Kategoriler


Tarih 23 May 2020 Kategori: Filiz Kalkışım Çolak

Aşkın Ayrılık Hali

Aşkın Ayrılık Hali 

Aşkın ayrılık halidir ya çoğu başlangıcın sonu ,ne hikmetse bütün aşkların tek başına olduğunu tek kişilik yaşandığını düşünmüşümdür.Mutlaka taraflardan biri daha çok seviyor. Diğeri o sevginin sefasını sürerek hep sevilmenin yüceliğini yaşıyor.Sonra mı bir şekilde bitiyor aşklar.Ayrılık olmasa da bitiyor zamanla. Belkide bilimin açıkladığı gibi, aşk beynin insana oynadığı bir oyundur ve kişi mantığı devreye koymaya başladığında aşktan uyanmaya başlıyor.Kara sevdalar sürüp gidiyor kavuşamamanın hasretiyle , dağlanan yüreğin çığlıklarıyla zerre zerre sonsuzluğun huşusuna akıp gidiyor!.Aşkın ayrılık halinde yer yere nefeslenip o günlere o cayır cayır yandığınız günlere dalıp gitmemek mümkün olmayacak. Çoğunuz o eski tanıdığı o hissi anımsayıp kahrolacaksınız o sinsi his yine içinizde ki gelincikleri kanatacak .Ve yine o kuğu küsecek hepinizin boynunda .belki de o narin çiçek papatya dökülecek her yanınızdan!Aşkın agapi hallerini iyi bilen birisi ,aşkın ayrılık halini nasıl biliyorsa ,o ayrılık hali de agapi hallerini iyi bilir. aşkın sevdanın. Istırap’a düşecek yolunuz bir ara. O sevmelere doyamadığınız kişinin sizi anlayacağını o sevginin değerini bileceği umuduyla gittikçe nasıl tükenmişlik sendromuna yakalandığınız göreceksiniz.Belki de yüceliğiydi bu aşkın sonsuz lütfu kim bilir!Kendini her yerde gördüğünüz her şeyde sevgili bulduğunuz hatta arkasından sokaklarda o sanıp koştuğunuz kişinin onunla alakasızlığı karşısında şizofren beyninizden bir kez daha nefret ederken titreyen yüreğinizle cemrelenecek gözleriniz katrelerinizin sağanaklarıyla yıkanarak aşkı bir daha yeniden yeniden gusledeceksiniz. Ve Ressamın Aşk Resmi’nde yeniden çizeceksiniz aşkı doğanın tuvaline! Bir ırmak başında elele gözgöze yüreğinizden kuşlar geçerken kaybolacaksınız aşkın dinlenen vaveylalarında. Sonra ebabiller gelecek yanmış yüreğin denizinde su içmeye ceylanlar sekecek bağlarınızdan. Işık akacak parmaklarınızdan ağzı şafakların. mor bir akşamın altında koyun koyuna yürek yüreğe aşkın kıyılarına vuracaksınız ser sefil ! Bu böyle olmamış mıdır sahi! Bir kuşun kanadında ötüşünde sevgilinin sesini duymadık mı ,renginde göğün yeşili ararken sevdayı süzmedik mi gülün emildiğimiz dudağına! Gül yüzünü sevgilinin akan suyun kıpırtısında yansıyışın da bize ettiği o sırılsıklam oyununda bulmadık mı?Gülüşlerini güneşte sevgilinin! Sahi şeffaftır ya gülüşleri sevgilinin ah g gülüşü bir daha görmenin aşkıyla ovefasızı sevmedik mi! Yanılgılarla dövüşmedik mi o dipsiz boşluklarda! Acıyla haykırmadık mı ! Ah o minicik savunmasız çaresiz yüreğini sevmedik mi bizi acıtan belkide sonrası hep karanlıklara açılan yüreğini sevgilinin. Güneşi bir kere o yürekten içmeye görsün aşık bir defa körelir ancak ışığa!Karanlık gelse ne yazar sonrası hangimiz gördük hangimiz korktuk ki . Böyle sevmedik mi böyle titremedikmi üzerine sevgilinin aşkın sevdanın. Karanlık geceler onun gözleriyle şafaklanmadımı, şafağı biz böyle çağırmadık mı! Özledikçe serap görmedik mi ,yanmadık mı sırılsıklam bahar dalları altında halimize sincaplar gülerken. Yakamozlara ona kavuşmak arzusuyla koşturmadık mı sürmedik mi ruhu sığ sanıp ummanlara!Battıkça ta diplere ölüyorken can ha çıktı ha çıkacak derken o gül güzünü anımsayıp yeniden yüzeylere vurmadık mı o doyumsuz nefesle ab-ı hayat suyu tatmadık mı! Ah aşk, aşk, sen nelere kadirsin derken ,kızımızı özlemedik mi?Ona bakarken bir zaman ki prensesimizi anmadık mı!Bütün kızlar babalarının prensesidir elbet!Evet sevgili dotlarımız kitabımızda ,yaşanılan onca şeyden sonra bir kız çocuğunun güzellikleriyle başka bir şevkatin sıcaklığına dalacak, kavrulan yüreğinizin başka bir aşkla yeniden ısındığını göreceksiniz .

Ancak bu defa başka türlü ısınacak içiniz ayrılık gidecek bir daha uğramayacak semtinize .Belki de artık yolları ayıran eski bir anne baba olmanın acısıyla evladınızı özleyecek ağlayacaksınız.Bir parkta simitçi bir çocuğun düşü olacaksınız umudu yoksulluğun pençesinde.Bir çocuğu sevindirmenin sözsüz iletişimini kurarken bir martının çığlıklarına takılıp karanlık bir gecenin son bulduğu o nefeste duraklayacaksınız.Kaç sabah bilmeyen gecenin akşamdan kalma korkularıyla yeniden yüzleşeceksiniz.Kolay mı ki hem birisini ruhunun her zerresinde hissetmek nefes denen şeyi onun varlığında bulmak.Bütün aşklar ilahidir. Böylesi sevebilen bütün aşıkların çıktığı ,tek kapıdır ilahi aşk!Yoksa insan yaşayamazdı.Neler okuyor, neler görüyoruz .Şeytani şeyler, niçin bu kadar revaçta.Ruh hastaları ,kendini niçin yazar şair sanıyor.Toplum niçin illede kan, illede acı illede sapkınlık istiyor.Tabi çok sebepleri var bütün bunların.Ancak bariz bir şekilde şunu söylebiliriz ,çekilen acılar uzun süreli mutsuzlar aşkın nefrete intikama dönüşmesi en azından kişinin bunlarla artık besleniyor olması değil midir esas ışığı görememekten körelmek karanlığa sarılmak !Acıyla beslenmek, kan kokusuna susamak, üçgenler mezarlar, çarmıhlarla ruhu sıvamak tüm bunlara teslim olmakta başlamıyor mu kaybetmek !?Bütün bunlar şöyle dursun biz her halukârda aşkı aşılayan aşk diyen aşkla çağlayan kitabımıza devam edelim.Sevmek yürek işi o ayrılığa rağmen o sevgiyi en kutsal yere koyup hiç incitmeden saklamak zira!Ben bu güzel gönül insanı Veysel hocamızda bunu gördüm işittim .Tabi ki acılar da hep bizimledir ancak aşmak yüceliktir insani erdemliliktir. Onu belli bir saatten sonra başka bir yere koyuyorsun zira toplumun hali nice olurdu çoğunluk bunu aşamasaydı.Arada ağlar seven onlar cemreleridir temizliği şeffaflığıdır sevenin.Sonramı, sonra o sevgiyi yaşattığımız istiridyesinin yüreğimizin içindeki yerine geri koyarız.O hep bizimledir artık yük de değildir hafifliğimizdir kaygılarımıza korkularımıza rağmen şeffaflığımızdır.Çünkü o çok sevdiğimizdir sevmeyi başardığımız özümüzdür.O öz özün incinin kendi oluşumunu tamamlamasına izin vermek zamanı geldiğinde uçmasına izin vermek artık onu gözlerinizin değdiği her yerde sevmek hereksin her yüreğin harcı değil zira.Aşk kutsaldır tertemizdir.Hep uzaktan bakmak da gerekli değildir ,o tat cennet tatlarından biridir ki ,seven bir kere tatmaya görsün , o ateş hiç küllenmez hiç sönmez.Alev alev yanar suyun içinde şulesiyle yıldızlar ışır menevişlerinizden harelenir göğün göğsü.Evet seven sevdiği olmadan ,onsuz da sevebilmeyi başarır, onu en güzel yere koyarak yeni serüvenlere hayatın güzelliklerine yelken açar kendi gözyaşı denizinde…Kimim bende sorgulamalar da devam eder olağan şeyleridir bunlar.Arayıştan ibarettir zira hayat!.Yağmurun saçlarında ki şebnemler de denizleri biriktirmek ,o denizleri incitmeden içmek, sek içmek, katıksız içmek için, gönül dergâhında melanet hırkasını giyinir ve mücadelesine devam eder seven. Yaşlı bir dedenin kırışmış boynunda hayatın çentikleriyle bir kez daha yüzleşirken ,yeni filizlenen bir gül ağacında bekleyen bülbülün ötüşünü dinler.Sonrası mı uyuya kalır, uyandığında yeni bir konçertonun en baskın o tınısında bulur kendisini.Ve bulduğu o sesin izlerini sürer.”Gel kaç kere tövbeni bozmuş olsan da yine de gel !” diye çağırır o ses çok yakınlardan’Hiç uzağa düşmez o ses yeter ki duyabilse insan ki bunu ancak sevmeyi başaran duyar! Vicdanı artık daha da ağırlaşmış daha da olgunlaşmıştır hafifliktir ağırlığını duyduğu!.İnsanca yaşamak yaşatmak adına yüreğinde ki o izin kokusunu arar hep aşkla !Yüreğinize nice sağlık hocam felsefi olarak derin bir eseri sizin gibi mahir bir kalemden okumanın mutluluğunu duydum.Aşk yolunda nice güzelliklere…

Kitap : Veysel Altunbay

Tanıtım ve Değerlendirme :Filiz Kalkışım Çolak
www.kafiye.net


Tarih 22 May 2020 Kategori: Amy Özlem Adıyaman

Barış Toplumu İdealine Varışın Pedagojik Metodu

Barış Toplumu İdealine Varışın Pedagojik Metodu

A.Özlem ADIYAMAN

“Şayet kurtuluş ve yardım gelecekse bu, çocuklar sayesinde olacaktır.

Çünkü çocuklar insanlığın mimarlarıdır.”

Dr. Maria Montessori

Akıl ve bilimden kopuş, insanlığı kaosa iten sebeplerden biridir. Kaostan düzen oluşturmak ise 100 yıllık aşınma testini geçen Montessori metodunun başarılarından biri olarak kendini ispatlamıştır. Montessori eğitiminin, barış toplumu idealine varışın pedagojik metotlarından biri olduğunu düşünüyorum. Barış meyvesinin çekirdeği çocuklarımızın, iç huzura ulaşmaları nihayetinde dünya barışına katkı sağlayacak sağlıklı bireyler ve de liderler olmasını hedefleyen bu metodun özelliklerini anlatmak isterim.

“Eller, zekanın aletleridir.”

Dr. Maria Montessori

Montessori, Anne karnından başlayarak ve çocuk fıtratının özelliklerini bilimsel yaklaşım ve gözlemleriyle tespit ederek bu doğrultuda ortamlar, materyaller ve dersler geliştiren İtalyan asıllı Maria Montessori’nin (1870-1952) kendi adıyla anılan metodudur. Ülkesinin ilk kadın doktoru olması kendisinin ilk başarısıdır. Bu başarısını bilime önem veren annesine borçludur. Doktorluğunun ilerleyen yıllarında pediatri ve psikiyatriye merakı uyanır. Ortofreni okulunda müdürlük yaparken zihinsel engelliler üzerinde çalışır ve burada üstün başarıya ulaşan pedagoji yöntemini tüm çocuklara uygulamaya karar verir.” (Maria Montessori, Her Life and Work, E.M. Standing, s. 21-39)

“Çalışmalarımız sonucu keşfettik ki eğitim,

öğretmenin yaptığı bir şey değil

insanoğlunda sürekli gelişen doğal bir süreçtir.”

Dr. Maria Montessori

1907 yılında devletten aldığı yardım ile ilk Çocuklar Evini (Casa Dei Bambini) açarak buraya 1-6 yaş arası çocukları dahil eder. Onları kendi geliştirdiği bilimsel pedagoji yaklaşımlarıyla eğitmeye başlar. (Bilimsel Pedagoji olarak Montessori Metodunun Çocuk Eğitimine Uygulanması, Dr. Maria Montessori) İlerleyen yaşlarında Antropoloji profesörlüğü de yapmış olan bu bilim insanı, bilhassa 0-6 yaş arası çocuk gelişiminin, üniversite yaşlarındaki eğitiminden daha önemli olduğu vurgusunu yapar. İnsanı ve kişiliğini oluşturan bu özel yıllara formatif yani hayatımıza biçim veren yıllar diyoruz.  Zekasına bağlantılı olarak gelişen ve insanoğlunun fıtratına işlenmiş duygusal, bedensel ve sosyal beceriler bu dönemde temellerini atar.

“İlk yaşların eğitimi toplumun iyileştirilmesinin anahtarıdır. “

Dr. Maria Montessori

Bu eğitim metodunu geliştiren bilim insanının kadın olması kanımca tesadüf değildir. Çünkü çocuklara karşı olan merhamet ve şefkat duygularının kadınlarda daha ilerde olduğunu düşünüyorum. Sadece bu değil, Maria Montessori, akli ve duygusal zekâsı, çalışkanlığı ve merakı sayesinde çocuk yapısına ve ruhuna hitap edebilen bir yöntemin yolunu açtı. Çocuklarla kurduğu duygusal bağ, onların gözlerinden ve Maria Montessori’ye gösterdikleri sevgiden anlaşılıyordu. Onu sadece çocuklar takdir etmedi. Bilime katkılarından dolayı 1949, 1950 ve 1951 yıllarında Nobel ödülüne aday gösterildi (https://www.nndb.com/people/189/000108862/). Kendi Pedagojisi, daha önceki pedagoji çalışmalarının yapmadığını yaptı ve çocuklara araştırma, keşfetme ve potansiyellerini sonuna kadar geliştirme özgürlüğünü verdi. Bu özgürlük çocuğun kendine, başkalarına ve çevreye saygı göstermesi ile el ele gitmekteydi.

Montessori ortamında -ki bu sınıf veya evde bir oda olabilir-, her şey çocukların erişebileceği düzeyde tasarlanmış, onlar düşünülerek oluşturulmuştur. Hatta rehber için bir sandalyeden ve gözlemlerini yazması için kullanacağı not defterinden başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Yere oturma imkânı olduğu için bazen büyük sandalyesi bile bulunmaz. (Üstteki fotoğraf)

Çeşitli yaşlardaki çocuklar; mesela 0-3 arası yaşlar, 3-6 arası yaşlar, 6-9 arası yaşlar, 9-12 arası yaşlar veya 12 ila 14 arası yaşlar gibi, karışık olarak gruplanır. Cinsiyet veya beceri düzeyi ayrımı yapılmaksızın kurgulanan Montessori ortamında minikler, bir uyum içinde çalışırlar. Bu uyum (başka bir deyişle içselleşmiş disiplin) çocukta bastan bulunmaz. Fakat çocuk bunu zaman içinde kazanır. (the Absorbent Mind, Maria Montessori, s.240) Öğretmenin başarısı bu uyumdan belli olabilir. Montessori sınıfı, ilgili yaş grubunun, gelişmeye yönelik ihtiyaçlarını karşılamak için hazırlanmıştır. Montessori öğretmenleri, enerjilerinin büyük çoğunluğunu çocukların kullanacakları mobilyalar ve araç-gereçlerin, sınıftaki miniklerin hem genel hem de özel olan fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarına uygun bir şekilde hazırlamak için kullanırlar.

“Herhangi bir eğitim, çocuğu yaşamın gerçekliğine hazırlamıyorsa etkili olamaz.”

Dr. Maria Montessori

Dr. Maria Montessori, günlük yaşam, duyu organlarına hitap eden duyumsallar, matematik, dilbilgisi (yazma, okuma, konuşma, dinleme), müzik, sanat, fen, tarih ve coğrafya alanlarında küçük beyinlerin gelişmelerine yardımcı olacak özel materyaller tasarlamıştır. Bunlarla ilgilenen ve çalışan çocuk, dikkatini yoğunlaşarak vermek suretiyle özgüvenini geliştirmekte, kendine ve başkalarına saygı, düzen anlayışını ve öğrenme sevgisini kişiliğine yerleştirmektedir. Montessori kurumlarında barış ve huzur, çevre bilinci, yabancı dil ve karakter eğitimi dersleri de işlenir. Rehberler bu insani değerleri öğretmekle beraber, bu değerleri kendileri en güzel şekilde temsil ederler. Dolayısıyla rehberler kendilerini sürekli geliştiren, dinamik kişiliklerdir.

“Buddha, İsa ve Muhammed gibi ruhani liderlerin çoğu Baris Eğitmenleri (peace educator) olarak anılırlar. Bunun sebebi onların yaşamlarını ve öğretilerinin, çoğunluk tarafından ahlaklı ve barış içinde yaşamanın örneklerinden saymalarındandır.”  (from the article Maria Montessori’s Contribution to Peace Education, Cheryl Duckworth) Demek ki barış, insan fıtratının özümsediği bir durumdur. Benzer bir şekilde Maria Montessori de eğitim alanında çığır açmış bir bilim insani olarak en fazla anıldığı başarısı barış eğitiminde olmuştur. Adeta ‘Barış Eğitimi’ ve ‘Montessori’ metodu kavramları özdeşleşmiştir.

Modern dünyamızda yaygınca kullanılan sosyal medya ve haberler vesilesiyle ailelerimiz ve arkadaşlarımızla aramızda oluşabilen anlaşmazlıkları düşünecek olursak, erken yaşlardan itibaren farklılıklarımızı nasıl değerlendirmemiz gerektiğini ve yoğunlaşan duygularımızı nasıl kontrol edebileceğimizi öğrenmemiz gerektiğini anlarız.

Çocuklara dönecek olursak, onlar kendi kişilik özellikleriyle barışık ise ve bulundukları ortamda, bu kişilik özelliklerine saygı ve sevgiyi bulabiliyorlar ise, iyi ve kötü günlerinde kendilerini teselli edecek bir kucak bulabiliyorlarsa burada gelişen huzur ortamını bu satırları okurken bile hissettiğinizi tahmin ediyorum. Böyle güzel bir ortamın rehberi, barışın ve saygılı davranışların modelidir. Aynı zamanda Montessori sınıfları karışık yaş gruplarından oluştuğundan, yaşça büyükler küçüklerine rol model olurlar.  Sınıfta çocuklarla birlikte barış kavramını konuşurlar, barış kitapları okurlar ve barış şarkıları söylerler. Bu gibi yollarla barış ve onu ilgilendiren kavramlar ilk yaşlarda çocuklara hediye edilmiş olur.  “Bir anlaşmazlık doğduğunda bunu çözebilecek bir yol uygularlar. Ortamda özel bir barış objesi bulundurulur. Bu kimi zaman özel hazırlanmış bir bayraktır veya çocukların hep birlikte fikir üreterek buldukları başka bir şeydir. Anlaşmazlık doğduğunda buna dahil olan çocuklar daire halinde ve yüz yüze gelecek şekilde otururlar. Barış objesini elinde bulunduran konuşur ve diğerleri dinler. Bu obje elden ele geçerken dinleme, anlama, anlaşmazlıkları çözme ortamı oluşturulan çocuklar barışı öğrenirler ve yaşarlar. Bunun yanında duygularını tanımlamayı da öğrenen çocuklar, ihtiyaç duyduklarında Barış köşesindeki materyaller ve derslerle ilgilenebilir ve huzur bulabilirler. Barış köşesi neye benzemektedir peki?  “Güzel kokulu, sade, sakinleştirici doğa resimleri, kum saati, çiçek dürbünü bulunan bir köşe veya alandır.”[2] Üzerinde durmak isterim ki aileler çocukları buraya disiplin için yollamazlar, çocukların kendi istedikleri zaman ve kendi istedikleri için gittikleri bir mekandır.

Öğretmen, çocuğun kendisinde sevdiği ve değer verdiği özellikleri sevmeye devam etmesi için gerekeni yapar ve çocukların motivasyonlarını kaybetmemesine odaklanır. Burada anahtar kavram motivasyondur. Sevdiği işi yaparken çocuğun hissettikleri onu motive eder. Dolayısıyla Montessori vatandaşı çocukların ilgi alanları tespit edilir. Gerekirse yeni derslerin ve materyallerin üretilmesi, bu çocuk motivasyonunun kaybedilmemesi içindir.

“Öğretmen, materyal ile çocuk arasındaki ana bağlantıdır. “

Dr. Maria Montessori

Bu metodu hakikiyle uygulamak isteyen bir öğretmen, rehber olmayı tercih etmelidir. Çünkü bu metoda göre eğitmen, çocuğu yönetmek veya yönlendirmek için değil onun Allah tarafından yaratılmış fıtratına ulaşabilmesine rehberlik yapmak üzere yetiştirilir. Bu noktada fıtratın tanımını hatırlatmak isterim. Fıtrat, yaratılış formatımızdır. Eğitim de o fıtri kabiliyetimizi geliştirme sürecidir. Rehberler çocukların özel becerilerini ve karakter özelliklerini kendi kendilerine keşfetmelerini ve geliştirmelerini sağlarlar. Gerektiğinde çocuğun yanında bulunurlar. Gerekmediğinde ise yoğunlaşma ve dikkat geliştirme yoluyla iç derinliğine ulaşma çabasındaki çocuğu, belli mesafeden gözlemlerler.  “Montessori Metodunda öğretmene çok az gerek duyulduğu ile ilgili gelişi güzel bir eleştiri yapılmaktadır. Bu onların, çocuklarına müdahale etmekten kaçınması ve çocuğun kendi seçtiği aktivitesiyle baş başa bırakması sebebiyledir. Halbuki didaktik yani öğretici materyaller söz konusu olduğunda, bu materyallerin sayısı, sunumlarını düzeni ve detaylarını düşünecek olursak, Montessori öğretmeninin görevinin sadece aktif olmakla kalmadığını aynı zamanda kompleks olduğunu da görebiliriz. Montessori öğretmeni geleneksel öğretmenden daha az aktif değildir ancak başarısının sonuçlarını gözlemlerken ki dinginliği bunu böyle göstermektedir.” (Education For A New World, M. Montessori, s.67)

Montessori Rehberi, öğretici materyallerin eşliğinde uygulamalı ders verir ve öğrenilmek istenen beceriyi kazanana kadar sabır ile çocuğa dersi aralıklarla tekrarlar. Dersin özelliği, kurgulanan materyalleri hangi tekniklerle kullanılmasının uygun olacağını beden ve hal diliyle çocuğa teke tek veya grupla gösterme şeklindedir. Çocukların biyolojik ritimlerindeki farklılıklara ve hatta çocuğun yavaş ilerlemesine de saygı gösterilir.

Dikkat yoğunlaşması anı

Minikler bu derslerden ilgi duyduklarını seçerler. Kendi içgüdüleriyle ve istekleriyle seçtikleri dersin materyaline yoğunlaşmaları daha kolay olur. Gözlemlediğimiz bu anlar, onların beyinleri, elleri ve gözleri arasındaki uyum eşliğinde kişiliklerini oluşturdukları özel anlardır. Rehber bu özel anların bölünmemesine özen gösterir. Materyaller çocuğun ileride karşılaşacağı matematik, okuma ve yazma gibi derslerde kullanacağı düzen hissini, bağımsız iş yapabilme gücünü, sorumluluk bilincini ve özgüveni teşvik edici özelliktedirler. Materyaller, okul öncesi dönemde gelişmeye en müsait olan ince ve kaba motor becerilerini de arttırmayı da sağlar.

“Neşeli olma, kendi değerini hissetme, başkaları tarafından takdir görme ve sevilme, faydalı olma ve üretebilirlik, insan ruhu için paha biçilmez değer arz eden faktörlerdendir.”

Dr. Maria Montessori

Montessori metodu çocuğun mutlu, huzurlu bir birey olmasını ve fıtratı gelişirken ihtimal olabilecek travmaları önlemek ister. Dış disiplin uygulanmaz çünkü materyallerle sevgi ile uğraşan çocuk iç disiplinini doğal olarak geliştirir. Çocuğa ceza verilmediği gibi mükafat da verilmediği bir eğitim yolu kullanılır. Mükafat verilmez çünkü bu, çocuğu koşullandırır. Oysaki davranış güzel olduğu için yapılır. Koşullandırma ise çocuğa yapılacak bir tür haksızlıktır. (Mükafatlar ile Cezalandırma, Alfie Kohn) Montessori dersleri, materyal ve çalışma tekniği üzerinedir. Materyallerin hepsinde kendi kendisini düzeltme özelliği vardır yani çocuğun yanlış yapmasını zorlaştırır. Akademik alan çocukların başarmaları ekseninde geliştirilmiştir.

“İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir.”

Yunus Emre

Montessori ortamında kişisel farkındalığı sağlayan en önemli unsur çocuğun özgür olmasıdır. Bu, çocuğun kendi kişisel özelliklerini dinlemesinin, bunları korkmadan ortaya çıkarmasının ve geliştirmesinin en doğal bir yoludur. Her çocuk kar taneleri gibi eşsizdir ve benzersizdir. Kişiliklerinin ve mizaçlarının farklı cihetleri bulunmaktadır. Hoşlandığı veya hoşlanmadığı şeyler de farklıdır hatta aile terbiyesi ve aile değerleri de. Bunlar göz önüne alınarak kabul edilen çocuk, kıyaslanmadan, olduğu gibi kabul edilme sayesinde koşulsuz sevgi ortamını bulur.

         “Dünyada yaşayan insana ait sorunları çözebilmenin yolu, insanda ki dünyaya ait sorunları çözebilme ile mümkündür.”

Mustafa İslamoğlu

Montessori ortamında yetişen minikler içinde bulundukları topluluğun birer üyesidirler. Sosyalleşme ihtiyaçları karşılandığı gibi birer birey olmanın getirdiği sorumlulukları da öğrenirler. Herhangi bir Montessori ortamına ayak attığınızda, çocuklardaki iç dinginliğin ve huzurun, ortama da yansıdığı görülür. Dünya vatandaşları olarak bizlerin, bu metod ile yetiştirilen insanın, kendi dünyasına ait güzellikleri ortaya çıkarabileceğine inancımız bize ümit verecektir.

Yalnız, dünyanın dört bir yanında bu metodu uygulama iddiasında olan okullar arasında, bu metodu hakkıyla ve bilinçli uygulayan bir kurum ile para tuzağı olarak kurulmuş kurumlar arasında farklılıklar bulunmaktadır. Çocuklarını evlerinde eğitmek isteyen aileler arasında Montessori metodunu kullanan pek çoktur. (Teaching Montessori in the Home,the School years, Elizabeth G. Hainstock) Çünkü aileler, devlet okullarının çocuğun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarına karşılık vermediğini ve hatta okullaştırmak uğruna çocukların fıtratını dumura uğrattığını düşünürler. Dolayısıyla bilinçli her ebeveyn çocuklarının Montessori veya benzeri bir fıtri eğitimden geçmesini arzular. Kanımca günümüzde bunun önündeki en büyük engel Montessori okullarının özel okullar olması ve yüksek meblağlar ile çocuk kabul etmesidir. İnsan yetiştirmek ucuz olmasa gerek. Özgür düşünceye ehemmiyet veren müteşebbisler yoluyla bunun ülkemizde değişebileceğini ve bu metodun yaygınlaşmasını umuyorum.

Eğitimin insanlığı kurtarabilme kapasitesi azımsanamaz. Bu, insanın manevi gelişimini sağlamak, şahsi değerini güçlendirmek, genç insanların yaşadıkları zamanı anlamaları, kavrayabilmeleri için her yönden hazırlanmasını kapsamaktadır.

Dr. Maria Montessori

Yüksek değerleri bilmek, bir bilgi olarak yetmez. Onu yaşamak ve anılara dokunmak gerekir ki ilerleyen yaşlarda beyin, bu güzellikleri hatırlasın, yaşamak istesin ve bunu kolayca uygulamaya geçebilsin. Beynimiz çocukluğumuzda ve gençliğimizde yaşadığımız hatıralara tutunmaya çalışır. Yaş ilerledikçe bilinç altımız bunların gölgesinde hayat bulur. Dolayısıyla Montessori ortamı, çocuklarımıza verebileceğimiz en güzel ortam ve en değerli gelecektir. Değerler yaşandıkça yaygınlaşacaktır. Barış da böyle bir değerdir.

Genelde tek materyal üzerinden ders verilirken çocuk ustalık geliştirdikçe iki materyali birleştirme isteği duyabilir ve serbestçe bunu yapabilir. Tutmalı silindir bloklar ile tutmasız silindir blokların karışımından oluşan ders. (Resmin açıklaması)

Montessori eğitimi almış bazı ünlüleri merak ediyor musunuz?

Amazon.com kurucusu Jeff Bezos.

Google.com kurucuları Sergey Brin ve Larry Page.

Hollandalı genç kız Anna Frank’in günlüğü 2.Dünya Savaşı sırasında gizlenen bir Yahudi ailesini anlatır ve bir başyapıt olarak kabul edilir.

Avustralyalı ressam ve mimar Friedensreich Hundertwasser.

Wikipedia’nın kurucusu, Jimmy Wales.

The Sims tasarımcısı Will Wright.

Washington Post’un sahibi ve editörü Katherine Graham.

İlk TV programı olan yemek şefi Julia Child.

Akademi ödüllü aktris, film direktörü ve senaryo yazarı, Helen Hunt.

Akademi ödüllü aktör George Clooney.

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Gabriel Garcia Marquez.

Amerikalı keman virtüözü, Stradivarius kemanlarının sahibi Joshua Bell.


Amy Özlem ADIYAMAN

www.kafiye.net


Tarih 22 May 2020 Kategori: Amy Özlem Adıyaman

Ey Divanıhumayun

Ey Divanıhumayun

Biz durgun ve yorgun
Yüreklerimiz biçare mahsun
Sen ise deryayı ihsanı humayun
Merhamet-i Tazammun
Ey kun fe Yekun

Vefat Leyla Vefa mecnun
Yol bize pek de uzun
Sensin nihai meskun
Inna lillahi ve inna ileyhi raciun

Ma’firet eyle
Tevbeliyiz topyekun
Merhamet-i Tazammun
Ey kun fe Yekun

Sandık kendimizi safderun
Halbuki biziz bukelemun
Düşmüşüz çamura yüzükoyun
Merhamet-i Tazammun
Ey Kun fe Yekun

Eyler isek seni gayrimemnun
Olur bu en büyük soygun
Hatırla ne demisti Maun
Ellezine hum yuraun
Gosteris, sadece bir oyun

Senin müştakî kulun…

Amy Özlem Adıyaman
www.kafiye.net


Tarih 22 May 2020 Kategori: Təvəkkül Goruslu

QİYAMƏTƏ QALMASIN

QİYAMƏTƏ QALMASIN

Şuşa deyir vur məni,
Vur, söyləyir, Qarabağ!
Vur ağlasın erməni,
Qışqırır vətən, torpaq!

Çağırır bizi vətən,
El, oba fəryad edir!
Bizdəndir hər il itən,
Söhbət qeyrətdən gedir.

Vur düşməni, vur oğul,
Vur dağda, hər dərədə.
Oyan oğul, dur oğul,
Boz qurd yatır hərədə.

Düşmənin qanı üçün,
Qalx, nifrətin susasın!
Qiyamətə qalmasın,
İntiqamın, qisasın!

Təvəkkül Goruslu. 21. 05. 2020
www.kafiye.net


Tarih 22 May 2020 Kategori: Fəridə Köçərli İbrahimova

Bəlkə, yoxluguna öyrənim?

Bəlkə, yoxluguna öyrənim?

Nə qədər yozsam da yalanlarını,
Gücüm çatmır yıgam qalanlarını.
Bunlar səndən mənə çox azmış kimi,
Neyniyim,qaranlıq ,,dalanlarını”?

Soyuq daş kimisən biganəlikdən,
Hələ dəm vurursan yeganəlikdən.
Əladan uzaqsan,yaxşıdan kənar,
Barı möhkəm yapış miyanəlikdən.

Yalancı ümidlər deyil gərəyim,
Daha yalanlardan bezib ürəyim.
Sənin hər zülmünü çəkib dözməkdən,
Bəlkə yoxluguna, dözüm öyrənim?



Fəridə Köçərli İbrahimova
04.02.20.

www.kafiye.net


Tarih 22 May 2020 Kategori: Burhan Aksu

ALLAH’LADIR DİRLİĞİM

ALLAH’LADIR DİRLİĞİM

İlkbahar yazdan geçtim mevsim ulaştı güze
Zorlu dik yokuşlardan aşarak indim düze
Bir türlü son bulmadı hayatla mücadelem
Kırılan düşlerimin acısı vurdu yüze

Ağaçların yaprağı kuruyarak döküldü
Yalnızlığın hüznüyle boyunları büküldü
Gelecek bir hayata yeşermek umuduyla
Nice soğuk kışların karşısına dikildi

İzin verilen kadar görebilir gözlerim
Samimidir kalbimden gelen dua sözlerim
Nefsim her türlü şartta yaşamak istese de
Ruhumla gurbet elde sonsuzluğu özlerim

Ne acılara göğüs gerdi aciz varlığım
Mücadele sabrımı kıramadı darlığım
İnsanlara güvenmem tevekkülüm Hakkadır
Çünkü faniyle değil Allah’ladır dirliğim

Ne yarından beklentim ne geçim kaygım vardır
Allah’ın dostu olan insana saygım vardır
Kimsenin ne yaptığı benim için fark etmez
Rabbimin yarattığı her şeye sevgim vardır



22-10-2017
Şair, Burhan AKSU
www.kafiye.net


Tarih 22 May 2020 Kategori: Ayhan Kula

GELMEM BU ŞEHİR’E

4 yıl öncesi
GELMEM BU ŞEHİR’E

Uzun yollara düşüyorum yine
Dönüp bakmam bir daha geriye
Kırıldım virane ettin gönlümü
Çağırsan da gelemem bu şehire
İçinde kalbimi kıran sen varsın diye

Günler asık yüzüne benziyor
Güneş bir türlü aydınlanmıyor
Yüzün güldükçe içim kan ağlıyor
Çağırsanda gelemem bu şehire
İçinde kalbimi kıran sen varsın diye

Bir bakışına kurban olurdum
Senden başkasına kör olmuştum
Peşinden çok koştum artık yoruldum
Çağırsanda gelemem bu şehire
Içinde kalbimi kıran sen varsın diye



AYHAN KULA–16.O5.2014—06.50
www.kafiye.net


Tarih 22 May 2020 Kategori: Ayhan Kula

ELVEDA BURSA

ELVEDA BURSA

İçimde garip bir hüzün
Yağmur düşüyor toprağa
Buruk şarkılar dilimde
Elveda diyorum BURSA

Gençlik yıllarımı aldın
Bütün hayalleri çaldın
Üzerime keder sardın
Elveda diyorum BURSA

Bahardan çok kış yaşattın
Gönlümde çıralar yaktın
Bir türlü ısınamadım
Elveda diyorum BURSA

Aklımı sende bıraktım
Unutulmaz anılarım
Bende saklı aşk larım
Elveda diyorum BURSA

Dönmem bir daha geriye
Kederler verdin hediye
Muhtaç bıraktın sevgiye
Elveda diyorum BURSA

Özlerim gittiğim yerde
Taşlar basarım gönlüme
İsmini almam dilime
Elveda diyorum BURSA



AYHAN KULA–22.05.2020–CUMA–10.30
www.kafiye.net


Tarih 22 May 2020 Kategori: Sakit Məmmədov

Görmüşəm

Bu gün daha 1 il getdi ömrümdən…, Allah bütün dostlarımı qorusun, amin!


Görmüşəm

Göz açıb dünyaya çox illər əvvəl,
İlk dəfə günəşli yazı görmüşəm.
Totuq uşaq idim, daim qucaqda,
Anam necə çəkib, nazı görmüşəm.

Atam müəllimdi, sadə bir insan,
Bütün işlərimə tapardı nöqsan.
Tələbə olanda, məntək oğulnan,
Atamı özündən razı ğörmüşəm.

Notlar dolanaraq bəmdə, həm zildə,
Eh, nələr ğörmədim, altmış üç ildə.
Yaxşı sözlər hər an tanıdar eldə,
Yaşadar əbədi “yazı” görmüşəm.

Şairlik elmini sayıb əyləncə,
Şe(i)rə qafiyəsiz vermə işcəngə.
Üç notlu musiqi gətirib təngə…
Vaqifin çaldığı “cazı” görmüşəm.

Millət ədasından bezən kəsləri,
İndi xalqdan ayrı gəzən kəsləri,
Varıyla igidi əzən kəsləri,
Özgə qapısında “tazı” görmüşəm.

Sakitəm,altmışa çatanda yaşı,
Dik gəzən insanın əyilir başı.
Tez küsür, qəlbinə axır göz yaşı,
İnləyir könlünün sazı görmüşəm.


Sakit Memmedov
www.kafiye.net


Tarih 21 May 2020 Kategori: Mubariz Hüseyn

ÖMÜR YOLUMUN MƏNƏ CAVABI

ÖMÜR YOLUMUN MƏNƏ CAVABI

Keçilmız sədd olub, sərhəd çəkərək,
Ömür yolu, de – qarşını kəsir nə?
Bəslənən arzudan dərmir bar, ürək
Viran qoyub üstünə hey, əsir nə?

İztirablar, verib ahıl görkəmi,
Yetişməmiş sən altıncı onluğa.
O çəkdiyin əzabların dərd, qəmi
Bilirsənmi, çəkir məni sonluğa?

Diş qıcayan kədər, qolun gərəndə,
Saniyələr, bəxti üzüb ötüşür.
Sən ki, sızılıdayıb yanan görəndə
Həmdərdlikdən mənə acı pay düşür.

Min bəla önündə tənha qalır can,
Yarıyolda qalmağı kim istəyir?
Sızıltı içində haray salır can
Dünya qəzəblənib səsi, kəs deyir.


Mübariz Heseyn Borçalı
www.kafiye.net