Kategoriler


Tarih 20 Tem 2019 Kategori: Emin ÇELİMLİ

BIRAK ŞU İNADI


BIRAK ŞU İNADI

Alevsiz dumansız yanıyor içim
Bir türlü gülmüyor kader yüzüme
Gözlerim yağıyor hep sicim sicim
Bırak şu inadı inan sözüme

Hasretlik sırtımda taşınmaz bir yük
Duygularım bölük hayaller dökük
Sana olan aşkım dünyadan büyük
Bırak şu inadı inan sözüme

İçimden ağladım kuldan gizledim
Hiç ümit kesmedim gelecek dedim
Yaşlı gözlerle hep yolu gözledim
Bırak şu inadı inan sözüme

Ah ederim sensiz geçen yıllara 
Yaşadıkça döndüm kuru dallara 
Rabbim vuslat yazsın seven kullara
Bırak şu inadı inan sözüme

Yüzünde çizgiler olacak bir gün
Açılan çiçekler solacak bir gün
Ömrünün miadı dolacak bir gün
Bırak şu inadı inan sözüme

 

20.07.2019
Emin ÇELİMLİ
www.kafiye.net

 


Tarih 20 Tem 2019 Kategori: Metanet Duyĝulu

YARI ZARAFAT YARI GERÇƏK


YARI ZARAFAT YARI GERÇƏK

Gəlib zəmanəmizə,
Sosial şəbəkələr.
Ailə, uşaq evindən,
Ayrı düşüb dərbədər.

Ailə içrə oynayır,
Hərə başqa cürə rol.
Hər əldə bir telefon,
Hamısında kod, parol.

Özgələr olub qohum,
Qohumlar olubdu yad.
Bir-birini tanımır,
Hətta evdə ər-arvad.

Hərflər cərgə vurub,
Yarışırlar çapa-çap.
Hər otaqda astaca,
Nəğmə oxuyur whatsapp.

Gözümüz sabahlara,
Whatsapp ilə oyanır.
Baş söhbətə qarışır,
Mətbəxtdə yemək yanır.

Telefon əldən belə,
Düşə bilmir yataqda,
Sanki kimsə yaşamır,
Nə evdə nə otaqda.

İldə bir model çıxır,
Başqa cürə, başqa fon.
Hətta kitab dəftəri,
Əvəz edir telefon.

Ər-arvad arasında, 
Qalmayıb hörmət izi,
Hərənin öz telefonu,
Olub doğma əzizi.

Müəllif  Metanet Duyğulu.
19.07.2019
www.kafiye.net

 


Tarih 19 Tem 2019 Kategori: Fatma Gül Özcan

Ne vakit, 


Ne vakit, 

Ne vakit, 
Gecem sabaha aksa,
Sızacağını sanır içim, gözlerinin aydınlığına.
İnce bir sızı olur adın,
Güneşin saçları, 
Tel tel dökülür umuduma.
Bir yanımda, 
Gürül gürül bir nehir akar
Sessizleşir öteki yanım.
Yana yıkıla, 
Yokluğunu sobelerim ,
Küsen çocuk gibi. 
Arkasını döner şafağın günlük ezberi.
Başlar düşümün sancısı.
Bir yutkunmalık sana
Bir nefeslik ben olurum.
Fukara bir sukutta dolanırsın dilime
Sustuklarım kadar derinleşir sesim.
Birkez ohh için
Binbirkez ooff olurum.
Ne küser, 
Ne de pes ederim.
Uçururum yureğimdeki kuşları göğün göğsüne
Ya sabır
Ya umut
Ya şiir derim.

Fatma Gül ÖZCAN
www.kafiye.net

 


Tarih 19 Tem 2019 Kategori: Metanet Duyĝulu

TANRI BU DÜNYANI VERSƏYDİ MƏNƏ.


TANRI BU DÜNYANI VERSƏYDİ MƏNƏ.

Tanrı dərgahına yetsəydi əlim,
Qəmli bülbülləri gülə yazardım.
Sevən ürəklərə billurdan saray,
Onu yıxanlara,məzar qazardım.

Olsaydı əlimdə çarxı dünyanın,
Zamanı geriyə sürükləyərdim.
Haqqı,ədaləti tapdayanların,
Elə başlanğıcdan boynun əyərdim.

Mənə versəydilər geniş cahanı,
Olardım səmada sülh göyərçini.
Baxmayıb nə millət,nə din,nə irqə,
Göndərərdim barış üçün elçini.

Tanrı bu dünyanı versəydi mənə,
Onnan çox şeyləri silib,didərdim.
Bütün silahları məhv eyləyərək,
Əlvan gül çiçəklə əvəz edərdim.

Mən bir əbədiyyət olsaydım əgər,
Qoymazdım sevənlər boynunu bükə.
Nə körpə balalar anasız qala,
Nədə ki analar göz yaşı tökə.

Müəllif.Mətanət Duyğulu.
19.07.2018.
www.kafiye.net

 


Tarih 18 Tem 2019 Kategori: Filiz Kalkışım Çolak

Uz Mesehorlu Balıkçının Karısı 


Uz Mesehorlu Balıkçının Karısı 

Yeşil topuklarıyla bir gelincik geçer birazdan yalı sokaktan. Kızılcık balı damlamış böğürtlen dalından kalkar kuşları gecenin. Yağmur vurur usul usul ahşap pencerelerin isli camlarına. Karıncaların kırıntı davasında bitmeyen mücadelesinde sancır avludaki incir ağacının kökleri. Vakit damlar laçin dallarından, yeşil kozalaklardan akar balı fıstıklı sevdaların. Bülbül kırmızıya ağıtlanır şuh düetlerin otağında.. Sırtlardan düşer işmarı güneşin. Asiye derin uykuların koynunda. Yıllanır aşkın taze döşeğinde umutlar. Siyah saçları dağılır kanaviçe yastığın güllerine .Kollarından gecenin sayıklayan şafak sızar, tül perdeden sokulur okşar, tende cıvıldayan dokunuşları. Her kuşluk vakti kocasını balığa uğurlamak için kalkardı Asiye! Turşu kavurur ıhlamur demler mısır ekmeğini tam çıkarırken fırından Temel uyanıverirdi telaşına. Patlıcan incirini ne çok severdi Temel. Kaç kavanoz reçel hazırlayıp dizmişti tahta merdivenli çıkartmanın başına taze gelin.Hemen yanında turşu bidonları çivit mavisi renk renk düşlere geceden sevda ören. Fasulyeler mayıs gibi ekilir yaz ortası başlanırdı etek etek toplanmaya. Biberler ,sivrisi çarlisi tombulu .Renk renk kırmızısı yeşili sarısı…Duvarın dibine toprak taşınmış, domates patlıcan çoktan ekilmişti Karadeniz Kadının çilesine. Sırtında sepeti başında çizgili keşanı , Asiye’nin al al yanaklarında açardı güller miskini .On beş yaşında kaçtıydı ilkokul sevdası Temel’e .Mahallede kaç uşak peşinde dolaştıydı da dönüp bakmadıydı pullu kız hiçbirine !Oğuz boylarından(uz)Mesehorlu balıkçıyla karısının serüveni böyle geçip giderken nihayetinde kalandar gelip çatmıştı .O sabah Asiye yine erkenden kalktı . Kara lahana sarması pişirdi, yolluk azık diye yanına mısır ekmeği yazdan hazırladığı turşulardan koydu.Bakır işlemeli sinide kahvaltıyı hazırladı .Tek demlik üstten tutmalı alüminyum çaydanlıkta fokurdayan ıhlamuru bardağa doldururken Temelle bakışmalarına cıvıldıyordu pencere sığınan serçeler. Temel karnını doyurur doyurmaz sarı yağmurluğunu giyindi, boynuna Asiye’nin ördüğü atkıyı sardı .Soğuktu hafiften kar zinaklıyordu. Asiye’sinin yanağına bir öpücük kondurdu ve yola koyuldu tam bahçe kapısını açıp çıkarken ,dönüp tekrar tekrar Asiye’sine baktı. Sanki birbirlerinden hasretlik alıyorlardı .Asiye bi telaş koşup Temelin boynuna atıldı. Ayrılmak daha da zor gelmişti o sabah Temel’e Asiye’sinden.’’ Temel’um bu sabah gitmayiver da içimde bi sıkınti var!’’ Temel ‘’Oy Asiye’m benim boncuk gözlüm niye böyle yapaysun da gitmesam olur mi ne yer ne içeruk, daha düğünden borçlar duruyi gulüm benum !’’dedi .Asiye boynunu büktü ,Temel hafice başını kaldırıp, Asiye’nin yanağına sıcacık bir öpücük kondurdu.Temel’den kalan son hatıraydı Asiye’nin yanağında ,hala sızlayan o öpücük!

O gün denizde fırtına vardı ancak nice fırtınadan sağ gelmesini bilirdi balıkçıları Yomra’nın. Sakin bir koya demir atar ,fırtınanın dinmesini beklerdiler.Tam iki gün geçmişti ,Asiye deniz kenarında Temel’in yolunu gözlüyordu. Alnına çattığı kara yazmadan simsiyah bahtı dökülürdü kıyıya. Martı çığlıkları dağlanıyordu boşlukta. Deniz hıçkırık kusuyordu köpük köpük çalkalanıp o hışımla taşlıklara çarpıyordu. Sonra sustu sesler ölüm marşı üfler gibi dudakları karayelin bir fırtınada kaybolup gidiyordu korkular ardına hüzün salkımlarını ekerek. Derken bir motor sesi bozdu haykıran sessizliğin kalleşliğini.Gelen İdris Kaptanın teknesiydi .Halil ,Ali, İbrahim , Dursun Reis hepsi sağ salimdi .Kıyıda süren o telaş yerini sevinç çığlıklarına bırakırken Asiye’yi bir korku sarmıştı.Asiye telaşla İdris Kaptana koşup ‘’Temel niçun dönmedi iyimidur bi haberunuz varmidir da !’’diye titrek bir sesle çıkıştı. ‘’Temel bizumle değildu, o bizden ayrilmiştu donmedimi yoksa da!’’ deyince Asiye bayıldı. Bir uğultu koptu .Karayelin başında kapkara bir duvak çığlık çığlığa koşuyordu denizin üzerinde. Göğün gözlerine kapkara sancılar ilişmişti.Derin bir uğultuda Asiye bilmediği bir boşluğa savruluyordu.Duymuyor ,işitmiyor ,hayatta mıydı, ölü müydü, dirimi hiç bir şey hisset miyordu.Yarım nefes göğsünde, inip kalkıyor sanki boşluklarına bir hırıltı doğranıyordu.Gittikçe bilmediği bir dibe sürükleniyordu ki yüzüne çarpılan bir avuç suda gözlerini açtı! Ahlananlar vahlananlardan bir ses tırmıkladı bilincini ;’’A kizum korkma da gelur inşallah!’’ tesellisine tutunarak güçlükle doğruldu. Gözlerinden birbiri ardınca yaşlar akıyordu elinde kara yaşmağı taşlıkların üzerine çıktı. Ve avazı çıktığınca bağırarak ‘’Temel’um dön artuk beni buralarda eli koynunda koma!’’dedi ve yere çömeldi.Kıyıda ki kalabalık çoğalıyordu. Üç gün olmuştu Temel’den bi ses çıkmamıştı .İdris Kaptan ve arkadaşları daha fazla çaresizlik içinde bekleyemediler ve arama kurtarma çalışmalarına bizzat katılarak arkadaşlarını armaya koyuldular . Asiye ile Temel’in en yakın arkadaşlarından ,Halil’in karısı Hatice, Asiye’nin yanından bir an ayrılma Asiye’yi teselli ederken Halil’de arama kurtarma çalışmarını beraberindekilerle , üzüntü ve endişe içinde sürdürüyordu.Askerliklerini birlikte yapmışlar Temel’le aynı yıl evlenmişlerdi.Hatta Hatice’ye aldığı gelinliğin parası çıkışmayınca ,Temel babasıdan yadigar el yapımı gümüş köstekli saati satıp Halil’e yardım etmişti.Can dostunu böylesi bir şekilde aramak onun için çok zordu!

Şafak sökmeye ramak kala motor sesleri işitildi .Kalabalıktan fısıltılar yükseliyordu ‘’hacan Teme’lu bulmuş midurlar hacan eldimu yaşamaz, he aca sağ midur!’’ .Loş ışıklar eşliğinde İdris Kaptan ve beraberindekiler kıyıya yaklaştılar. Kimse konuşmuyordu .Ölüm sessizliği sarmıştı tüm limanı.Asiye ‘’İdrus dayi buldunuz mi Temel’umi da!’’ diye ayaklarına kapandı ihtiyar balıkçının.’’Kizum metanetli ol alabora olmiş tekne o tekneden sağ çıkmasi mümkün değildur !’’ dedi ve Temel’in çizmesinin tekini atkısını Asiye’ye uzattı. Asiye yıkılmıştı feryatları denizin diğer yakasından duyuluyordu.Kendisini kayalıklara attı alnından kanlar akıyordu.Kendine zarar vermemesi için herkes seferber olmuş Asiye’yi zor sakinleştirmişlerdi..Asiye’nin tüm feryatlarına rağmen ne yazık ki Temel bulunamamış karanlık sularda kaybolmuştu.Nihayetinde günler ayları kovalamış kazanın üzerinden 5 ay geçmişti. Asiye hamileydi. Karnındaki yavrusuna sığınıyor Temel’in bir gün döneceğine inanıyordu.

‘’Ölüye eldu denur !‘’diye çıkışırdı öldü diyenlere. Deniz aldığını kırk günde geri verirmiş umuduyla kaç kırk gün geçmişse de Asiye Temel’i beklemekten bir an bile vazgeçmemişti. Her kuşluk vakti akşam güneşi batıncaya değin kayalıklarda Temel’in yolunu gözlerdi.Yalıncaklı Asiye bakır sinide kahvaltısını hazırlar sobada üsten tutmalı demlikte çayı deme bırakır ; Temel’inin geleceğini ve geldiğinde sevdiğinin her şeyi bıraktığı gibi bulması için bir gün bile aksatmadan Temel’in sevdiği yemekleri hazırlar sofrayı kurardı. Bugün gelmediyse yarın gelir düşüncesiyle ıhlamur demler mısır ekmeği pişirir kara lahana sarması sarar ve turşu kavurmayı ihmal etmezdi. Sonra karnında yedinci ayına giren bebeğiyle yağmura çamura aldırmadan her sabah Temel’i uğurladığı kıyıya giderdi mavi gözlü beyaz gelin Asiye!
Temel’i beklerken arada bir de ağıt yakardı. Karadeniz’in efsunlu, deli deli pusuya yatan 
sessizliğine doğru! Efkar tütsülenirdi martıların çığlıklarından ,kanatlarından gümüş pullar yağardı . Kuşağında ki çakıya deniz bi başka durulurdu .Suya düşerdi vurulan umutlar bir bir…Türkülerin isi yanardı mehtabın alık sinelerine doğru, susardı Yalıncak!

Çam burnu hüznünden yeşil yakı yakardı Yeros’a .Durana Deresinin eteklerinden sıçrardı 
gözü yaşlı taşlar. Akıntıya kapılıp sevdalar vururdu yüreklerin zifin çeken çakıllı kumsallarında.
‘’Denuz sevdami aldun doğmamiş sebumi yetum goydun e gudurasun oy denuz kuruyasun yerun dibune geçesun ,oy denuz Karadenuz ander galasun , gaybana kalasun oyy! sevduğuuum eruum Asiyen sa gurban ,kara perçemlu Temel’um oyy! Bitur habu ayruluği ellerum bağrumda galdi ,gavuşalum sevduğum oyy oy”!
Kayalıklardan kan sızardı limanın kucağına gök mavi elbisesini yırtar bırakırdı Kilise Tepesi’nin üsküt duruşlarına. Kızılcık yağardı adeta deryanın kara yazmalı yasına .Rüzgarın kanatları bir uçtan bir uca açılır , ta Rusya kıyılarına düşürürdü yürek sancılarını Asiye’nin.
O hışmıyla poyraz tir tir titrer oradan oraya vururdu kendini gencecik gelinin ağıtlarına dayanamayıp. Başındaki kara yazmasının gümüş pulları saçılırdı Temel’in levrek tezgahına
çinekoplar kuyruk vururdu kara kaşlarının üstüne. Ak çehresinden yuvarlanan yaşlarda ıslanırdı o bomboş tezgah!Yosunlar bile ağıt yakardı o ağlayınca allaşırdı ak köpükleri hırçın dalgaların !Ayrılık öylesi bükmüştü ki Kaşüstü’nün belini ;rükuya eğilen minarelerden yankılanırdı acının derinleşen sancıları .Sabah çözülünce iyiden Çamlık Tepelerinden dinerdi göğsü Karadeniz’in kağıt gibi salınırdı ipeksi ahengiyle …
‘’Allah belanu versun denuz yine geturmedun bana Temel’umi ”! diye söylenen eli kınalı geline boyun eğer ta diplerinde uyuyan Temel’e fısıldanırdı sessizce!
Sırılsıklam bedeni ,buz kesmiş elleri ,mosmor dudakları, ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözleriyle bitkin bir şekilde dönerdi evine Asiye! Bir sonbahar gecesi doğurdu Ahmet’ini .İlk defa o sabah gidemedi kayalıklara ebe ana izin vermedi Asiye’ye.
‘’olmaz bu halda gidersan kizum elursun habu sebu ne olur ha uşağum etma !‘’ diyen
ebe anaya direnemedi daha fazla. Çocukluk sevdasıydı Temel okula birlikte giderlerdi
yukarı mahallenin oradaki pelit ağacının altında buluşurlardı . El ele diz dize evlenecekleri günün hayallerini kurarlardı.Yıllar böyle gelip geçmişti ayrılığın başı iyice düşmüştü Asiye’nin dizlerine.

Son kez gidişiydi o gün kayalıklara deniz masmaviydi tıpkı Temel’i balığa uğurladığı o gün ki gibiydi!Kuşlar cıvıl cıvıldı. Fistanında yeşil ökçeli hanım kızlar açmıştı adeta. Şıkır şıkır al yazmasının pulları salınıyordu .Onca zaman sonra yüzünde hiç olmayan bir tebessümle uçarak gidiyordu kıyıya! Musa dayı ‘’nereye da, yine mu Asiye kayaluklara”! diye seslendi şadırvanın önünden. ‘’habu Asiye de bi hallar vardur da” endişesiyle söylendi ,aldırmayan laz kızın ardından kendi kendine. Yüreğinden yağmur yüklü pembeli mavili kuşlar süzülüyordu .Deniz eteklerini sere serpe sermiş öylece oturuyordu karşısında. Bembeyaz duvağı uçuşuyordu esintilerin arasından .Yunus Balığı o gün olduğu gibi iyice yaklaşıp kıyıya selam verdi kuyruğunu sallayarak Asiye’ye! Ilık bir meltem esiyordu dağlardan saçlarında mor çiçeklerden bir taç , rüzgarın komar çiçeklerinin leylak düşlerden çalıntısı ,karpuz çekirdeğinin sulanan tadı damaklarda Yomur elmasının ,pembeliği kızan yanaklarda…

Bir çise döktü incecikten körfeze,bir sis , denizin üzerine bir ıslık sesi !
‘’oy Asiye Asiye tütün koydum kesiye buban veriyi seni da bir bağ pırasiye oyy sevduğum”
Dağıldı sis kemençenin kıranlara vuran tellerinden ,dindi yağmurun zerrecikleri Temel beliriverdi beyaz gömleğiyle. Körfeze mavi konfetisi yağıyordu güller arasında göğün, ekildi usuldan sular ayaklardan .Çakısı düştü Asiye’nin kuşağından , ayna kesiğinden sivrilen kum taneciklerinin saydamlığına bir hışırtıyla sarı yağmurluğu sürüklendi oracığa Temel’in.Kara saplı sustalısı saplandı deniz kulağının fısıltılarına. Ahmet’ini Hatice’ye bırakmanın huzuru vardı yüzünde.Kıyamadığı Temel’inden tek hatırası o yıldız yıldız bakan gözleriyle ak pak bebeğini .Kaç gece koynunda uyuturken sütü kesilmişti acısından bakarken duvardaki Temel’inin resmine! Ana yüreği ya sancısından aç kalmasın diye yavrucuğunu Hatice’ye getirmişti ,kaç kez kuzusuna sütünden versin analık etsin diye. Acısı aşkı öyle büyüktü ki tek dayanağı yavrusunu bağrına bastıkça Temel’e olan aşkı dineceğine aşkı büyüyüp içine akan gözyaşlarında Asiye’yi bir uğultuya sürüklüyordu.Olmuyordu ne yapsa olmuyordu bir yanda yavrusu diğer yanda sevdiği!Ateşi Asiye’yi yaktıkça eritiyordu.Dört aylık olan kuzusu ona daha da çok Temel’inin acısını hatırlatıyordu.Ahmet’ini doya doya son kez öptü.Ve kıyıya gitti.Kayalıklardan denize indi yaşmağını saldı kuzeye, çözdü saçlarının örgülerini, daldı masmavi suların ışıyan dansına.

Körfezin şahitliğinde sözleşen iki kalbin şavkından çırpınarak göğe yükseldi iki ak güvercin Yomra semalarına.O gün bugündür kim kuşluk vakti balığa tek çıkarsa görürmüş genç sevdalıları! Ne zaman fırtına çıksa, denizde yalpalayan teknelerin kayıkların imdadına yetişirmiş simsiyah saçları masmavi gözleri olan bir peri kızı ve yemyeşil gözleri olan esmer bir delikanlı.Tekneyi kıyıya bağlar bağlamaz tek vücut olur suya gömülüp gözler önünde kaybolurlarmış. Ahmet hem öksüz hem yetim kalmıştı ama mutsuz değildi! Annesiyle babasının her kuşluk vakti denizden söylediği ninnilerin sesiyle büyüyordu ,tahta beşiğinde. Süt anası Hatice onu kendi öz yavrusu Hasan’dan hiç ayır mıyordu.Hele ki Halil o geceki fırtınadan sağ kurtulanlardan biriyken.! Artık o efsanevi aşkın tek emaneti hatırasıydı Oğuz Boylarının Mesehorlu köklerine Ahmet! Belki de kutsanmış bir bebekti ,ölüm meleğini denize yaklaştırmayan kâh kadın kâh erkek suretinde görünen aşk meleğinin sura üflediği huzurla!…

 

Filiz Kalkışım Çolak
”Tmolos sayı 79 ”
www.kafiye.net

 

 

Tarih 18 Tem 2019 Kategori: Hüseyin DURMUŞ

Para sızdırmak için yaş farkı olmaz! 6


Para sızdırmak için yaş farkı olmaz! 6

Mehmet Kara: Merhaba, geldin mi?

Emmilya Abdli: Merhaba sevgilim seni beklediğin için çok seviyorum seni çok seviyorum. Tatlım, uyuyor musun?

Mehmet Kara: Uyanığım. Hoş geldin. Görevin bitti mi? Geldin mi? Çok teşekkür ederim canım.

Emmilya Abdli: Sizi sevgilim uykudan rahatsız ettiğim için özür dilerim Seni seviyorum.

Mehmet Kara: Henüz uykum yok. Nasıl olsa isim yok, çalışmıyorum.

Emmilya Abdli: Evet eve döndüm sevgilim.

Mehmet Kara: Artık dinleneceksin.

Emmilya Abdli: tamam canım teşekkür ederim çok gurur duydun.

Mehmet Kara: Eğer yorgunsun dinlenmeye çekilebilirsin.

Emmilya Abdli: Evet, dinleneceğim, güvenli bir şekilde dönüş yaptığımı size bildirmeye karar verdim.

Mehmet Kara: Bilgi verdiğin için çok teşekkür ederim aşkım. Bir gün buradan kamera ile görüşmek istiyorum. Müsait olduğunda kameralı ve sesli görüşelim.

Emmilya Abdli: Evet sevgilim, beni tam bir kadın yaptın.

Mehmet Kara: Seni görmek istiyorum. Geldiğinde seni karşılarken tanıyayım diye göreyim.

Emmilya Abdli: Güvenlik nedenleriyle burada yasaklıyız çünkü sadece çok sayıda asker bu görevde hayatını kaybetti.

Mehmet Kara: Fırsat olursa görüşelim.

Emmilya Abdli: Bu benim de dileğim ama güvenlik protokolleri altında yaşıyoruz.

Mehmet Kara: Tamam canım.

Emmilya Abdli: Mümkünse, size bildireceğim çünkü burada kullandığımız internet, arama yapmasına izin vermeyen bir kodla güvenceye alındı.

Mehmet Kara: Kendini zorlama.

Emmilya Abdli: tatilimin küçük zaman meselesi o zaman seninle olacağım.

Mehmet Kara: Buraya geleceğin zaman açma durumu olursa açarsın seni görmüş olurum.

Emmilya Abdli: Seni tüm kalbimle seviyorum ve yakında beni kucağında alacaksın.

Mehmet Kara: Özlemle bekliyorum.

Emmilya Abdli: Zaman geldiğinde bana hava limanı üzerinde nöbet hattı vereceğim.

Mehmet Kara: Seni kucağıma almama zamanını saymaya başladım. Seni kucağımda uyuyacağım.

Emmilya Abdli: Evet tüm vücudum sadece sizin için ayırıyorum. seninle olmak için giriş çıkışım tüm isteğim.

Mehmet Kara: Seninle sevişmek ve en güzel aşkı yaşamak için sabırsızlanıyorum.

Emmilya Abdli: canım ruhum ve bedenimi kazanmış sensiz yaşayamam.

Mehmet Kara: Ben uzun zamandır sevişmiyorum. Arkadaşım olmadığı için seks ilişkim yok.

 Emmilya Abdli: vay canına gerçekten sevgilim.

Mehmet Kara: Sen benimle olunca sadece senin olacağım.

Emmilya Abdli: Son üç yıldan bu yana sevgilim birlikteliğim yok ve yakında seninle olmak dileğiyle.

Mehmet Kara: Senin saatlerce seyretmeyi arzuluyorum. Sadece seyretmek ve sonra öpüp okşamak. Çok güzel. Sen çok güzel ve çok harika birisin.

Emmilya Abdli: Evet sevgilim, ben de bütün kalbimle seni istiyorum.

 Mehmet Kara: Seni gerçekten bekliyorum ve seni ömür boyu bırakmayacağım. Benimle birlikte mutlu olacaksın.

Emmilya Abdli: Geçtiğimiz yıllar boyunca sevgilim, ruh eşimle tanışmak için hayatımıma gelene kadar oturum açıyorum ve benim hakkımdaki her şey iyi. Evet sevgilim Sonsuza kadar seninle birlikte olmak istiyorum çünkü sen hayatımda gerçekleşen en büyük şey sensin. Evet sevgilim tüm benliğimle seninim.

Mehmet Kara: Çok teşekkür ederim aşkım. Senin uykun geldiyse ben seni meşgul etmeyeyim. Duşunu al ve dinlenmeye başla. Sen yarın çalışmaya devam edeceksin.

Emmilya Abdli: Evet sevgilim yorgunum ama seni her zaman mutlu ediyor ve seni çok özlüyorum.

Mehmet Kara: Ben de özlüyorum.

Emmilya Abdli: Kalbimde özel bir yer tutuyorsun ve seninle gurur duyuyorum.

Mehmet Kara: Sana iyi geceler diliyorum. İyi uykuların olsun aşkım. Haydi sen dinlenmeye başla.

Emmilya Abdli: tamam canım çok teşekkürler.

Mehmet Kara: Görüşmek dileğiyle canım.

Emmilya Abdli: Evet sevgilim seninle Türkiye’de olmak için oturum açıyor ve bana daha çok aşkı öğreteceksin.
Mehmet Kara : Burada seninle ilk önce sevgiyi, aşkı, sevmeyi, arzuyu yaşayarak seksi de güzel yönlerini sen bana, ben de sana öğreteceğim.

Emmilya Abdli: vay teşekkürler balım ben şimdi seninle diliyorum aşk duygularım var.

Mehmet Kara: Aşk güzel, sevmek güzel, sabır güzel.

Emmilya Abdli: Evet sevgilim tüm vücudum sadece senin.

Mehmet Kara : Benim vücudum da senin ve sen ne istersen yapabilirsin.

Emmilya Abdli: vay teşekkür ederim canım seni seviyorum.
Mehmet Kara: Buraya geldiğinde Benimle beraber olduğunda çok mutlu olacaksın. Beni seçeceğin çok sevinen ekşi.

Emmilya Abdli: aman tanrım teşekkür ederim hayatımdaki en büyük şey sensin. Hayatımın içine girdiğine sevindim.
 Mehmet Kara: Beni seçeceğin için çok sevineceksin. Senin mutlu olman beni sevindirir.

Emmilya Abdli: Evet tatlım seni seçmek için çok mutlu çünkü sebebimin sebebi sensin. Beni tam bir kadın yaptın.

Mehmet Kara: Aşkım, saat ilerledi. Seninle sohbet güzel. Ancak yarın sabah sen işe gideceksin. Dinlenmen önemli. Yorgun bir vücut ile çalışmama gönlüm razı olmaz. Sen dinlenmeye başla canım.

Emmilya Abdli: tamam benim için burada olduğun için teşekkür ederim şimdi dinlenebiliyorum ve sabah öpücüğünden senden haber almak ve benden sarılmak dileğiyle.

Mehmet Kara: Tamam canım. Sabah görüşmek dileğiyle.

Emmilya Abdli: Evet tatlım bye seni çok özledim.

Mehmet Kara: Günaydın aşkım. Nasılsın bir tanem. Benim dünyalar güzeli biricik sevgilim. Seni çok seviyorum. Özleminle yanıp tutuşuyorum canım.
Mehmet Kara : Selam canım. Sanırım şuan görevdesin. Sana kolay gelsin. Görüşmek üzere tatlım.

Emmilya Abdli: Günaydın tatlım, nasıl oldu da senin yatağın yanında uyuyabilirim. Hayatımın neşesi sensin ve düşüncelerin her zaman kalbimde. Balım çok meşgulsün. Yeni ve güzel bir gün diliyorum. Haftada seni öpüyorum ve benden sarılmayı seviyorum

 

Mehmet Kara: Canım meşgul degilim. Sen yeni geldin. Hoşgeldin, nasılsın? Seni kucaklıyor ve öpüyorum canım.

Emmilya Abdli: vay çok teşekkürler canım. Mutluyum çünkü hayatımdasın ve her şey bana iyi geldi teşekkürler canım. Canım iş için hazırlanıyor. Ben seni özleyeceğim. Tatlım, molalarını çabucak yediğini umarım.

Mehmet Kara: Sana kolay gelsin canım.

Emmilya Abdli: teşekkürler tatlım bugün nereye gideceksin.

Devamı var

 

 

Karabağlar / 05/07/2019

Hüseyin Durmuş

Emekli edebiyat öğretmeni

Şair yazar

www.kafiye.net 

 


Tarih 18 Tem 2019 Kategori: Govhar Rustamova

HESED. (roman). 82.


HESED. (roman). 82.

Sevilin xasiyyetindeki,davranışındakı deyişiklikler anasını da,bacısını da sevindirirdi.
Qız heqiqeten de menen,ruhen sakitleşmişdi.Günün çox vaxtını evde tek olduğundan biş-düşü de,seliqe-sahman işlerini de öz üzerine götürmüşdü.Bişirdiyi yemekler teriflendikce,yır-yığışı beyenildikce çöhresi gülür,üreyi ferehlenirdi.Seheri gün ana-bacısını daha çox teeccüblendirmeye,sevindirmeye çalışırdı.
Axşam düşürdü.Bir azdan anası da,Arzu da işden gelecekdiler.Sevil onların gelişine ne ise qeyri-adi bir yemek hazıamaq fikrine düşmüşdü.Otağa keçib kitab şkafına yaxınlaşdı.Aşağı refden kulinariya kitabını götürüb divana eyleşdi.Bir-bir vereqlemeye başladı.Beyendiyi yemek reseptlerini gozden keçirdikce heyretlenir,özlüyünde “İlahi,bir gör ne qeder zengin metbeximiz var!” ,-düşünürdü.
Çox keçmedi ki,üreyine yatan bir yemeyi seçib hazırlamaq qerarına geldi.Celd metbexe keçib,soyuducunu açdı.Erzaqları gözden keçirib gülümsedi.Lazım olan erzaqların hamısı vardı.Önlüyünü taxıb yubanmadan,hevesle işe başladı.
Birden qapının açıldığını hiss edib,elini saxladı.”Göresen gelen kimdir?”,-düşündü.Saata baxdı.Arzunun gelmeyine hele vardı.Dehlize keçende bacısını görüb teeccüblendi:
-Arzu?Ne tez gelmisen?
Bacısı elindeki ağır zenbilleri yere qoyub,derinden nefes aldı:
-He.Çingizden icaze almışam.Sabaha hazırlıq görmek lazımdır.
-Ne hazırlıq?,-qız teeccübünü gizletmedi.
Arzu ayaqqabılarını çıxarıb otağa keçdi.Divana eyleşib gözlerini yumdu.
-Arzu,-Sevil sakitce dillendi,-sene ne olub?
-Heç ne olmayıb,-qız gülümsedi,-hava çox istidir. Ağır zenbiller yordu meni.Narahat olma,keçib geder.
-Bu qeder erzağa ne ehtiyac vardı ki?Soyuducuda her şey var.
-He…sabah şenbe günüdür.Çingiz dedi ki,Xaver xanım bize qonaq gelmek isteyir,anamızla ne ise vacib bir mesele barede danışacaq,-gözlerini qıyıb bacısına baxdı.Odur ki…biz de layiqince hazırlıq görmeliyik.Doğrudur ,Çingiz eziyyet çekmeyimize razı deyil.İcaze almağımın sebebini de anlayanda etiraz etdi.Amma,-güldü,-men başqa behane getirdim.Birteher razı saldım.
-Hmm…,-Sevil fikre getdi,-demek vaxtımız azdır…,-ne düşündüse,-eyb etmez,-dedi.Biz de tez hazırlanan,dadlí yemekler bişirib qonağımızı layiqince qebul ederik. Men kitabı gözden keçirdim. Bilirsen ne qeder maraqlı yemek reseptleri ile tanış oldum?!
-Elemi?- Arzu divandan qalxdı,-ele ise…iş başına.
Bacılar mehribanlıqla gülüşdüler.
Metbexde Sevil bayaq beyenib seçdiyi yemeyi hazırlayır,Arzu ise aldığı erzaqları yerbeyer edirdi.
-Bayaq mağazadan çıxanda Nübarla rastlaşdım,-qız gözucu bacısına baxdı,-ikimiz de duruxduq.
Bacısının susduğunu görüb davam etdi:
-Nübar qabiliyyetli qızdır.Menim tutulduğumu görüb,özü birinci salamlaşdı.Heç ne olmayıbmış kimi boynumu qucaqlayıb,üzümden öpdü.Anamızı soruşdu.
“He…Arzunu qucaqlayıb öpdü , anamızı soruşdu…amma…amma men yadına düşmedim,-Sevil dodağını çeynedi,-haqqı var.Niye de düşmeliydim ki?Menden pislikden savayı ne görüb?”.
-Bir kenara çekilib,xeyli söhbet etdik,-Arzunun sesi onu fikirden ayırdı,-yaxın günlerde anası ile beraber xaricde istirahete yollanacaq.Deyesen,qrup yoldaşı da öz anası ile onlara qoşulacaq.
-Qrup yoldaşı?,-Sevil el saxlayıb bacısına teref döndü.
-He.Gerek ki…Zaur dedi.
-Zaur….-,Sevil astadan tekrar etdi,-Zaur…
“Yaxşí hiyledir,-düşündü,-bu yolla da günlerini beraber keçirecekler.Bir-birine daha çox bağlanacaqlar.Analar da ki….yaxın refiqeye çevrilecekler.Aydındır.Plan yaxşı düşünülüb hazırlanıb.”.
-Beh-beh!,-Arzu qazanın qapağını qaldırdı,-bir gör bacım burda ne xariqeler yaradıb!Mmmm….etri adamı bihuş edir.
“Herden özüme ele miskin görünürem ki…,-Sevil öz aleminde idi,-men geri çekildikce,heyat üstüme gelir…ne etmeli…,-derinden nefes aldı,-görünür qismetim,taleyim beleymiş.”
Anasının sesi onu fikirden ayırdı:
-Beh-beh, balalarımın bişirdiyi yemeyin etri aleme yayılıb.
Sevil fikirlerin mengenesine ele çulğalanmışdı ki,anasının qapını ne vaxt döydüyünden,Arzunun ne vaxt qapı açdığından bele xeber tutmamışdı.
Hikkesinden çay desmalını da elinde nece burduğunu hiss etmirdi.
Zehra içeri keçib qızını qucaqladı:
-Menim ağıllı balam,gözel qızım.Son günler sene baxıb o qeder sevinirem ki…Qürur duyuram.
“Neyimle qürurlanırsan,ana?,-Sevilin daxilinden namelum bir ses geldi,-gözlerini anasının gözlerine dikdi,-men…men….
-Hee,-Arzu da bacısını qucaqladı,-ele men de.Bacım alem qızdır.Onunla öyünmeye deyer.
Çox keçmedi ki, her üçü şam süfresine eyleşdi.Xaver xanımın qonaq geleceyi xeberi Zehranı çox sevindirdi.Ele süfre arxasındaca onu qarşılamaq barede düşünüldü.Zehra onun gelişinin sebebini texmini de olsa anlayırdı.Odur ki,gelecek qudasını layiqince qebul etmek isteyirdi.

ARDI VAR.

Gövher Rustamova
www.kafiye.net

 

 


Tarih 18 Tem 2019 Kategori: Emine Coşkun Kaplan

YILANLAR ÇOK


YILANLAR ÇOK

Dost dediğim çıktı düşman
Gülenler çok arkamızda
Yola çıktım oldum pişman
Gelenler çok arkamızda.

Çalamadık sazımızı
Kış ettiler yazımızı
Ölmeden namazımızı 
Kılanlar çok arkamızda.

Maske takmış, yüzü başka
Kaşı oynar, gözü başka
Sözü başka, özü başka
Yalanlar çok arkamızda.

Araştırsamda soyunu
Öğrenemedim huyunu
Çözemedim bu oyunu
Pilanlar çok arkamızda.

Kaplan’ım öyle çoktular
Zor günümde hiç yoktular
Güvendim dedim soktular
Yılanlar çok arkamızda.

Emine Coşkun Kaplan.

18/ 07/2018 
02:55

www.kafiye.net

 


Tarih 18 Tem 2019 Kategori: Hacer Taner Bulut

İYİ KALPLİ UĞUR BÖCEĞİ PIRKANAT


İYİ KALPLİ UĞUR BÖCEĞİ PIRKANAT

Masal masal mat atar,
İki tilki ot satar.
Bindim deveboynuna,
Gittim Halep yoluna.
Halep yolu gül pazar;
İçinde tilki gezer.
Tilki beni korkuttu,
Kulağını burkuttu.
Çık çıkalım çardağa,
Ok atalım ördeğe,
Ördek, başını kaldırmış,
Velvelesini saldırmış.
Velvelesi dizinde…
Gönlü, vezir kızında…
Vezir kızı bal kaynatır;
İçinde kaş oynatır.

Eski zamanların birinde bir uğur böceği varmış. Bu böceğin adı Pırkanatmış.

Pırkanat çok iyi yürekli bir böcekmiş. Üstelik zorda kalanlara yardım etmeyi çok severmiş.

Bir sabah, erkenden Pırkanat’ın kapısı çalmış. Kapıyı açtığında karşısında hiç tanımadığı bir hamamböceği çıkmış. Hamam böceği yorgun gözlerle Pırkanata bakıyormuş.

Bir müddet sonra kendini toplayan Hamam Böceği:

‘’Merhaba güzel böcek! Açlıktan ölmek üzereyim. Ne olursun bana bir lokmacık ekmek ver!’’ Demiş.

Hamam Böceğinin halini gören Pırkanat, vakit kaybetmeden onu içeri almış. Ardından mis gibi bir yemek hazırlamış.

Yemeği gören Hamam Böceği, dayanamayıp hapur hupur yemiş.

Ardından Pırkanat’a teşekkür edip, oradan ayrılmış.

Yine böyle bir günde Pırkanat çiçek özleri topluyormuş. Tam bu sırada aniden yere pat diye bir şey düşmüş. Pırkanat merakla düşen şeye yaklaşmış. Bir de ne görsün? Bu karınca yavrusunun ta kendisiymiş. Yavru, düşmenin etkisiyle ayağını incitmiş. Karınca, çektiği acıyı gözyaşlarıyla anlatmış.

Pırkanat, yavrunun ayağına bakmış. Sonra evine uçup, küçük bez parçaları ve merhem getirmiş. Ardından karıncanın ayağına merhemi sürüp, bez parçalarını sarmalamış.

Bir müddet sonra karıncanın ayağındaki ağrı azalmış.

Kısa bir süre sonra da yavrunun annesi gelmiş. Olanları Pırkanat’tan öğrenmiş. Anne karınca Pırkanat’a teşekkür etmiş. Sonra da Pırkanattan ayrılıp, evlerine gitmişler.

Gel zaman git zaman, bizim Pırkanat, nehir kenarında çiçek özü toplamaya gitmiş.

Bir miktar topladıktan sonra, eve gitmek için havalanmak istemiş. Tam o sırada şiddetli bir rüzgâr esmiş. Rüzgârın etkisiyle Pırkanat kendini buz gibi suyun içinde bulmuş. Kanatları ıslandığı için uçmakta zorlanmış. Sonra ‘’imdaaatt! İmdaaatt’’ diyerek yardım istemiş.

Tesadüf bu ya; tam o sırada oradan geçmekte olan hamam böceği Pırkanatı tanımış. Hemen eline bir çubuk alıp, ona uzatmış. Fakat çubuk kısa gelmiş. ‘’Ne yapsam?’’ Diye düşünürken; karşısına biranda yavru karınca çıkmış. Yavru karınca da Pırkanat’ı tanımış.

Hamam böceği, çubuğun kısa geldiğini yavruya anlatmış.

Bunu duyan yavru, hemen çubuğun en uç kısmına çıkmış ve:

‘’Hadi, Böcek kardeş! Çubuğu Pırkanat’a uzat. Ben onu yakalarım.’’ Demiş.

Hamam böceği denileni yapmış. Yavru, Pırkanat’ın elinden tutmuş. Çubuğu da hamam böceği çekmiş. Bu sayede Pırkanat boğulmaktan kurtulmuş.

O günden sonra üçü, çok iyi birer dost olmuşlar.

Eee, ne demişler? ‘’İyilik yapan iyilik bulurmuş.’’

Onlar ermiş muradına biz çıkalım Kaf Dağına.

Hacer Taner Bulut
www.kafiye.net

 

 


Tarih 16 Tem 2019 Kategori: Meliha Demirtaş

ALTINI ÇİZİYORUM 


ALTINI ÇİZİYORUM 

Yüce Türk milletiyiz kök vermişiz nesile
Kardeşlik çalan sazın altını çiziyorum
İyi niyetli kula olur herşey vesile
Şefkatle bakan gözün altını çiziyorum

İnsanca yaşıyorsan özün yansır şanına
Hiç bir leke bulaşmaz güzelim pak alnına
Duaların hep korur zarar gelmez canına
Kaderin denen yazın altını çiziyorum

Herşey ahenk içinde sundu dünyayı kuran
En büyük ilmî rehber yol gösteren bu kur’an
Okuyup aydınlanır huzur dolarsın her an
Güç kudreti tek tezin altını çiziyorum

Diktatör karşısında eğilmesin hiç başın 
Mazlumların yanında kalkmasın çatık kaşın
Her daim cömert ol ki eksilmesin o aşın 
Sevgiye koşan hızın altını çiziyorum

Sınırlarım bellidir hatalara gelemem
Ceza ehlim onsekiz yasakları delemem
Kânun yasada nedir okumazsam bilemem
Masumu ezen sözün altını çiziyorum

Meldem sen neler yaptın hasret mi gidiyorsun 
Zulüm dostluğa zarar kalp kırmayın diyorsun 
Bu güzel dünya için çaba sarf ediyorsun 
Cana can olan özün altını çiziyorum

 

Meliha Demirtaş
www.kafiye.net