Metin; Fedg Handley, Çizim; Jon Haward, Yazı; John Stokes, Harfler; Tım Warrah-Smıth. Öykü, yazar, çizer, hepsi yabancı. Yalnızca okurlar Türk çocukları. Orta sayfada Örümcek Dosyası açılmış. Bu dosyada Örümcek adamın serüvenlerinde yer alan Prens Namor’un özellikleri veriliyor. Bu arada çocuklara Kalsiyum+7 vitamin+fosfor içeriğiyle Luna margarini tanıtılıyor, Luna yağının kapağı biçiminde basit bir yapboz veriliyor armağan olarak. Hani çocuklara zararlı beslenme önerilemezdi! Çocuklar reklamlara karşı korunacaktı hani! Katı yağların kalp hastalıklarına, damar sertliklerine neden olduğu bilinmiyor mu? Çocuklardan bunu saklıyor muyuz?
Seçenek olarak zeytinyağımızın, mısıryağımızın, fındıkyağımızın önerilmesini boşuna bekleyeceğiz anlaşılan!
SPIDERMAN’ın başka serüvenleriyle doldurulan bir dergi bu. Üstelik ilerideki sınavlara hazırlık olsun diye örümcek testi bile var dergi de. Örümcek Adam’ın serüvenleriyle ilgili sorular kahramanların öykülerini çocukların belleğine iyice kazımaya yarıyor olmalı.
ACTION MAN, bu da bir başka dergi. Kapağında HERKESE SÜRPRİZ ARMAĞAN! Duyurusu var. Spor Macera, Savaş Sanatları, Çizgi Öykü, Bulmaca derginin içeriğine ilişkin duyurular.
FLYINT VE KAR KAYKAYI, X ADASINA DÖNÜŞ!, ACTION MAN XMISSIONS,(Sanırım Actıon Man’ın bilinmeyen görevleri demek. Burada 8. görevi anlatılıyor.) gibi çizgi öyküler var. Yine çizgi öykülerde ilkine yönelik bir ödüllü test var. DIGITURK’un (dijitürk diye okuyacaksınız!) JOJO CLUB dergisi abonelere ücretsiz gönderilen bir çocuk dergisi. Kapakta Kırmızı Köpek Clifford’un Maceralarının yayımlandığı kanal duyuruluyor. Bu derginin içinde de Astronot Jım, Maya ve Miguel, Dünyanın kaderini elinde tutan Mutlak Güç’ün dizi duyurusu, Pucca, Jetix Yarışması, Guliver’in Maceraları, Rainbow Brıte çizgi dizisi, Clifford’un Büyük Macerası, Aloha, Scooby-Doo dizisi, Afacanlar İşbaşında, Rugrat’ler… çocuklara yönelik filmlerin, dizilerin duyurularıyla körpe beyinlerin yıkanması, ele geçirilmesi kolaylaşıyor. Bu dergilerin hiçbirinde kahramanların bizden olmadığını görüyoruz. Olayların, kişiliklerin bizim ülkemizle bağı yok. Sözler, dil, terimler, buluşlar hep İngilizce’nin kalıplarına göre. Çevirmenlerin de yeterli özenden yoksun oldukları görülüyor.
Bu dergilerin dışında adı Türkçe olan ya da artık Türkçeleşmiş adlardan oluşan dergiler var. Bunlardan Milliyet Çocuk dergisinin bir ürünü olan Miço, Yalvaç Ural’ın yönetiminde çıkıyor. Ders-Sevmez Hamdi çizgi dizisinin kahramanları bize uyarlanmış. Yazan ve Çizen : Godi+Zidrou.
Peter Pan’ın Defteri’ni Özlem Sezer yazmış. Peter Pan’ın ağzından tekerlemelerle birlikte kolaycılığa kaçanları uyaran bir günlük gibi. Pan’ın Şiirleri, Arkadaşım Kitaplar, Gezdim, Eğlendim, Öğrendim köşeleri.yararlı. Kız Babası Padişah’a Sormak İstediğim Sorular’da Özlem Sezer, bizim masal kahramanlarımıza ilginç sorular soruyor. Akıllara Zarar Titöf, Çoklu Zekalar, Küçük Fasulyeler, Zapçı Okan, Çaylak Basketçiler gibi çizgi diziler kahramanları, konuları yabancı olan öyküleri anlatıyorlar. Miço, bizden olmaya çalışan ama çizgi dizilerinde yabancı öyküler yayımlayan bir dergi. Sizin Sayfanız’da çocukların şiirlerine, bilmecelerine, fıkralarına yer veriliyor.
Çocuk Kulübü Kanal D’nin çocuk kulübünün dergisi. Hem çocuklara, hem çocukluktan çıkmak üzere olan 13-15 yaşa seslenen bir dergi içerik olarak. Onun da kapağında Herkese Güç Topu armağanı duyurusu var. Harikalar Sirki, Şövalyeler, Sevgili Kahramanlar olarak çocuklara öğretilenler: Spider-man ve Mary Jane, Donald Amca ve Deyzi, Daphne ve Fred, Bob ve Sandy… tanıyor musunuz? Bu derginin güzel bir köşesi var. Çocukları yazmaya, düşünmeye, kafa yormaya iten bir köşe: BİR YAZAR ARANIYOR. Çocuğu çekecek bir girişle başlıyor: “Bu öykünün sonu yırtılmış ve okunmuyor. Bize yardım eder misiniz?” Öykünün başlığı KAYBOLAN ÖĞRENCİLER. “Lila ve Rino, uçsuz bucaksız kırların ortasında bir okula gidiyorlardı.” Bu ilk tümceden anlayacağımız gibi kahramanlar yine bizden değil. Zaten Narnia Günlükleri’nin bir parçası olmaya çağrılıyor bir anlamda genç-çocuk yazarlar. Derginin öteki sayfalarında bütün büyüklerin çocukluklarında okudukları Kırmızı Başlıklı Kız.’la ilgili bulmaca, Şaka Yaptım, Sihirli Çocuk Kitapları, Orman Günceli.. gibi bölümler var. Scooby-Doo! Dedektiflik Bürosu’nun kahramanı da elbette bizim Karabaş olacak değil. Bu öykünün kahramanları da Norville “Shaggy” Rogers, Velma Dınkley, Daphne Blake, Fred Jones… Hepsi çocuklarımızın rüyalarında gezen, onların beyinlerini, düşüncelerini biçimlendiren kahramanlar.
Milliyet Kardeş, daha çok ilköğretim ikinci kademe öğrencilerine seslenen bir dergi. Narnia günlükleri burada da karşımıza çıkıyor. Aslan, Cadı ve Dolap, Büyücünün Yeğeni (Kuzeni demediği için sevindim. H.K.) At ve Çocuk, Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu, Gümüş Sandalye, Son Savaş gibi kitapların duyuruları var. MK bu kısaltmayla sunuluyor okura Milliyet Kardeş. Sanki yabancı bir dergi izlenimi ediniyor insan ilk anda. Yazı biçimi öyle bir izlenim veriyor kişiye. Bu özellikle yapılmış belli ki. Yabancılaşmanın boyutu çok derin gördüğünüz gibi. İnsanın emeğine yabancılaşması bir yana kendine, çevresine, yurduna yabancılaşması çok acı. Milliyet Kardeş’in bu sayısında Afacan Kıd (Çizgi dizi), Dr. Kainat (Evrenden ilginç bilgiler veriliyor.), Aeon Flux Charlize Theron’dan yepyeni bir heyecan fırtınası getiren film tanıtılıyor.), Hotwheels (Otomobil dergisi), Sponge Bob-Sünger Bob (Çizgi dizi), Gufi (Çizgi dizi) Karakalem (Star Wars’ın sevimli robotu, çizimler adım adım veriliyor.), Altın Ayaklar, Şarkı Sözleri, Ayın Oyunu, Oyun Rehberi, Fanclub bölümleri var.
Bütün dergileri incelemek, hepsini değerlendirmek isterdim. Ancak buna ne zaman, ne güç yeter.
Buraya alabildiğim, incelemeye çalıştığım dergilerin özellikleri benim içimi kararttı geleceğimiz adına.
Bu dergilerde çocuklarımıza gençlerimize ne veriliyor? Bu dergilerden okuyacakları öykülerin, izleyecekleri dizilerin, öğrenecekleri yabancı yaşamların kendilerini tanımalarına ne gibi bir katkısı olacaktır?
Her şeyden önce Türkçe’nin tadını verecek öyküler, diziler ortada görünmüyor. Bilinir ki çocuğun kendi dilinde okuması, kavramlarını oluşturması, dünyayı algılaması hem hakkıdır, hem toplumsal varlığımız, ulusal birliğimiz için zorunludur.
Bu dergilerin içeriklerinde aktarılan öykü kahramanları bize yabancı yaşamların kahramanlarıdır. Kendi benliğine uzak düşen bu kahramanlarla özdeşleşen çocuk kendi toplumuna, çevresine, dahası annesine, babasına bile yabancılaşacaktır.
Ben yerli yazar okumam, diyen nice insan böyle doğdu. Kendi ülkesinin gerçeklerini tanımayan okumuşların başkalarının sözcülüğünü, avukatlığını yaptıklarını görmüyor muyuz?
Beyinleri yabancı sözcüklerle, yabancı çevrelerle, yabancı yaşam biçimleriyle doldurulan çocuklarımızın bizim çocuklarımız olduğunu söyleyebilir miyiz?
Peki yabancı öyküler, romanlar, çizgi diziler verilmeyecek mi hiç çocuklarımıza? Elbette onları da bilecekler ama önce kendilerini bildikten sonra. Minicik beyinlere kendi sokağının, kentinin, ülkesinin masalını, öyküsünü, kahramanını okutmadan yabancının yaşamını okutursanız kaçınılmaz olarak yabancılaşacaktır çocuk.
Bu dergilerde hiç olmazsa öncelikle bizim insanımız, bizim toplumsal yaşamımızla ilgili öyküler, çizgi dizilerle dengelenecek bir içerikte yayımlanmalı dergiler. Örneğin pek çok çizerimiz var, pek çok da çocuk kitapları yazan arkadaşlarımız. Niye bu arkadaşların öyküleri, romanları çizgi dizi yapılmaz? Neden bunu düşünmezler bu dergileri yayımlayanlar? Hep hazır diye yabancıların ürettiklerine oluk oluk para verirken çocuklarımızı da yabancılaştırdıklarını düşünmezler; neden?
Kültür sömürgeciliği öyle sanırım en somut çocuk dergilerinde görülüyor. Aklı başında bir eğitim dizgesi başı boşluğa asla izin vermez. Üstelik adı Milli Eğitim olan bir düzenin çocuklarımıza okuttuğu dergiler, kitaplar bu denli bize uzak, bu denli bize yabancı olamaz; olursa buna izin veren bakanlığın adı da Milli Eğitim Bakanlığı olamaz.
Şimdi bu yazımı okuyan kimileri beni sanki suçmuş gibi ulusalcılıkla, dahası faşistlikle suçlayacaklardır. Bunu da solculuk, devrimcilik, sosyalistlik adına yapacaklardır bu suçlamayı. Bu moda çok yaygın çünkü. Oysa sömürgeciliğe, anamal düzenine karşı çıkmadan, emeğin evrensel değerlerine sahip çıkmadan sosyalist de olunamaz, solcu da, yurtsever de!
Çocuklarımız için, geleceğimiz için dergicileri, çizerleri, yazarları bizim öykülerimizi, masallarımızı okutmaya, yerelden evrensele ulaşan insanlık değerlerini veren yapıtlar üretmeye çağırıyorum.

Hidayet KARAKUŞ
www.kafiye.net


Tarih 2 Şub 2011 Kategori: Hidayet KARAKUŞ

ARAYIŞ

ARAYIŞ

doğum tarihi yeni bir kimlik buldum
adımı yazdım fotoğrafımı yapıştırdım
bir bulut gibiydi boşluktan gelen görüntü
top sesleri dağların ardından yükseldi
sanırım dünyaya yeni bir gol attılar

denizleri oyuncak leğenlerinde yüzer çalkalayan
çocukların barış gemilerinde yüzer gibiydim
yüzer gibiydim annemin saklı denizlerinde

bir kimlik buldum fotoğrafı yoktu
numarası yoktu, doğum yeri boş
senin adını yazdım yaşını belirledim
kendi fotoğraflarımdan çıkardım seni
anıların düşten yataklarında sevdim
büyük kentlerin varoşlarından derledim
dere boylarında sele kapılan kadınların
kapı numarlarından buldum adını

siz köşe başlarında ayak üstü gözlenenler
geçerken görülenler ara sıra adı duyulanlar
numaralarınız söyleyin dünyaya geliş numaralarınızı

sürücü belgelerinizin numaralarını
sigorta poliçenizin umutlarınızın
mezarlarınızın pafta numaralarını
sevdiğiniz kadınların sutyen bedenlerini
omuz gerdan numaralarınızı

sayısız sayılardan oluşan numaralarınız
söyleyin söyleyin ve geçin tarihteki raflarınıza

anladım ben yufka yürekli zamanlarda
senin yelelerine tutunmuşum
beni yerlere seren rüzgarınmış meğer
analdım bu kimliğin numaraları yalan
kalbi bomboş bir tarihin külü yalnız
anladım büyük ateşlere yazılı adınız.

Hidayet KARAKUŞ
www.kafiye.net


Tarih 2 Şub 2011 Kategori: Hüseyin DURMUŞ

Fırtına Gibi Gelir misin?

Fırtına Gibi Gelir misin?

Gönül gözüyle sevdiğim esmer güzelim,
Bilir misin yaşamın ne kadar zorluklarla geçtiğini?
Sıcaklığını içimde duyup seni kucakladığımı,
Bilir misin yaşamıma neler katıp beni derlediğini?

Hani fırtınalar eser de ortalık toz duman olur,
Kar bora ortalığı kasıp kavur ve göz görmez olur,
Gönül gözün sana yolunu aydınlatır da sen yoluna gidersin,
Bilir misin benim yolumda bıraktığın aydınlık izin derinliğini?

Yaşamda çekilmez anlar olur insanın zamanla;
Kahrolursun bir anda, fırtına kırmıştır şıvgınlarını!
Bir anda yeni filizleri yeşerten biri şıvgınlara merhem olur,
Bilir misin benim şıvgınlarıma merhem olup yeniden dirilttiğini?

Hani bütün terslikler sana abone olmuştur yaşamda;
Düzeliyor derken yeni terslikler seni bulmuştur kör bir yerde,
Sen yine teselli edersin, can yoldaşı olursun gelecek günlere,
Bilir misin benim yaşamımda bana nasıl güzellikler verdiğini?

İlk defa fırtınadan korkmak istemiyorum hayatta,
İlk defa gerçek bir fırtına ile yaşamak istiyorum artık,
Bu cenneti andıran güzelim sessiz şehirde benim için sen;
Bilir misin ansızın “fırtına gibi gelir misin” diye nasıl beklendiğini?

Akbük27.01.2007
Hüseyin DURMUŞ