Kategoriler


Tarih 5 Ağu 2020 Kategori: Songül Mahperi Irmak

GİDERİM

GİDERİM

Sabahı olmayan gecelerim de
Gözüm ufuklara diker giderim
Dilimde sözümde hecelerimde
İsmini anmadan çeker giderim
….
Kulaklarım çınlar hüzün sesinden
Özlemler saçılır yâr bohçasından
Gönül sarayının aşk bahçesinden
Sevdadan tohumlar eker giderim
….
Garip açken zalim döner köşeyi
Mazluma hayeller umut döşeği
Mevlâya havale ettim her şeyi
Kaderime boyun büker giderim.
….
Çektiğim her çile,oldu yoldaşım
Acılardan ilhâm buldu göz yaşım
Gurbet ellerinde bu dertli başım
Yanlız yollarında seker giderim
….
Mahperi’yim sanki lal oldu dilim
Hep gâmlı çalıyor sazımda telim
Şiirler yazmaya varmıyor elim
Kâğıda göz yaşım döker giderim.



SONGÜL MAHPERİ IRMAK
www.kafiye.net



Tarih 5 Ağu 2020 Kategori: Adevviye Şeyda Karaslan

HAKİKAT VE TUZAKLAR

HAKİKAT VE TUZAKLAR

“Nefsini Bilen Rab’bini Bilir. “
Hz. Muhammed (sav.)

“İnsanlardan Rab’bini en iyi tanıyan kimdir?” diye sorulduğunda, Peygamberimiz (a.s.m) “Nefsini en iyi tanıyan kimsedir.” diye cevap vermiştir. (a.g.y)

Aklı olan korkmak gerek,
Nefs elinden, hırs elinden.
Nefstir seni yolda koyan,
Yolda kalır nefse uyan.”
Yunus Emre Hz.

“Herkesle cenk eden kişiyi sanma merd olur, nefsiyle cenk eden kişi Rüstem ve merd imiş. “
Hz. Mevlana

Tasavvufta en sık işlenen konu, olmazsa olmaz, nefsle mücadeledir. Aslolan nefsini bilmektir ki ancak o halde Rab’bimizi bileceğimiz bilgisi önemli bir şifre olarak verilir.
Yunus’umuzun, “İlim kendin bilmektir. “sözü de önemli bir ipucu. İlimden kastın Esmau’l Hüsna eğitimi ile kendi eksik esmalarını, (zaaflarını, aşırılıklarını) belirlemek ve telafiye, tamamlamaya gayret etmek olduğunu da biliyoruz.

Bu eğitim ve mücadelenin bize Rab’bimizin güzel sıfatlarıyla bezenmeyi, O’nun boyasıyla boyanmayı sağlayacağı; böylelikle, doksan dokuz esmanın kemal derecede tecellisine mazhar olan tek ve en ideal insan, bu yüzden Rab’binin, “Habibim!” hitabına nail olmuş ve âlemlere rahmet olduğu bildirilmiş olan sevgili peygamberimizin ahlakıyla ahlaklanmayı sağlayacağı da bildirilmiş.

Hakikat, ilmin ve bizim için halkedilmiş, lutfedilmiş herşeyin, dünyaya geliş sebebimizin, kendimizi, nefsimizi, dolayısıyle Rab’bimizi bilmek olduğu. Yani tekamül etmek. Gelebileceğimiz en ideal, en olgun, kamil insan özelliklerine ulaşabilmek. Tek madde alemi olan dünyanın, insanın yaratılış gayesinin de bu olduğu anlatılmış sekiz yüz yıl önce yazılmış eserlerde.

Ebedi hayatta tekamül şansı olmadığından, burada, bu imtihan dünyasında hazırlanmış koşullarla sınanarak, zorlanarak, ne kadar güzel iş yapacağımız görülmek, en ideal halimize, en yüksek makamlara erişmemiz murad edilmiş.

Meleklerden daha üstün, yeryüzündeki halifeleri olmasını murad ederek yarattığı, ruhundan üflediği, aşkını lutfettiği insan olmanın gereğini hakkınca yerine getirebilmek mesele. Başka da hiçbir şeyin önemi yok. Diğer herşey bu uğurda imtihanlardan ibaret zira.

Günümüzde bu hakikatin üzeri, adeta çok koyu bir balçıkla örtülmüş durumda. Sanki tek hayat bu dünyada imiş, ölüm herşeyin sonuymuş gibi bir yanlış algı dayatılmış, yerleştirilmiş zihinlere. Bu yüzden, asıl gaye unutulduğundan yerini tuzak, dünyalık hevesler almış.

Eğitim dahil, kazanılan mesleklerin, becerilerin, herşeyin gayesi maddiyat olmuş. Herşeyin en iyisine sahip olmak, çok para kazanmak, en lüks koşullarda, en rahat yaşayabilmek olmuş hedef. Bu uğurda ne günah, haram ne de insani değerler umrunda olmayacak derecede bir yozlaşma olduğu gibi bu olağan görülür olmuş. Aksini iddia edenlerden şüphe edilir olmuş hatta...

İçinde bulunduğumuz bu ahir zaman hengamesinde seyri sülük denen manevi gelişim sürecine cesaret eden, nefs terbiyesiyle gelebileceği en mükemmel insan haline ulaşabilme gayretiyle, Rab’lerinin rızası, cemaliyle aslolan ebedi hayatı kazanma derdinde olanlar da var illa ki. Olumsuz koşullara, türlü türlü çetin tuzaklara rağmen dünyaya geliş ismine, gayesine ulaşıp, hizmete çalışanlar.

“Rab’lerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır.” Rad/ 22 ayetine mazhar olanlar…

Ya da fani dünya nimetleri uğruna ebedi saadeti kaçırarak, cehennem ehli olacak olanlardan olmak. Seçim hep olduğu gibi bize bırakılmış. Külli irade güdümünde cüzzi irademizi doğru kullanmak, hayra niyet ve gayret etmemiz bizden beklenen. Herşey gibi muvaffakiyet de Allah’tan.

İhtiyacımız olan her türlü bilgi, destek Kuran’ı Kerim ‘de verildiği gibi, tefsir babından da yine O’nun muradı üzere sevgili dostları, veli- alimleri tarafından tasavvuf kitaplarında ayrıntılarıyla bizim için sekiz yüz yıl önce yazılmış.
Hayatımızda bir kez olsun Rab’bimiz bizim için gönderdiği kitabında bize ne demiş diyerek merak edip meal okumadığımız gibi, bu kitaplardan da pek çoğumuz bihaber olmuş, zahmet edip okumamışız…

Okuyacak olanlar engellenmiş. Okumamız istenmemiş, her türlü tuzak düşünülmüş, hazırlanmış. Bizi yüzyıllardır uyutmuş, oyalamışlar…

Vakit daraldığı için muhakkak ne kadar çok kişiyi imandan, dolayısıyle kurtuluş şansından uzaklaştırabiliriz taarruzu altındayız günümüzde de. Virüs, felaket, kıyamet v.s kehanet senaryolarıyla çok yüksek derecede korku enerjisi salınmış durumda dünyaya. İmanı zayıf olanların dayanamayacağı, korku enerjisiyle akıl sağlığını, dolayısıyle imanını yitireceği felaket senaryoları, psikolojik, sosyolojik, ekonomik krizler, cinnetler, cinayetler, savaşlar…

İşte bu yüzden daha ciddi bir gayretle imanımızı güçlendirmemiz şart. Uzun zamandır maruz kaldığımız bu hengameyi, musibeti hayra çevirmek zorundayız. Hakkınca ders çıkararak. Eksiklerimizi, zaaflarımızı, aşırılıklarımızı tespit edip telafiye çalışarak. İman gücüyle, irade göstererek, Allah’ın ipine sımsıkı sarılarak çıkabiliriz ancak bu hengameden.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili peygamberimizle, bol bol salatı selam ve salavat ile gönül bağımızı güçlü tutarak. Onun yüzü suyu hürmetine bağışlanma dileyerek…

Hepbirlikte, güç birliğiyle, imanımıza, geleceğimize, vatanımıza sahip çıkabilmek, müjdelenen asrı saadete erişebilmek ve insanlığı da asrı saadete taşıyabilmek niyazıyla…
Amin Ya Rab’bi!



Adevviye Şeyda Karaslan
05 Ağustos 2020
www.kafiye.net


Tarih 5 Ağu 2020 Kategori: Güner Hacısalihoğlu

Ne Baharlar Bekledim Yollarına Bakarak

Bu şiirimi TRT Ankara radyomuzun duayen sanatçısı bestekar ve aranjör Suat Yıldırım hocam KÜRDİLİHİCAZKAR makamında besteledi. Çok teşekkürlerim ve Saygımla🙏

..

Ne Baharlar Bekledim Yollarına Bakarak

Sana hasret ömrümü boş yere yaşıyorken
Döndün bir yaz akşamı gözlerim harelendi
Hüzün yüklü yağmurlar yüreğime düşerken
Döndün bir yaz akşamı gözlerim harelendi

Unuttun sanıyordum geri gelmez diyordum
Yıllar geçti üstünden yolu bilmez diyordum
Kader bu hiç bilinmez bana gülmez diyordum
Döndün bir yaz akşamı gözlerim harelendi

Ne baharlar bekledim yollarına bakarak
Yazdığım her şiirin mısrasına koyarak
Mazideki yılları ömre bedel sayarak
Döndün bir yaz akşamı gözlerim harelendi…


Güner Hacısalihoğlu / 02082020
www.kafiye.net


Tarih 5 Ağu 2020 Kategori: Benal ÖZÇELİK

GİTTİ DEDİLER

GİTTİ DEDİLER


Eski dostları gördüm
Bu iş bitti dediler
Umutla seni sordum
Çekti gitti dediler

Hayır olamaz dedim
Bu aşk solamaz dedim
Yarım kalamaz dedim
Çekti gitti dediler

Dinlemedi sözümü
Güldürmedi yüzümü
Kim çekecek nazımı
Çekti gitti dediler

Kederli günüm ayım
Dert çekmede ustayım
Düğün bayram yastayım
Çekti gitti dediler

Kanıyor yaram gayrı
Ben nasıl saram gayrı
Bu şehir haram gayrı
Çekti gitti dediler


BENAL ÖZÇELİK
www.kafiye.net


Tarih 5 Ağu 2020 Kategori: Fəridə Köçərli İbrahimova

Axı nə biləsən

Yorulmuşam yorulmaqdan…


Axı nə biləsən

Axı nə biləsən yorulmaq nədir;
Ruhu sıxılanlar görməmisənsə.
Bilmərsən ürəkdən sarsılmaq nədir
Şirin əkib, acı dərməmisənsə.

Axı nə biləsən yorulmaq nədir;
Güllü xəyallarla yatmamısansa.
Sevinci gizlədib, deyiblər qəmdir…,
Qismətlə barışıb, atmamısansa.

Axı nə biləsən yorulmaq nədir;
Hər il dərd kələfi sən çözləməsən.
Araya sədd çəkən ,,dagları” bir-bir,
Yuxunda fəth edib, yol düzləməsən.

Axı nə biləsən yorulmaq nədir;
Su agun olmasa,yeməyin bogma.
Vicdanın boynuna salmasa kəndir,
Ürəyin dag olmaz, Vətənin dogma.



Fəridə Köçərli.
02.08.20.
www.kafiye.net


Tarih 5 Ağu 2020 Kategori: Metanet Duyĝulu

QARDAŞLIQ ÜÇBUCAĞI.

QARDAŞLIQ ÜÇBUCAĞI.



Türkiyə.
Əzəldən lərzə salıb,
Tarixin yaddaşını.
Qoymayıb terorizmin,
Daş üstündə daşını.

Bu şücaət bu cürət,
Atatürkdən gəlibdir.
Nərəsi düşmənlərin,
Sinəsini dəlibdir.

Haqq, ədalət səsini,
Hər an ucaldıb göyə.
Arxa dayaq olubdur,
Qardaşına Türkiyə
.


Azərbaycan.

Dostuna dost olubdur,
Düşməninə amansız.
Qılıncını çəkməyib,
Düşmən üstə zamansız.

Hər qapısın döyənə,
Süfrə açıb deyib can.
Canını qurban verib,
Yaralı Azərbaycan.

Kürəyini söykəyib,
Hər zaman qardaşına.
Bax beləcə yazılıb,
Tarixin yaddaşına.


PAKİSTAN
Qaldırıb yüksəklərə,
İslamın bayrağını.
Qazanıbdır Tanrıdan,
Hər zaman dayağını.

Döndərib leysan, selə,
Düşmənin göz yaşını.
Qoruyubdur hər zaman,
Dostunu, qardaşını.

Canını qurban verər,
Dost yolunda hər bir an.
Qardaşa qardaş olar,
Şir ürəkli Pakistan.


QARDAŞLIQ ÜÇBUCAĞI.

Bu gün yüksəlib göyə,
Üç bayraq, üç ay -ulduz.
Kəsilib bir süfrədə,
Halal çörək, halal duz.

Bəzəyib səmaları,
Mavi, yaşıl qırmızı.
Tarix yazdı köksünə,
Qürurla adınızı.

Sizinlə sönəcəkdir,
Terorizmin ocağı.
Tanrı sizi qorusun,
Qardaşlıq üçbucağı.



Müəllif.M.Duyğulu.
O4.08.2020
www.kafiye.net


Tarih 27 Tem 2020 Kategori: Mubariz Hüseyn

CANI VAXTINDA QORUYUN

CANI VAXTINDA QORUYUN

Ömrə güc gələn dərd duranda üzə,
Həyacan keçirib, Ey can qoruyan!
O ki, sızıltıyla verdi biruzə
Məhəl yetirməyib olmadın duyan.

Bədəndə gizlicə məkan seçsə də
Dərd, bəla heç zaman gəlmir xəbərsiz.
Saymırıq can yeyib, qandan içsə də,
Ağıl işlədirik qalsaq çarəsiz.

İbrət götürməyib vaxtsız gedəndən
Canın qayğısına biganə qaldıq.
Kamil dərs alaraq zərər edəndən,
Peşiman yaşama vəsiqə aldıq.

Ey insan, qoruyun, ömrü əbədi
Səhvlər ucbatından getməmək üçün.
Sökülüb dağılsa tale məbədi
Üzülüb, təəssüf etməmək üçün.




Mübariz Hüseyn Borçalı
www.kafiye.net


Tarih 27 Tem 2020 Kategori: Təvəkkül Goruslu

ƏRİMƏSƏLƏR

ƏRİMƏSƏLƏR

Bu zaman, bu məkan bizi alsa da,
Zaman həmin zaman, məkan fərqliydi.
Dünyamız eyniydi, bəşər həmindi,
Birimiz qərbliydi , biri şərqliydi.

Qaçqınlıq, köçkünlük olmasa heç vaxt
Mən səni, sən məni görə bilməzdik.
Faciə olmasa eşqin bağından,
Nə çiçək, nə buta dərə bilməzdik.

Bu eşqin çəkisi yaman ağırdı,
El – oba boydasa, yurda tən gəlir.
Bir ali qüvvəmi bizi çağırdı,
Sevgidən sonramı el, vətən gəlir?

Demək ki, torpaq da sevilsin gərək,
Sevgidən, sevdadan yoxdur ötəsi!
Dünyaya olmasa Tanrı sevgisi,
Olmaz materiki, olmaz qitəsi!

Biz sonda görüşən dağlar kimiyik,
Dağlar görüşməzələr yeriməsələr.
Bətnindən günəşin doğan kimiyik,
Ulduzlar qovuşmaz əriməsələr!



Təvəkkül Goruslu. 24 07. 2020
www.kafiye.net


Tarih 27 Tem 2020 Kategori: Metanet Duyĝulu

OD, SU VƏ VİCDAN

OD, SU VƏ VİCDAN

Bir gün, od, su və vicdan,
Olaraq çox mehriban.
Dostluğa verib qərar,
Söhbət etdi o ki var.

Dostlar dedi biz gərək,
Bir az da dərk eyləyək.
Əgər ki, itgin olsaq,
Bəs sizi hardan tapaq?

Od söylədi, siz məni,
Bax bu yanan şöləni.
Bilin hardan taparsız,
Mən olmaram yuvasız.

Harda isti yuva var,
Orda tutaram qərar.
Gəzərəm hər ocağı,
Hər küncü hər bucağl
.

Su, odu eyləyib ram,
Söylədi aram-aram.
Dostlar, əgər məni siz,
Nə vaxtsa itirsəniz.

Taparsınız həyatda,
Bunu saxlayın yadda.
Sizə xəbər verərlər,
Məndən güllər çiçəklər.

Demək istərəm yəni,
Canlılar sevər məni.
Dostlarım asan tapar,
Nə qədər ki həyat var.

Növbə vicdana yetdi,
O, çox fikirə getdi.
Bir az susub dayandı,
Sonra birdən oyandı.

Dedi, əziz dostlarım,
Vəfalı qardaşlarım.
Yaxşı olar məni siz,
Heç də itirməyəsiz.

Məni saxlayın əldə,
Nə yerdəyəm nə göydə.
Əgər ki itirsəniz,
Tapa bilməyəcəksiz.

Mənsiz insanlıq olmaz,
Gözəl nəsil doğulmaz.
Olmaz abadlıq bir də,
Vicdan olmayan yerdə.



Müəllif.M.Duyğulu.
27.07.2020
www.kafiye.net


Tarih 27 Tem 2020 Kategori: Adevviye Şeyda Karaslan

Şoför Muhammed’in Büyük Aşkı Boynu Bükük Menekşe’si

Şoför Muhammed’in Büyük Aşkı
Boynu Bükük Menekşe’si

Geçtiğimiz hafta, cuma günü, Yiğit Başı Veli Ahmet Şemsettin Marmaravi Hz. mizi ziyaret ve ilaçla soygun ve katliam davama destek arayışı için gittiğim Manisa’dan döndüğüm akşam saatiydi. Veterinerden tedavisi bitmiş yavru kedimi almam, üstelik zaruri mutfak alışverişi de yapmam gerekiyordu.
Eve dönüş için aradığım genç taksi şoförünün yüzündeki derin keder, onca yorgunluğuma rağmen gözden kaçacak gibi değildi.
Yol üzerindeki karpuzcudan benim için karpuz seçmesini rica ettiğimde, seçeyim ancak ben hiç anlamam, ben meyve yemem deyişi de annesine küsmüş bir çocuk kırgınlığındaydı. Belli ki ciddi bir sıkıntısı vardı.

Aaa! Bu meyvenin bolluğunda niçin yemiyorsun? Sen de çay-sigaracısın o halde diyerek konuşturma yolunu açtım. Evet cevabından sonra sigaranın zararı, ona verilen parayla bol meyve yemenin güzelliği öğüdüme, haklısınız ancak benim için şu an mümkün değil, benim derdim çok büyük diyerek daralmış yüreğindeki acısını dökme ihtiyacını ifade etti. Hayırdır, ne derdin var evladım sorumla da ağlamaktan beter, hüzün sağanağı bir halle derdini anlatmaya başladı.

Bu esnada aklımdan Sabri Tandoğan hocamın, ben sadece beş dakika yolculuk yapacağım bir taksiye bindiğimde dahi, acaba bu taksici için nasıl faydalı olabilirim diye düşünürüm, muhteşem insanlık örneği cümlesi geçiyordu…
Genç taksici, ümidini yitirmiş bir aşık çaresizliği içinde üç yıl önce evlendiği ve ertesi gün boşanmak üzere mahkemeleri olduğunu söyledi. Üzüntüsünden eşini ne çok sevdiği, boşanmak isteyenin kendisi olmadığı çok bariz anlaşılıyordu. Sorun neydi evladım, sana zulüm mü ediyordu yoksa, üzülme öyle ise tesellime verdiği cevap yaşadığım duygu sağanağını hepten coşturdu.

Bizimki çok farklı bir şey anne diyerek devam etti anlatmaya. Meğer çok sevdiği eşi anne babası ayrılıp başkalarıyla evlendiği için yetiştirme yurduna verilmiş, yurtta kalma yaşı dolunca da şoför gençle evlenmiş öksüz-yetim bir boynu bükük imiş.
Çok aşikar olan sevgi dolu bir eşe ve üstelik anne babasının da kızımızsın diyerek bağırlarına basmış oldukları halde; çocukluğunda hiç yaşayamadığı mutlu aile ortamı yaralarını deştiği, anne özlemini körüklediği için belki, ben boşanmak, özgür olmak, anneme gitmek istiyorum diye tutturmuş…

Teselliye söz bulamadığım, şoför gence mi, mutluluğu hazmedemeyecek derecede aile özlemi açlığındaki genç eşine mi üzüleceğimi bilemediğim anlarda duyduklarımla, baştan beri dolu dolu olan gözlerim dayanamayıp incilerini dökmeye başladı.
Genç adam, ertesi gün kendisini boşayacak, terkedecek olan eşini anlayabilmeye çalışıyor, ne insanlar var, içip içip karısına eziyet, hakaret ediyor, onlar bile terketmiyorlar. Geçen gün ceza evinden bir müşteri aldım, beş yıldır beklemiş eşi, evimin direği, kocam deyip ağlayarak boynuna sarıldı diyerek kendi talihsizliğine kahrediyordu.

Eşinin aile hasretiyle yetiştirme yurdunda büyümüş, aile ortamının yaralarını deşmiş olmasının asıl sebep olabileceği gibi sözlerle teselliye çalışırken genç adam; vallahi anne ben elimden geleni yaptım, otobüs biletini alırım, cebine bir süre yetecek harçlığını koyarım, hatta ona verdiğim şirketin hattı olan telefonumu da dört ay daha kullanmaya devam etsin, daha da birşey yapamam insanlık örneği sözleriyle; aynen kendisini terkedeceğini hissettiği çok sevdiği eşinin ayakkabısı içine bütün parasını ve gittiğin yerde kendini ezdirme muhteşem notunu koyan büyük ozanımız, Aşık Veysel’imiz gibi Adem’liğini, adam gibi adamlığını sergiliyordu…

Duygu sağanağında yüzerken, yaralı, hasta yüreğimi onikiden vuran, insanlık ve Aşk adına umutla dolduran, taşkın çaylar gibi coşturan muhteşem cümlesi acıyla döküldü dudaklarından genç şoförün. “Üzüntüm, acım birşey değil anne, bir zalimin eline düşer diye çok korkuyorum!..”

Artık ne desem yetersiz, kelimeler kifayetsizdi. İçinde bulunduğumuz ahir zaman hengamesinde bunca insanlık örneği yanında, heves olmadığı için üç yılda bitmemiş, gerçek aşkın varlığı hazine değerindeydi…
Gözyaşları içinde hayır dualar ve örnek davranışı için onure ederek teselliye çalışırken evime yaklaşmıştık. Son cümle olarak, güzel evladım benim, çok güzel düşünmüşsün, sana son bir güzellik önerim olacak. Eşinle vedalaşırken ona, eğer pişman olursan ben buradayım, bekliyor olacağım dermisin dedim. Acı içindeki yüzü iyice buruştu, yok anne, o kadarını yapamam dedi. Bence yapabilirdi. Benim kırık gönlüm o boynu bükük, neye ihtiyacı olduğunu bilemeyen genç kadının böylesi insan, aşık eşi terkettiği için pişman olacağını söylüyordu. O esnada aklımdan, koyu bir radyo sevdalısı, radyo çocuğu olmam sebebiyle radyodan dinleyerek çok sevdiğim şarkının sözleri geçiyordu…

“Pişman olurda bir gün
Dönersen bana geri
Gönül kapım açıktır
Çalmadan gir içeri
Sana sevgiler sonsuz
Henüz geç değil zaman
Gönül kapım açıktır
Çalmadan gir içeri”

Artık bu şarkı sözü yazarı gibi yüce gönüller kalmadı mı acaba tedirginliği kırık gönlümü sızlatıyordu…

Az sonra yine hayır dualarla taksiden indiğimde kucağımda farkettiği yavru kediyi sevdi. Alışveriş poşetlerimi, yolda seçip aldığı karpuzlarımı da evimin kapısına kadar taşıyıverdi Allah razı olsun. Bahçedeki yavruları görünce duygulandı. Hepsi senin mi anne dedi. Sevgi- merhamet timsali gönül güzelliğini iyice ispatladı. Gönlümün tüm enerjisiyle en güzel dualarımı alarak, içini dökmüş olmakla bir nebze rahatlayarak veda etti. O akşam aklımda ve dualarımda isimlerini bile bilmediğim bu genç çift vardı…

Bir hafta sonraki, yine cuma günü, beş gündür bende olan anne- babamı Alaşehir’e, evlerine götürüp döndükten sonra, iki hasta yavru kedimi veterinere bırakmam ve Ankara’dan gelmiş olan bir kardeşimle buluşup Taptuk Emre – Yunus Emre türbesine ziyarete gitmem gerekiyordu. Aynı taksiciyi çağırdığımın farkında değildim. Evet, aynı kara yağız gençti ancak bu kez yüzünden kederler akmıyor, tam tersi adeta güller saçılıyordu. Mutlu olmasından aldığım cesaret ve merakla ne yaptınız, mahkeme oldu mu dediğimde bu kez sevinçle anlatmaya başladı genç adam.

Evet anne, boşandık, ancak bu sabah döndü. Aynen senin dediğin gibi pişman olmuş eşim, annesine giderken yol boyunca ağlamış. Ona verdiğim telefonla bir sayfa mesaj döşenmiş bana. Beni çok sevdiğini, kaybedince değerimi anladığını, hemen dönmek istediğini yazmış derken gördüğüm dünyanın en mutlu adamıydı. Ve bu mutluluk gösterdiği insanlık örneği davranışla onun eseri ve inşallah sonsuza dek hakkıydı…

Oraya kadar gitmişken üç beş gün kal, annenle hasret gider sonrada bir daha bizi böyle üzmemek şartıyla dön demiş eşine aşık adam, hakiki Adem...

O beş gündür hasta anne- babaya hizmet, yavru kedilere bakım, şifa arayışı gibi hayırlarla dolu cuma gününde, üstelik Ankara’dan gelmiş kardeşime de şifaya vesile olmuş olmanın sevinciyle, yasaklar nedeniyle uzun zamandır ziyaret edemediğimden çok özlediğim Taptuk Emre – Yunus Emre türbesine gidecek olmanın heyecanı içinde aldığım bu sevinçli haber, insanlık adına, aşk adına deli gönlümü zapdedilemez derecede coşturdu. O akşam üzeri türbede yaşadığım aşk dolu anların, hatta dönüşte bütün gece devam eden, yatağa bile giremediğim duygu sağanağının, engellenemez yüksek enerjinin bir sebebi de buydu.

Sevincimi ve daim olması hayır dualarımı ilettiğimde taksiden inme vakti gelmişti. Çabuk eşinin adını söyle bana dediğimde öyle bir “Menekşe! “dedi ki o güzel çiçeğin güzel adı hiç bu kadar güzel, içten söylenmemiştir eminim. Kendi adını da söyle dedim devamında. Muhammet dedi.

Adı güzel, kendi güzel sevgili peygamberimizin, Muhammed’imizin adıyla şereflendiği gibi, ahlakıyla da süslenmiş olan bu güzel genç adamla defalarca karşılaştıran yüce Rab’bimiz, içinde bulunduğumuz ahir zaman hengamesinde çok ihtiyacımız olan bu güzel örneği de yazmamı murad etmişti illa. Ve yazımın adı belli olmuştu. Şoför Muhammet’in büyük aşkı, boynu bükük Menekşe’si…

Her iki cihan saadeti olsun. Sayıları artsın. Hayatı hırsları, egolarıyla kendileri ve aileleri için cehenneme çevirenlere örneklikle hayra vesile olsun. Amin Ya Rab’bi!..



Adevviye Şeyda Karaslan
20 Temmuz 2020
www.kafiye.net