Şair ve Yazarların Buluşma Sayfası

Ergün Bilgin

Büyük olmak Büyüklenmek…

Email :3

Büyük olmak Büyüklenmek…


Yüreğimizle yoğurmadan, uykusuzluğumuzla harmanlamadan, beynimizi zonklatmadan, damla damla gönlümüzden emek damlatmadan tohum çatlamaz. Bazı gözlerden ırak olsa da bir insanın en sarp yamaçları tırmanırken nefes nefese kalışını hisseder yüce gönüller. “ Zirvelerde kartallar da bulunur, yılanlar da. Ancak birisi oraya süzülerek, diğeri ise sürünerek gelmiştir. Önemli olan nereye gelmiş olduğunuzdan çok, nereden ve nasıl geldiğinizdir.” der Tiryaki Sözlerinde Cenap Şahabettin. Özellikle nereye değil; nereden ve nasıl gelindiğinin altını çizer bu sözüyle ünlü şair ve nesir ustası. Dolayısıyla emeğiyle, alın teriyle bihakkın bir yerlere gelmiş olan insanları da terazinin kefesine koyarken bu yanının da ele alınmasını ister aslında satır aralarında.

Peki gerçekten bir yerlere gelirken yahut gelinen noktada kalmak için emek, alın teri, geceyi gündüze katma yeterli mi? Çoğumuz itibariyle “Yeterli elbet daha ne olsun?” der gibi olduğumuzu tahmin ediyorum. Bence yeterli değil. Çünkü zirvelere çıkmak ayrı bir şey, oralarda kalabilmek çok ayrı bir şey. Büyük olmak ayrı bir şey, büyüklenme çabası ayrı bir şey. Homurdana homurdana, kıra döke, aşağılaya aşağılaya, payandalar basamaklar altında; haksızlıklarla, liyakatsızca çıkılan bir yerde insan huzur bulamaz, sarar bir yalnızlık hissi ve üşür durur o tepelerde.

Düşünüyorum da gerçekten büyük olanlar, büyüklenme ihtiyacı hissederler mi acaba? Ne kadar sahih bilmiyorum ama peygamberimizin şöyle bir hadisini hatırlıyorum: “Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse cennete giremez!”

İnsanlar devamlı takdir edilme, itibar görme, iltifat arama sancısı ile kıvranır durur. Belki bir zaaftır bu çoğumuz için. Övgü, gerçekten hak eden insanları daha da mütevazı yapabiliyorsa ne ala. Hem taşlı çakıllı yollardan zirvelere tırmanıyor; hem de kendini insanlardan bir insan olarak alçak gönüllüğü ile yürekleri fethederek ilerliyorsa o insanı övmek, yüreğinden öpmek gerekir. Fakat bazen de övgü kendini beğenmişlerin, böbürlenenlerin, büyüklenenlerin bir besini oluyorsa işte bu fena.

Bazı insanları çok severiz; hatta zaman gelir aileden biri gibi yakınlık da duyabiliriz onlara. Değişmezler, istikrarlıdır, hangi konumda olursa olsun mütevazıdır hep. Aslında bu insanlar büyük insanlardır, büyüklenenler değil.

Yüce dağların zirvesine iskemle taşıyarak aşağıya” lütfen bakıyorum” rolünü oynayan yüce (!) gerçekte cüce şahsiyetler, birilerinin gözünde büyüklüğünü(!) sürdürse bile; insanı iyi okuyan, kişilik analizinde uzman olanların gözünde itibar kaybından kurtulamayacaklardır. Büyük olan büyük gözükür, güdük olan güdük gözükür. Güdüğün büyük gözükmesi yanılsamadır. Öyle der Fransız yazar, filozof Voltaire: “Küçük insanların büyük gururları olur.”

Kendilerini hep seçkinler sınıfındaki kamarada görüp, başkalarını küçük gören aşağılayan, hor gören, kendini beğenmiş zavallılar meşe ile saz hikayesini getirir insanın aklına. Aslında onlar zamanla ancak mitolojideki gibi durgun sudaki görüntüsüne sarılırlar da vazgeçemezler yine zaaflarından. O türlerin besin kaynakları bellidir fakat o besin maalesef düşünen, sorgulayan insanlarda asla bulunmayacaktır.



Ergün Bilgi
www.kafiye.net

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Related Posts