Kategoriler

Arşivler


Tarih 19 Oca 2011 Kategori: Elif EYLÜL

Öyle Bir Gittin ki…

Öyle Bir Gittin ki…

Sen
Öyle bir gidiş gittin ki benden
Karanlığa gömüldü içimdeki kent
Ne ateş böceklerinin dansı kaldı
Yaz akşamlarında
Ne gözlerimde Egenin yakamozları…

Öyle bir gidiş gittin ki benden
Sevdam hak etmedi
Hoyratça savurduğun tekmeyi
Ve düşlerim
Hak etmedi boynunda yağlı ilmeği

Öğle bir gidiş gittin
Öyle bir gidiş…
Kalleşçe,
Ardına bakmadan
Ve
Acımasız bir haydut gibi
Sevdadan yana
Aşktan yana
Ne varsa payıma düşen
Yağmalayıp yakıp gittin.

Şimdi
Bir cehennem zebanisi gibi
Geceme dikilip
Aklıma düşmüyor gözlerin
Sevdamı çıkardığın yangınlarda bıraktım
İdam sehpasındaki düşlerime
Bir tekme de ben attım…..

Ve sen
Yıllar sonra
Yeniden…
Neyi kurtaracaksın yangın yerinden?

İzmir
Elif EYLÜL
www.kafiye.net


Tarih 19 Oca 2011 Kategori: Mimoza SARIŞIN

Eyy Gözleri Hüzün Bakan Kadın!

Eyy Gözleri Hüzün Bakan Kadın!

Eyy gözleri hüzün bakan kadın!
Sen miydin demin düşlerime takılan?
Yüreği titrek,sevdası sırtında yük,
Saçları sabahın seheri kokan.

Eyy gözleri hüzün bakan kadın!
Silkin artık uyan uykundan!
Külkedisi hallerin hep mi olacak?
Hayata küsmüş, hali perişan..

Bilirim gözlerindeki hüznü bende.
Sevdayı çekenler birbirini tanır.
Hayat siler denilsede acıları
Hüzün hep gözlerde takılı kalır.

Eyy gözleri hüzün bakan kadın!
sen miydin demin bana tanıdık gelen?
Dillerin suskun.tavrında masumiyet
Ama içinde feryatlar yükselen.

Bilirim suskun yüreğini bende.
Tertemiz duygular birbirini tanır.
Nice kötülük birleşip gelse
Aşkı tadan yürek hep masum kalır.

Eyy gözleri hüzün bakan kadın!
Sen miydin demin şiirime uğrayan?
Kimliğin meçhul,gönlün tanıdık.
Dudağın gülen,kalbin ağlayan.

Eyy gözleri hüzün bakan kadın!
Sen miydin demin ruhumu sarsan…? ? ?

Mimoza SARIŞIN
www.kafiye.net


Tarih 19 Oca 2011 Kategori: Mine POLAT

Lanetli Bir Ruh

Lanetli Bir Ruh

Başlarsın hayata anlamsız bir şekilde,
Bilmezsin neler gelecek başına,
Anlamazsın,
Çözemezsin şu kedersiz kaderini.
Ne acımasızdır şu hayat,
Ne kadar da keder ve ızdırap dolu.
Mahkumuz biliyorum bunları çekmeye,
Dayanamıyorum ne yapayım
Dayanamıyorum işte.
Kaldıramıyorum bu acıyı,
Suç mu…?

Hayata bakan gözlerin;
Ne kadar gülsede,
İçimiz kan ağlar,
Ne kadar mutlu insan rolü yapsakta;
Hepimiz biliriz bunun oyun olduğunu.

Hayat öyle insafsız ki;
Acımasız anıları vardır genelde
Her bir köşede saklı olan.
O unutulmaz anılardır seni
Mahfedip hayata küstüren aslında.
Yalnız kalıp düşünmek isteriz,
Hatırlamak isteriz o anılarımızı
Zaten yanımızda kimimiz var ki
Kaderimiz ve anılarımızdan başka?
Yine,yine baş başayım kendi gölgemle,
Dalıp düşünüyorum,
Uzaklara gidiyorum sanki,
Çok uzaklara.
Lanetlenmiş bir ruha sahip gibiyim
Her gece yalnızlığım ve
Ardından gelen acılar yakıp yıkıyor beni.
Dayanmak çok zor…
Zorluk çekiyorum…
Dayanamıyorum…
Yenilip kalıyorum bu sağır ve dilsiz gecelerde.
Defalarca içimden haykırmak gelsede,
Yapamıyorum.
Haykırsamda duyuramıyorum sesimi sanki.
Gecelerin dili olsada söylese
Ne acılarla pençeleştiğimi,
Bazen ne acılara boyun eğdiğimi…
Alıştım sanki,
Bu acıları dewamlı yaşayınca,
Hiç yabancı qelmiyor.
Acıları dost biliyor adeta kendine.
Uyuşturulmuş qibiyiz,yol almış qidiyoruz,
Ama nereye olduğunu bilmeyerek
Bilmiyoruz, sessiz sakin ilerliyoruz.
Yenik düşüyoruz aslında hayata, duygularımıza ve
Lanetlenmiş ruhumuza…
Gönlümüze yenik düşüyoruz.
Kaptırıyoruz kendimizi,
Biz o kaybedenlerden oluyoruz,
O qrupta yer alıyoruz,
Ne kadar acı olsada bunun böyle olduğunu,
Hepimiz biliyoruz.

Biz, hayatın acımasızca katlettiği masum insanlarız.
Hiç nedensiz katlanıyoruz bunlara.
Boyun eğiyoruz,isyan edemiyoruz,
Sesimizi bile çıkaramıyoruz,
Bir daha acı çekmemek için,
Kurtulma umuduyla,
Lanetlenmiş ruhumuzu serbest bırakıyoruz.
Bunun doğru olmadığını ne kadar bilsekte;
Acılara ve ızdırapa dayanamayıp yıkılıyoruz,
Yeniliyoruz her şeye
Ve son olarak
Hayatımıza kilitler vurup buralardan göç ediyoruz…! ! !

Mine Polat
www.kafiye.net


Tarih 19 Oca 2011 Kategori: Mine POLAT

Katlanamıyorum

Katlanamıyorum

Kaçmalı insan bu dünyadan,
Kaçmalı ki pislik bulaşmadan,
Olabildiğince uzaklaşmalı ondan,
Kaçabildiğince uzaklara kaçmalı…
Lanetli dünyada yaşadığımızın farkında değiliz…
Nereye baksak ihanet, nefret,hırs
Kin dolu insan yüreği…
Güzellikleri var elbet
Ama kötülük bürümüş tüm sayfalarını…
Gülü seven dikenine katlanır…
Katlanan katlanıyor bu dünyanın kahrına,
Lakin katlanamıyorum ben yaşamıma,
Ne gülü ne de dikenini seviyorum,
Ki zaten tüm her şeyden bu yüzden kaçıyorum…

Kim bilir kendime güvenimi arıyorumdur belki..
Kaçmak kolay geldiği için kaçıyorum belki de…
Kimi zamansa ne yaşadığımdan,
Ne de nefes aldığımdan emin olabiliyorum…
Boş gözlerle hayatı izliyor,
Geleceğimi bekliyorum…
Kim bilir belki hayat o zaman gülümser bana….

Mine Polat
www.kafiye.net


Tarih 19 Oca 2011 Kategori: Mine POLAT

Kaçıyorum

Kaçıyorum

Sorulardan,
Hesaplaşmalardan,
Yalanlardan,
Belki de doğrulardan kaçıyorum…

Gözlerden,
İhanetten,
Bağlanmaktan,
Bağlanıpta kopamamaktan kaçıyorum…

İnsanlardan,
Yaban ellerden,
Yaşamdan,
Kim bilir belki de ölümden kaçıyorum…

Tapılası güneşten,
Uykusuz geçen geceden,
Soluduğum zehirli havadan,
Yeryüzüne lanet yağdıran yağmurdan kaçıyorum…

Konuşmaktan,
Konuşupta eleştirilmekten,
Kaybetmekten,
Belki de şans eseri kazanmaktan kaçıyorum…

Kendimden,
Aynalardan,
Unutmaktan,
Kim bilir belki de unutulmaktan kaçıyorum…

Hayattan,
Düşünmekten,
Yazmaktan,
Belki de yazamamaktan kaçıyorum…

Mis kokulu çiçeklerden,
Vazgeçilemez bebeklerden,
Tüm yasakları görmekten,
Kim bilir belki de görememekten kaçıyorum…

Mine Polat
www.kafiye.net


Tarih 19 Oca 2011 Kategori: Hidayet KARAKUŞ

FELLUCELİ ÇOCUK

FELLUCELİ ÇOCUK
üçüncü cesetten sola döneceksin
köşe başında dörtlü bir ölüler çetesi var
onları gez
beşli yoklar artık ailesinden atla
kan göleğini dolaş
karşı sokak girilmez
köpeklerin dalak yeme vakti

geride kalanları düşünürken
paçalarını sıva
yeni kanlı karar
çıkacak önüne
acıymış
açlıkmış onları da geç
az sonra kurşunların
kuş uçuşları başlayacak
bak hırlaşmaları geliyor kulağına
ölülerin yüreği başında
birbirini dişleyen köpeklerin

sen okuluna git
derslerini çalış yalnızca
tarihini çalış örneğin
hammurabi’yi belle
bombalar
defterlerini yaksa da
ellerini gözlerini
kalbini sökse de yerinden
ateşin her zaman
yetişemediği bir yer vardır
sen ırmaklarını çalış

annenin sözünü dinle
ölürken
ateşten sözcüklerle
anlatmıştı sokaklara çıkmanın
ne demek olduğunu
büyümenin ne demek olduğunu
ömrünü geliştir utanma
toprağına senin ellerin gerek
göklere senin bakışların

ah önüne bak
çantan ağır ama
spor ayakkabıların hafiftir
zıpla beşinci kanlı balçıktan
paçalarını sıva
yine kokmuş ölülerin gövdeleri
yolunu kesiyor bak
bütün coğrafyalarda
insansız kalan toprak
yaslı dağlar
yorgun ırmaklar
umarsız ağaçlar

kulak ver kendini unut
kocaman bir yurdun ortasında
mezarsız kalan
başlar ayaklar umutlar
şarkısız yatıyor

öteki sokakta
çürümüş hücrelerin duvarları
çöküyor
iç organları yağmalanmış
didiklenmiş göğüs boşlukları

bir çakalın çekiştirdiği kadavrada
barsak hevengi
burnunu tut
miden kasılmasın
açsın
acılısın
ama sen matematik öğren
bombalar yaksa da kitaplarını
sen öğren
sokaklarda yazılan fiziğin
yasalarını yaz beynine
bu toprağın
senin aklına ihtiyacı var
suların senin ışığına
yaşamın senin sabrına
ihtiyacı var

şimdi kapıyı aç
omuz vur
ardında annenin soğumuş elleri
sana yeni bir ders hazırlamış
kız kardeşin
boylu boyunca
testiyi kucaklıyor
bir gelin gibi
testide şarap mı vardı
dökülmüş kilimlere

at çantanı şimdi
toz toprak kokan sedire
anneannenin
bir tarakkayla yığılıp kaldığı
yumuşak şilteye

fırla dışarı
bir kamyonun içine dol
git canavarların bile masum
kaldığı dünyayı ele geçir
patlat kendini

terörist derlerse
kanlı sokakların adresini ver
yurdunun adresini ver
pencerenizde öten sabahın
gülerken bombalanan
komşuların adreslerini ver
yurdumu savundum de

dersini çalış sen
gözleri oyulmuş başların
yaşarken hiçbir şey görmediklerini
düşün
ağız içinde dillerin sustuğunu
yaratan ellerin
kötürüm kaldığını anlat
sevince yer kalmadı
diye yaz şiirine

sen çalış
günlük tut tarih düşür
sokaklarında dicle gelin
şehit fırat
paçalarına sıçrayanın
damarlarından akıp giden
yemyeşil bir yaşam
olduğunu geçir defterine

onun için horozları kalkmış tanklar
gezer sokaklarda
duvarları çatıları
pencerelerde unutulmuş
saksıları gözler
sen savaşın içinde
çantalı bir sardunyasın
unutma rengini çalış

kentlerini düşünme
yurdunu arama artık
mimberin dibinde
kurşuna dizdiler
bir yaralıyı
evin sahibi sessiz

telefonun kapalı kalsın
dinamit ol evin için
mayın ol annen için
ölüm ol boynu bükük
menekşeler gibi kokan kardeşin için
arkadaşların için
savrul göklere

belki seni bir duyan

İzmir / 2004
Hidayet KARAKUŞ
www.kafiye.net


Tarih 19 Oca 2011 Kategori: Hidayet KARAKUŞ

İZMİR BALADI

İZMİR BALADI
1.

körfez sularında
son ışıklarını
eteklerini toplar gibi
pespembe toplayıp gitti güneş
hacı şakir kokuyordu
az önce
hamamdan çıkmıştı mutlaka

akşamın peşinde
avını süren bir avcı mıydı
toynaklarının
çelikten izlerine
kibrit çakarak yürüyen

şehirde
şairlerin gizli defterlerinde yaşayan
yaralı yüzünde tendürdiyot sarısıyla
kendi hayatının içinden sıtmalı geçen
oydu
kaşe paltosundan bildi
fayton aşklarına bira şişeleri fırlatan
oydu
kordon’da
ay yangına düşerken

2.

yüreğinin arka bahçeleri düş içinde
umutlarına kan arayan bir ölü
avcunda cam parçalarıyla yaşıyor
ateşe vermiş derelerde mor gülü

geçmiş dedim de
bir kötüyü anımsadım
keskin ışıklarını betonların yanağına
bir şamar gibi indirdiğinde güneş
çelik gölgeler icat ediyordu
perdeleri estetik bürosunda
kliması ensesine kulunç yaparken
o alsancak’ta dili derinlerde şakıyan
öyküler yaşamak istiyordu
kahramanı kendi olan

3.

makinemin tuşları izmir deyince
imbat eser eski sokaklarda
deniz hamamlarının serinliğiyle gelir
saçlarından gün ışığı süzülen kızlar
ıhlamurlar ah çeker
hatmiler
daha derin kokar akşamüstleri

öykülerinin üzerine çapraz asar
kurtuluşun
dipçiği sedef kakmalı
patlamaya hazır tüfeğini
arsız sarmaşıklar kaplar
akşamların kum saatinden
akan sessizliğini
şairler anlam dökerler
aşktan karıncalanan namluya
soğusun bütün ateşlerin közü diye

4.

kendini kazar izmir şehri
hücrelerinde dolaşan köstebeklere
fezlekeler düzenler
dağları soruşturur
ağaçlara su verir
kan adar durmadan
göğüs kafesine doldurmak için
yeni aşkların rüzgarlarını

haritası daralır kıyılarda
çizgiler neşeli maviler değil
çürümüş hayallerin üstüne
yanık kokuları serpilir
o susar
cehennemin ağzına döner yüzü

5.

bu şehir deniz giydirir kızların
cahit külebi’den beri
yoksulluk acı bir imgedir
boş tencerelerde
kaynadığı günden beri
her zaman
ve her zaman
sazlıklara vurur tekneleri
biliriz eskiden beri
uzakta turnalar gibi uçak sürüleri
izmir’de iskelelere benzer yaşam
bir çay için oturulan masalarda
gündüzler gecelere boşalır
yıllar yıldızları yakar
gümüş parmaklarından öper
çocukların lekesiz neşesini

uzun uzun bakar
kondulara doğru
acılar sandığına dönen
karanlık körfez

6.

bu şehirde aşkların düdeni
boğar götürür
omzumuza kona kuşu
aylaklığa demir atar
uçarı kalbim
telefonlara çıkmaz
hüznüm tel çeker gece gündüz
beni bekler bu şehirde
beni bekler tuşlarına
tozlar konan makinem
belkahve’de dizginlerini zor tutan
mustafa kemal gibi

Hidayet KARAKUŞ
www.kafiye.net


Tarih 16 Oca 2011 Kategori: Fatma AVCI

Gittiğim Yerden Geri Dönemedim

Gittiğim Yerden Geri Dönemedim

Ölü dağlardan kaçan bulutlar gibi
Günahkar ruhumdan kaçmak istedim.
Kaçtıkça her adım kaderime yaklaştı,
Olanca suçumun üstüne suç kattı.

Ümiden kapıları yüzüme kapandı birer birer,
Gittiğim yerden geri dönemdim.
Düştüm, saplandım günah batagına,
Ne çıkabildim, ne kaybolabildim.

Kimse iteklemedi, kimse çekmedi beni,
Kendi adımımla düştüm narına.
Bir çırpıda yürüdüm kaderimin yolunu,
Seçmeyi benden kim daha iyi bilebilirdi.

Ateşten taşlar üzerinde yürürken bu yürek,
Alevden gölgeler bıraktı ardından gülerek.
Sınır taşlarını kırdı, geriye dönemedi
Sevgisizlik denizde kendine gelemedi..

DENİZ
02.05.2010
www.kafiye.net


Tarih 16 Oca 2011 Kategori: Fatma AVCI

Bir Sen Vardın Benden Öte

Bir Sen Vardın Benden Öte

Dolunay bir gecede yalnızlığı yaşarken ben,
Sen hangi günahkar geceyi yaşıyordun.
Sevdanın yollarında koşarken sensizliğe,
Sen hangi bedende yeniden can buluyordun.

Gönlümün sırça sarayında sana yer yapmıştım,
Kapadım tüm kapılarımı aşkın bilinmezliğine,
Gelen gitti konan göçtü gönül bahçemde,
Kalacak yer bulamadılar viran mekanda,

Bir sen vardın bende, benden öte,
Bir yüreğin bir gözlerin vardı düşümde,
Önce görüntünü aldın, aniden sebepsiz,
Sonra sesin kesildi bilinmezlikler içinde…

Bendeki bu aşk sonsuza dek yaşayacak dedin,
İmkansızlığın yükünü taşıyamaz oldum dedin,
Seninle olamamak beni yavaş yavaş yok ederken,
Ben seni yüreğimde götüreceğim dedin….

DENİZ
26.05.2010
saat23:30
www.kafiye.net


Tarih 16 Oca 2011 Kategori: Fatma AVCI

Yüreğimdeki Sızı

Yüreğimdeki Sızı

Beni sessizce bekleyen odam girerken, Bu oda karanlık, bu oda kimsesiz, Bu odada yalnızlığımı içiyorum bardak bardak… Her şey aynı, her duygu kalıp şeklinde. İçimdeki hayal kırıklığının sesi bile… Yaralarımı onarmaya çalışıyorum. Oysa her merhem sürüşümde beni biraz daha içine çekiyor. Dingin ve masum bir bedende durgun suların, baygın nilüferleri gibiyim…
Hüzün ekerken toprak saksılara, Kasırganın getirdiği kar taneleri gibi duygularım. Düşler sokağındaki kendi yalanlarıma sığınıyorum. Suskunluklar öfkenin uyku zamanlarıdır. Fırtına öncesi dinginlik gibi…
Gittiğim her yere kirli bir hüzün, eksik bir ölüm akıyor. Parlak bir yıldız kayıyor gökyüzünden. Savruluyorum pişmanlıklara… Karalanmış defterler arasına sıkışmış rüya rüyada, dilime dolanıyor sözlerin, gözümde canlanıyor gülüşün. Ne kadarda güzeldi senin aynanda gördüğüm yüzüm…
Yaralı yüreğim şimdi bir külden ibaret. Sislere gömülmüş ormanda kalıyor düşlerim. Saklanan ay ışığı gecelerimde, kolların kendime ait hissettiğim tek ülkemdi. Sen o ülkenin efendisi, ben ise kölesiydim… Benim dünyama istediğin zaman istediğin şekilde girdin, ama beni dünyana sokmadın…
Bir kum fırtınasında, hiçlikte kaybolan var oluşumun duvarlarına çarparken, alacakaranlıkta yüreğime düşen öfkem gibi gözüme mesken tutmuş damlalara dönüştün.
Senden ayrı olduğum zamanlarda, kavurucu özlemini duyuyorum. Sen her aklıma geldiğinde yüreğimde ince bir sızı ve garip bir ürküntü duyuyorum… Ay ışığı parlak değil artık. Ateşe koşan kalpler soğumaya yüz tuttu. Elimde sadece boşluğa akan bir sevgiyi taşıyorum…
Rüzgâra kapılmış kuru yaprak misali, oradan oraya sürüklenip seni kendi dünyamda ararken sen hangi bedende yeniden var oluyordun…

28.12.2010
Deniz
Fatma AVCI