Kategoriler

Arşivler


Tarih 27 Ağu 2022 Kategori: Hüseyin DURMUŞ

Siz Siz Olun, Dikkat Edin!

Siz Siz Olun, Dikkat Edin!

Bir gün bir şiir dinletisinde bir sair karşılıklı diyoglu geçen konusmalarda; Fransızca, İngilizce ve Arapça olarak ercume yapan konuşmacıya, dinleyicilerden bir şair soru sorar.

– Maşallah hocam. Çok iyisiniz, çok harikasınız. Bilmediğiniz konu yok, dil yok. Çok güzel konuşuyorsunuz. Acaba sizin bilmediğiniz bir şey var mı?

Olmaz olur mu? Ben namussuzlugu, kadın ve çocuk dövmesinibilmem. Ben hırsızlığı, dolandırıcılığı, sahte yapmadıkları, vatan hainliği, İnsanları satmayı, adam öldürmeyi, tehdit etmeyi bilmem. Dahası mı birinin emeğini çalmam o kişiye saygı gösteririm. İnsanları dolandırmam. Sende bunlardan biri var mı yoksa?

Evet sevgili dostlar. İnsan çalışınca, birde doğru olunca çok keyifli işler yapar. Ancak siz siz olun soracağınız sorulara dikkat edin. Yoksa hiç ummadığınız bir soru ile karşılaşırsınız. Benden söylemesi. Güzel bir gün geçirmeniz dileğimle.

Saygılarımı sunuyorum.

27.08.2022 / Cumartesi/ Karabağlar

Hüseyin Durmuş

Emekli edebiyat öğretmeni

Şair yazar

www.kafiye.net


Tarih 27 Ağu 2022 Kategori: Aslı Altun

KUŞLAR

KUŞLAR

Kuşların ötüşü gelir ötelerden.

Toprak kokusu sarmış bedenimde.

Ağlar atılmış mercan kokulu denize

Yeşilin maviye çaldığı alabora renginde.

Bir tebessüm görülür gizlice.

Yıldız misali gözler parlar enginlerde.

Ateş alevi parlar aksi düşmüş aynada.

Nerde saklıdır bilinmez bu gizlilikte.

Şittt sakın durma bu çığlık sergisinde.

Muammanın yersiz bir sihri vardır eldeki çizgide.

Anlamların anlamsız,
Anlamsızların anlamlı
Olduğu yerde duramaz o duvardaki perde.

Çizgilerin ötesinde bir ötesizlik kaplar içreni.

Akşamların karanlığı çöktü desende,

Aydınlanma yaşarsın iç benliğinde.

Fırtına viran etsede gönül evini,

Bir yıldız basacaktır derinlikteki gözlerine.

Titreyişlerin dahi ürperdiği bu yerde,

Lisanın susamışlığı götürür derinlere .



Aslı ALTUN

Kemalpaşa

www.kafiye.net


Tarih 27 Ağu 2022 Kategori: Aslı Altun

Hayat Denen

Hayat Denen



Artık hayat denen Tekne çok sıkıcı. Umarsız, rahat, kalpsiz, sevgisiz ve saygısız halleri, bencilliği ve daha sayamadığım bir sürü şey yalgın kıyıların dibine sürükler.Kimi görsem kör,kimi görsem sağır.İnsanlık merhalesi kalmamış bu alemde.Dünya telaşı doldurur ceplerini.Bir bir dökülen inciler kimsenin umurunda değildir.Yanlış doğru birbirine geçmiş bir karmaşa, Yağmur yıkayamaz üstlerindeki kötülük kokusunu.Dünyanın en şahanesi bile tutamaz ellerini.Dizlerin bağı kaçmış, gözlerin izi derinlere saklanmıştır.Her gun saklambaç oyunu, körebe tohumu saçılır .Eskidendi insan denilen varlığın güzelliği.Nicesi gösteriş,para pul, göz boyama.Dostlukmuş ,sevgiymiş ara da bul… Yapmacık gülüşlerin, çıkarcı duruşların, yalancı baharın dozajı arttı da arttı.İsin komiği de susmanın saflık olarak görülüp karşındakinin her şeyi yuttu görülmesi.Sukut etmek asaletten gelir halbuki.Yersiz seslenişler boş teneke tıkırtısıdır.Hani bir de dengede durabilmenin zevki yok mu karşıda kendini akıllı zanneden kişide.Neyin sevinci,neyin zaferi bu?

Kendi kendine kazdığı kuyunun kaldığını ve derinlik rüzgarını savurduğunun farkında mısın?

Eyyy kendini insan zanneden ,sahte gülüşlerin ve sahte sözcüklerin arkasından çık. Sükunetteki fırtınanın esmesi yakındır bu çağda…


Kemalpaşa

Aslı ALTUN
www.kafiye.net


Tarih 27 Ağu 2022 Kategori: Aslı Altun

Acı Çöreklenir Yüreğine

Acı Çöreklenir Yüreğine


Acı çöreklenir yüreğine

Bir mayhoşsundur durduğun yerde

Alemler barındırırken içren

Barındırmaz alem seni bir santim

Güller göz süzerken tepelerden

Hıçkırık boğuyor alabildiğine

Engin yokuşlar karşılarken yoksunluk bulvarında

Hüzün çanağı vuruyor

Kalabalıklar içinde yalnızlık mıdır

Senlik sepetini attıran.

Yağmur kokusu çekerken telveseni

Bir nümayiş kopuyor dalyanlarda

Kör kuyularda biriktirdiğin erguvanlar

Çekiştirir kulaklarından

Bu sözcüklerin ne sonu var ne de başı…

Alabildiğine at kendini bilinmezlik duvarından.



Aslı ALTUN

Alanya
www.kafiye.net


Tarih 27 Ağu 2022 Kategori: Aslı Altun

Gönül Senin İçin Nedir?

Gönül Senin İçin Nedir?


Gönül senin için nedir?

Bir alem yoksa alemleri barındıran bir kap…

Hangi dağın bağı ya da hangi çiçeğin tortusu.

Asrın misk kokusu mu

Deniz aşrılar ötesi mi

Güllerin tikeni ya da bülbülün sesi

Ey gönül nedir çektirdiğin

Yağmur kokusu sinerken gözlerine

Derinlik alır bilinmeyen bulvar derdine

İnsanlık unutur da nereden geldiğini
Dalar tozpembe hülyaya.

Geçici zevkler peşinde
Kul köle olan insan unutur an denilen tecelliyi

Her cuma bir sesleniş,
Bir hatırlatma, tebliğdir sana

Şimdi sen de bunu okuduğuna göre

Çık yalan rüzgarların koşuğundan
Ve kır benlik kabuğunu

Sonsuzluk yoluna dal…

Cumanız mübarek, gönlünüze ferahlık
Ve gözünüz ebediyete açılması dileğimle.


 HAYIRLI CUMALAR



Aslı ALTUN

www.kafiye.net


Ev temizliği

Ev temizliği



Hantı-Mansıysk. Yılbaşı öncesi Vera ana ile kiracısı Aytolkun ev temizlemeye başladı.Gerçeği her şeyi Aytolkun yapıyordu, Vera ana ise üç yıldır zar zor yürüyor. Sadece tuvalete gidiyor ve yıkanmaya gidiyor. Aytolkun’un çok hoşuna giden yeni kavram “gereksiz eşyaları atmaktır”

Eskiden Yılbaşı öncesi memleketine gidiyordu. Anne-babasının evini temizliyordu. Eşyaları ayırıyordu, gereksiz, fazla eşyaları atıyordu,yakıyordu. Bundan çok zevk alıyordu. Bir keresinde babaannesinin eski, delik delik olan beldemcisini(kırgız halkının milli eteği) yakmıştı. Babaannesi kendi beldemcisinin külünü görüp evdeki herkese ve komşulara şikayet etmişti.

-O, Yüce Allahım! O benim sevdiğim beldemcimi yakmış, ben onsuz hayatımı hayal edemem!

-Hangisi?- herkes acıyarak sormuştu.

-Benim mavi beldemcim. Şimdi ne yapacağım?

-Sizin başka beldemciniz var?Örneğin, siyah kadife…

-O yenidir! Ben yeni kıyafet giymeyi sevmem! O beldemci sandıkta kalsın, onun yeri sandıktır! Yeni kıyafeti bulmak kolaydır, eskini ise bulmak zordur. Benim sevdiğim eski beldemcim eski ceketten dikilmiştir. Ceketi ise sağlam mavi perdeden dikmiştim, hatırlıyor musunuz?

Tabii, o mavi perdeyi kimse hatırlammıyordu. Çünkü o ceketin yaşı onlardan da büyüktü. Beldemciyi bile kendi çocukları hatırlamıyordu. Sadece maya istemeye gelen aynı yaştaki komşusu çay içerken şikayetini dinlemişti ve hatırlamaya çalışarak eski arkadaşını görmüş gibi gözleri parlayarak bağırmıştı:

-Hatırladım. Sen onu hiç üzerinden çıkarmıyordun. Senin onunla uyuduğunu düşünüyordum. Rengi giden, yırtık?

-Evet,evet!- diye sevinmiş yaşlı kadın. Zaferle Aytolkun’a bakıyordu. Adalet oluşacağını bekleyerek ve torununa karşılık gösterebileceğine sevinerek arkadaşına bakmıştı.

Arkadaşı ise ses çıkarmadan yemeye başladı ve karnını doyurduktan sonra şikayetçiye bakarak:

-Gerçekten? Aytolkun doğru olanı yapmış. O mavi beldemciyi kendim yok etmeyi hayal etmiştim, ama cüret edemedim. Kız ,çak bakalım!Cesaretin için! Kahramanlığın için! Çok rahatladım!

Ama babaanne bir çok eşyayı kurtarmaya yetişmişti. Direkt ateşten eski tuşkiyizi(el yapımı duvar halısı), crimlene palto, birkaç rengi gitmiş başörtüsünü çıkarmaştı.

-Ben duvar halısını gaz yağı lampa ışığında dikmiştim. Nasıl elin kalktı anlamıyorum. O Yüce Allahım! Ona ceza verme, o ne yaptığını bilmiyor. Allahım, sen ona büyüklere saygı göstermeyi öğret!

Aytolkun’u kızdırdığı zaman ev temizlemeye girişirdi! Böyle durumlarda eski ve artık kullanılmayan eşyaları bulmazsa sakinleşemezdi ve “bunalımlı” ve “sıkıcı” eşyaları keşfediyordu. Bu gibi durumlarda ailesi çok eşya bırakmaması için gözünün içine bakıyor, her türlü nefis yiyecekleri teklif ediyor. Bir de onun gibi kimse ev temizlemez ki!

Yalnız kurt kimseyi yardıma almıyordu, evdek eskidenki kirli sayılmayan her şeyi parlayana kadar temizliyordu. Eşyaları yıkıyordu, ütülüyordu. Evi temizledikten sonra Aytolkun babaannesini ve anne-babasını iyi ütülenmiş giysiyle yeni temizlenmiş divanda otururken görüyordu. Babası pantalonunun kat yerini bozmaktan korktuğundan oturmak bile istememişti. Ama Aytolkun herkese oturma ve hareket etmemek emrini vermişti. Sıra halinde oturan yakınlarına bakarak her gün kullanmak için bulaşık setini, kristalı çıkarıp onlara söyledi:

-Niçin siz sadece bayramlarda ve misafirliğe giderken şık giyiniyorsunuz.Evdeyken de güzel giyinmek gerekir, giysileri ütülemek gerekir- diye kurallarını belirliyor…Yılbaşından sonra Hantı-Mansiysk’iye işine dönüyor.

Ev temizliğinin tam ortasında Vera ana bir şeyler yemeyi teklif etti. Aytolkun’un içki içmediğini bilmesine rağmen iki kadeh vodka koydu:

-Dursun böyle, sana engel mi oluyor? Yalnız içecek değilim…

İki kadehi atıştırmalıkla ve biraz dinlenerek içti.-Ben kendim için, bakıcı için,kiracı için içiyorum!Bu kadar iyi kalpli insanı görmek de varmış kaderinde! Bak, söylesene, bu hayatta senin için içen var mı? Yok! Evet, bunu diyorum! Demek ben senin ruh eşin oluyorum!

Aytolkun temizlik yaparken Vera ana bir çok aşamayı geçer, “annesinden” “ yaşlı tefeciye” dönüşür. Bir saatten sonra Vera ana yarım yıllık kirayı hemen şu an ödemesini istiyor, kendinden faiz oranıyla ödünc alıp kira ödemesini söyler. Ev temizliği sürecinde çok az şey atıldı, sadece yirmi eşya.Aslında kurallara göre yirmi bir eşya atılması gerekirdi. Aytolkun’u çok şaşırtan durum: her zaman dolaptaki üç litrelik kavanoza sıra geldiğinde ev sahibi alınıyordu:

-Ona dokunma! Kalsın öyle!

Ancak tertemiz evde,işlemeli ve kolalanmış masa örtüsüne salatalık ve domates turşusu koyukduktan sonra bayram öncesi belirtileri görünür:

-O kavanozu getirsene!

O kavanozu kucaklıyor ve feryat eder:

-Canım benim! Seninle beraber Yılbaşı kutladığımızı hatırlıyor musun? Sen armonika çalmıştın, ben de şarkı söylemiştim ve dans etmiştim. Sen nasıl yiyordun ya? İştahla yiyordun! Salatalık senin dişlerin arasında çıtırdadığında kalbim öyle atıyordu ki?

-Vera ana!

-Beni kızakla gezdiriyordun?- diye Vera ana üç litrelik kavanozu öperek devam etti.

-Oradan cin mi çıkması gerekir?- diye Aytolkun kavanoza Aladin’in lampası gibi bakarak şaka yaptı.

-Ölmüşse oradan nasıl çıkar. Burada sadece k –ü -l var. Sadece o-n-u-n külü var!

Aytolkun kafası karıştığından kendine gelmesi için kendini çimdikledi.

-Cin öldü mü?

-Benim kocam! İvan altı yıl önce vefat etmişti.Onu yaktılar ve verdi, onu gömmeye hiç elim kalkmıyor. Kışın toprak soğuktur,ayaz soğuğuna dayanamaz. Yazın avluya gömmek gerekirdi, elim kalkmıyor: sonra soğuğa nasıl çıkarım. Evde gözümün önünde onurlu yerde durması iyidir-diye dul kadın “kocasına” sarıldı ve öptü.

Aytolkun dibinde bir avuç kül kalan kavanoza baktı da:

-Çok azmış ya, belki yarım litlelik kavanoza koyalım?- dedi. Kızın kafası “gereksiz eşyaları atmakla” meşguldu.

– Hayır! Yarım liklerelik kavanozda hava azdır! Dolaba koy da, dokunma! Atmayı düşünme bile!


Gulnar Emil
www.kafiye.net


Unutulmuş hayal

Unutulmuş hayal



Sonunda biz ablam ikimiz boğucu sıcak şehirden Isık-Göle gidiyoruz. Taksiye bizimle hasta kadın da bindi, o ara sıra inliyordu ve iç çekiyordu. Biz ona ne olduğunu sorduğumuzda merkeze hastenye geldiğini ve sıcak nedeniyle Bosteri’ye evine döndüğünü anlattı. Biz kızkardeşimle beraber haykırdık:

-Doğru yaptınız!

Gerçekten bunaltıcı günlerdi, bütün millet sıcaktan kurtulmak için şehirden göle kaçıyordu. Biz önceden özel pansiyondan oda ayırtmıştık. Bu bunaltıcı sıcakta ondan başka- neyi hayal edeceğimizi bilmiyorduk.

-Sadece ölmek kaldı, evde ölmeyip de nerede öleyim? Kalp krizi geçirmiştim. Şimdi ayaklarım da ağrıyor. Ostehondroz, radikulit acı çektiriyor. Her zaman başım ağrıyor..-kadın hastalıklarını saymaya başladı .

Ablam ikimiz kulağımızı kapatarak biri birimize baktık ve gülmeye başladık. Kadın durdu ve içini çekerek ağlamaya başladı ve mendiline sümkürdü.

-Teyze! Ağlamayın, lütfen. Her şey iyi olacak!-diye ablam avutmaya başladı. Hayatının son günlerini yaşıyor olan yüzü ve elleri kırışık olmuş, sönük ve ışığı kaybolmuş gözlü bu kadına acıyorduk. Kalın yün başörtüsünün içinde yine bir tane başörtü vardı. O başörtüden ise daha çok ayakkabı bağcıklarına benzeyen kırlamış iki örgülü saç görünüyordu. Sıcak olmasına rağmen kalın giyinmiş. Görünüşüne bakarsak 85 yaşında gibi. Onu nasıl avutacağımı bilmediğimden şaka yaptım:

-Teyze, gel bizimle pansiyona! Müzikle öleceksin! Dans ederken öleceksin!

Ablam bana onaylamayan gözlerle baktı:

-Şakan-kara mizahtır…

Kadın yolda ses çıkarmadan gitti. Sadece inlemesini ve içini çektiğini duyuyorduk. Şoför endişeyle ona bakıyordu. Pansiyon önünde durduğumuzda kadınla vedalaşacakken, benim elimi tuttu:

-Anlaştık. Ben burada kalacağım. Hastane için biriktirdiğim ve oğullarım verdiği para var.Eve dönmek istemiyorum. Gereken olsun, pansiyonda kalacağım…

Teyze için ayrı oda kalmamış, ama sünger yatak verdi.Böylece üçümüz bir odada kaldık. Sünger yatak benim için olduğunu anladığımdan yeni babaanneyi yatağa yerleştirdim.

Göle dalmanın ortasında ablamız ikimiz odaya teyzeye geliyorduk. Ablam ona beden masajı yapıyordu. Ben de yapabildiğim kadarıyla yüzüne masaj yapıyordum. Bu iki saat sürüyordu.

Babaannemin vefat ederken bir bardak kahve istediğini hatırlayarak bu kadına bakıyordum. Ölmeye hazırlanıyor, onun son istediği ne olduğunu merak ediyordum. Benim babaannem ise varlıklı kadındı,bir bardak kahve içebilirdi.Oğullarının birinen istemişti ve ölmeden önce zevkle içmişti.

Ben sormaya başladım, ablam ise not defrerini aldı da yazmaya başladı.

-Teyze, siz ölmeye hazırlanıyorsunuz… Sizin son isteğiniz nedir?

-…

-Tamam… 100 istek olsun. İlk sırada nedir?

-Kova!..-dedi ana

-Niçin kova?

– Sadece onun olmasını istiyorum.- diye soğukkanlı cevap verdi ana.

-Sizin kovanız yok mu?

-Var. Ama yine bir tane iyi olurdu…

Beynim bu bilgiyi anlamıyor ve ben söz verdim:

-Teyze, benim ambarımda yeni kova var. Ben onu size veririm. Şimdi ise,lütfen, siz yaşlı kadın olduğunuzu unutun!- sesim sertleşmeye başladığını anladım ve devam ettim.- Siz 20 yaşında ya 30 yaşında olduğunuzu düşünün!.. Ee?… Gözünüzü kapatın, eğer yardım ederse…

Kadın solgun gözünü kapattı ve birkaç dakika sessiz kaldı, sonra ıslanmış gözlerini açtı. Gülümseyerek:

-Gençken biz arkadaşımla şehri geziyorduk, füme balık ve sosis yiyorduk, bira içiyorduk…-dedi.

-Bu kadar mı?-diye ablam sordu da yazdı.

1.Kova

2.Balık

3. Sosis

4.Bira

Kadın önümüzde dersini çalışmayan öğrenci gibi aptalca bakarak oturuyordu. Biz ablamla en yakın dükkana gittik, gerekenleri satın aldık ve onun önüne balık, sosis ve birayı koyduk. Birayı bardağa koyup ona verdikten sonra ona bakıyorduk. Kurallarını kendimiz bile bilmeyen oynumuzu kadın kabul etti. Onun zevkle birayı içip ve önündekileri yediğini gördüğümüzden biz onunla yemekten vazgeçtik.Atıştırması bittikten sonra o kendi gençliğini hatırlamaya başladı. Açık yeşil gözlerinde sıcaklık oluştu.

-Ee?..-diye hatırlattım.-Devam etmemiz gerekiyor. Yine ne isteğiniz var?

Ana hayatı boyunca sevdiği şeyi değil de başka şeyi giydiğini, yediğini, yaptığını söyledi… Sadece yirmi istek zar zor yazabildik. Bu istekler ise: yemekler, cenazesi için gereken araç-gereçler, eşyalar, bulaşıktı…

On günlük tatilde onun istediği gibi iskambil oynadık, dilsiz, solak olarak numara yaptık, gece ve gündüz göle girerek pansiyonun kurallarını ihlal ettik, yüzünmüze maske yaptıktan sonra ve masajdan sonra doğu dansı organize ettik. Kadın ise fokstrot dansını öğretmeye çalıştı… Biz onun tamamen kırlamış saçını boyadık, yeni saç şekli yaptık.O ise kendine yekpare mayo ve hasır şapka satın aldı. Plajda gün batımını iszlerken:

-Günbatımı çok güzel olabilirmiş. Ben bu güzelliklere çok az bakıyordum. Hayat böyle küçük şeylerden oluşuyormuş..-dedi

Sonra durduramıyorduk. Kadın “Kripson” elma ağacını ekmek istiyor, haftada bir kere ata binmek istiyor, beş oğlunun her birine ev kurmak istiyor, Çin’deki torununu ziyaret etmek istiyor, Almanya’daki torununu ziyaret etmek istiyor, yaylaya havalı ciple gitmek istiyor, Amerika’yı, Fransa’yı, Japonya’yı… görmek istiyor.

Yaşlı kadının isteği 100ü de geçtiğinde ablam söyledi:

-Durun! Birileri ölmeye hazırlanıyordu? Yazacak yer bitti..

Kadın kırgın sesle cevap verdi:

-Ben sadece altmış iki yaşındayım…- dedi de üç tane yeni güzel defter satın aldı. Hepsi için.

Eve giderken bizi kucakladı ve numaramızı aldı. Evine ulaştıktan sonra bizi arayıp akrabaları ve komşuları sadece on gün içinde ne kadar gençleştiğine şasırdığını anlattı

ve sordu:

-Kızlar, kendi çocuklarım için de istek yazabilir miyim?

Kendimizi bu işi bilen insan hissederek ablam ikimiz,komşu kız için, balık satıcısı için da istek yazmasını önerdik. Yeter ki yaşasın…


Gulnar Emil
www.kafiye.net


“Ekmek”

                                 “Ekmek

Kızkardeşim ikimizin dar odamızda bir demir yatak, ders çalışmak için küçük masa ve iki tane bavul vardı. Kızkardeşim ev ödevini iyi yapamıyorsa kendimi suçlu hissederim. Bazen kız kardeşim ev ödevi yazdığında ben bavulun üzerine yazma işlerimi yaparım. Bavulun düz olmayan üzerinde yazmak hoşuma gidiyor-gezerek yazıyormuş gibi hayal ediyorum.  O yüzden mi, ben hayatım boyunca gezmiş gibi hisinden kurtulamıyorum? Sakinleşemiyorum. Bir yerde duramam, çok çabuk endişeleniyorum.

Ortak odadan dünden beri bir Rus yer aldı. Çok uzaktan- savaşın olduğu yerden gelmiş.  Annem mutfaktaki sandalyelere yatma kararını aldı. Yemek yapma işleri de çok azaldı…

-Ayna, Ayna, ekmek getir! Fişi unutmadan al!Kaybetme! Ekmeği yeme, ısırmadan getir! Duydun mu?…-diye annem konuşmasını bitirene kadar annem dikilen gri torbayı alarak koştum.

     Annemi anlıyorum. Biz bu ekmeği bol bol yemiyoruz ki, iki gün yememiz gerekir. O ekmeğin yarısını böler ve bize verir, yarısını ikinci güne saklar. Kendisi ise şehirdeki kanalı kazmaya gider.

 Bizim komşumuz da beraber çalışıyordu, ama açlıktan vefat etti.  Ben anneme: “Sen ölme, lütfen”-diye yalvarırım. Şimdi ise o subay da gelmiş, sadece o eksikti…


Ekmek almaya  gelenlerin çokmuş. İyi ki annem erkenden git demiş. Sıram gelene kadar  tabanımla orompoy  (oyun) çizdim,  atlayarak oynadım. Kızkardeşim belki ağlıyordur , acıktı ya… Sıram gelmiyor, ben suçlu değilim ki. Onun açlıktan ağladığını görmüyorum şu an, bu ise iyi..Son günleri kendimi üzmemeyi, kalbimi ağrıtmamayı, acımamayı , dikkat dağıtmayı öğrendim. Ben de acıkıyorum, başım ağrıyor, ama annem iş verirse, evden hemen çıkarım. Temiz havada, dikkat dağıttınca acıktığımı unutuyor gibiyim…

Sonunda benim sıram geldi, fişi verdim, karabuğday ekmeğini gri torbama koydum. Yine bir kere orompayı atladım, sonra eve doğru koştum. Yolda yini çizilmiş orompaylar varmış. Ne kadar görmezden gelip geçmek istesem bile  ayaklarım yürmüyor, gidemiyorum, atlatım. Yine…yine..yine bir kere

Açlıktan midem zil çalıyor!Kucağımdaki torbadan ekmeğin güzel kokusu geliyor, burnum gelen o güzel koku! O ekmeği aldım da yalamaya başladım. Bütün ekmeği yaladım. Ekmek bütündür, koparmadım, ısırmadım. Ama ben karnımı doyurdum. Sadece ben mi böyle akıllı? Tamam, eve gideyim. Anneme torbayı verdim ve kardeşim ikimizin odamıza gittim.

-Ayan! Gel buraya?-diye annem yazmakta olan konağın yanında kibarca çağırdı. Mutfakta doğru koştum. Annem hiç bir şey demeden yüzüme tokat attı. Sonra alçak sesle:

-Bunu neden yaladın, tükürük içinde kalmış?!-dedi ve aynı zamanda işaret parmağını dudaklarına koydu. Ses çıkarma, ayıptır anlamındaydı. Zaten ses çıkarmayacaktım, küsmeyecektim. Sadece “nasıl öğrendiğini” merak ederek kendi odama gittim. Kardeşim bir az açılmış kapıdan seyrediyordu. Ben de seyretmek istedim.Bizim önümüzde Rus subay sırt çantasındaki konserve et, karabuğday ekmeği, tereyağını aldı da, hepsini masaya masaya koydu. Onları çakısıyla açtı, kesti, sürdü ve yemeye başladı. Kardeşim ikimiz kapı deliğinden daha çok eğilerek onun ağzına bakıyorduk.  O subay ise bizi farketti. Gözlerini faltaşı gibi açmış, ağzındaki çiğnemiş olduğu yemeği yutamıyor, bakakaldı. Böyle pozisyonda esmer ekmekten iki dilim kesti ve üzerine konserve et koydu da bize uzattı.


…Biz hareketsiz durduk. Annem: “Yanına gitmeyin, bir şey sormayın, konuşmayın” demişti.Rus bize iki eliyle iki dilim ekmeği uzatıyordu ve aynı zamanda ağzındakileri yavaşca çiğneyerek boğulmamaya çalışıyordu. Bir anda kardeşim kapıyı açıp Rusa doğru koştu. O adamın elindekini hemen kopardı da odamıza geri koştu. Durdurmaya yetişemedim.  Ben hemen kapıyı kapattım. Kardeşim ikimiz için hayatımızda hiç olmayan bir “bayram” oldu. Ben kapı deliğinen o adama baktım. Onun verdiğini hiç bir şey demeden yememiz ayıptı. Teşekkür edersem, annem duyacaktı ve dövecekti. Subaya gözlerimi ayırmadan bakıyordum…

 Bu adamın yaptığı muamelesi benim için insanlığın ve ilgi göstermenin en yüksek seviyesiydi. Benim için özlemiş olan baba sevgisinin örneğiydi. Açlıkta verdiği bir dilim ekmeğe değil de, savaşa gitmiş olan babamın unutulmakta olan görünümüne ihtiyacım vardı.Onun  huzur içindeki gökyüzüne benzeyen mavi gözleri gelecekte gideceğim deniz gibi, ben bilmeyen,tanımayan  alem gibi geldi…

İki gün sonra gitmek için hazırlanmaya başladı. Ben ondan göz ayırmıyordum. Farketmiştir… Giderken o benim burnuma işaret parmağıyla dokunarak  gülümseyip şaka yaptı:

-Şimdi ben “büyük seyahete” gidiyorum,- dedi

Küskünlüğümü belli ettim ve yüksek sesle konuştum:

-Ben de gideceğim. Ben de seyahet etmek istiyorum! Siz nereye giderseniz, ben de oraya giderim! Biliyorum, siz savaşa geri dönüyorsunuz, beni de götürün!

Annem tutmasına rağmen ben ağlayarak ona doğru koşmaya çalışıyordum. Savaşın ne olduğunu nereden bilirim ki? Kahrolası savaşla ne işim var, seyahet etmek istiyorum! Beni dağa,göle götüreceğim diyen babamdan çoktandır mektup gelmiyor… İçimdeki hasretle gökyüzüne bakıyorum ve yerdeki savaşa da kendimi suçlu  hissediyorum… Ben sadece on iki yaşındaydım.  .. Annemle kardeşim benim hüngür hüngür ağladığımı anlamadan bakakaldı… Onlar benim iki gece uyumadığımı bilmedi bile.  Benim ilk kere aşk olduğumdan haberi bile yok. Midem zil çalmasına rağmen, canım bütün alemi sığdırmaya hazırdı!

  • Sağ olursam, mektup yazacağım,- diye katıldı.

Bekledim. Yazmadı…

Gülnar Emil   14.05.2021.
www.kafiye.net


Кыргыз Поэзиясынын алпы,акын

Кыргыз Поэзиясынын алпы,акын-драматург,котормочу Алыкул Осмоновго болгон сүйүүм бала кезимден башталган.Мектеп программасына кирген баардык чыгармалары ырлары,котормолору менен ошол кезде жуурулушуп,ар бир чыгармасынын каарманы болуп,кайгырса кошо кайгырып,сүйүнсө кошо сүйүнүп терең сүңгүп ,сүйүп окуйт элем .

Ата-Журт десе Алыкул деп түшүнүп ,чындап жол карап тургандай сезилээр эле.

Акындын ар бир чыгармасы элестүү жазылып,чыгармаларынын түбүнө түнөп ,окуган адамды кандайдыр бир сыйкыр дүйнөгө жетелей турган эле.

Мен турмушта сараң ач көз эмесмин,

Өктө кылып “Ай, аз бердиң дебесмин”

Байлык,үй-жай,ден-соолуктан ардактуу,

Мага берсе,эки сабак ыр берсин.

Ушул төрт сап ырдын ичинде бир өмүрдү камтыган кандай тереңдик жатат.

Акындын жан-дүйнөсүнүн бай экендигин айгинелеп турат.

Кечээ жакындагы “пандемия” учурунда акындын “Ата-Журт”- ырын көпкө эсиме алдым.

Кайран акыным!Ошол күндөрү айлам куруп

“Ооруба кең мекени Алыкулдун дегенимчи.

Мезгилдер өтүп барат ай-жылдарым.

Арадан ушул болуп кайгырганым

Чок түшсө чокусуна капилеттен,

Тоосуна акын атам Байдылданын.

Ала-Тоом ,алтын-уям,оо турагым,

Алтындан бүткөн ар бир топурагың,

Аманат кылып берген баарыбызга,

Ак калпак кийип турган чокуларын.

Жашоомдун сүрүп турам теңме-теңин,

Ооруга моюн сунба сен Мекеним.

Байкабай жүрүптүрмүн баштарактан,

Бактымдын бир бөлүгү сенде экенин.

Сабында сакталгандай анык уулдун Фонардай сен Мекеним жанып тургун

Сыркоосун ала кеткен Ата-Журттун,

Ооруба кең мекени Алыкулдун.

Көл кечи ар бир адамзатты арбап турган касиеттүү жагдайы бар эмеспи.

Көз алдыма Алыкул акын тартылып,шарпылдаган “ак толкундарга арбалып,чардактар менен далай сырдашып,көл жээктеп жүрүп эчендеген эргүүлөрүнө ээ болгондур.

Кайран акыным “канаттуу поэзиядагы сапарың канчалаган доордун добушу болоор экен?

Ырыбызга калп айта албай канчалаган чындыгыбыз ырга айланар экен?

Айтор Акынга болгон мактоом өзүм менен кошо жашайт.

Көл кечин сүйгөн акынга

Толкуса көлүм тынбастан,

Толкуну бүтпөс ыр-дастан

Аккулар конгон айдыңдуу,

Акынга адат сырдашкан.

Көл көркүн тынбай кайтарып,

Акынды жүргөн айталык.

Сүйүүсүсү сүттөй болгону,

Ырында жүрөт байкалып.

Күткөндөй күндө жакынын,

Көл күткөн чыгар акынын?

“Күтпөгүн болду күтпө“-деп,

Коштошту бекен акырын?

Үмүттүн үйлөп билигин.

Акынга жетпей билимим.

Сан жетким алтын кумдарын,

Сагынган жандын биримин.

Асылы сенсиң баш-ылдый,

Көл менен толкуп ташыдың

Түбөлүк жашайт сүйүүсү,

Көл кечин сүйгөн акындын.

Кудайдын кулагы сүйүнсүн!

Адамдын оозунда болсо,Аллахтын кулагында!

Улуттун уучу кур эмес.Акынымдын экинчи өмүрүн улагандар арабызда арбын болсун!

Кыргыздын залкар акыны Алыкул Осмонов иш чараларын өткөрүүгө жана анын чыгармаларын поэзия сүйүүчүлөр арасында кеңири жайылтууга кошкон салымы жана Алыкулдун ыр түзүү ыкмасында канаттуу чыгармаларды жазып окурмандарына кеңири таанылып келе



Жанузакова Максатгүл Медербековнага

А.Осмонов “эстелик медалы” ыйгарылат

Замир Асаналиев ,агайга терең ыраазычылымды билдирем!

www.kafiye.net


Tarih 22 Ağu 2022 Kategori: Нускайым Манкушева /Nuskayim Mankusheva

АДАМЗАТ

АДАМЗАТ

Бул дүйнөдө адамзат,

Максатына жеттиби?

Көңүлү ток өмүрдө,

Арман билбей өттүбү?

Бул жалгандын адамзат,

Ырахатын таттыбы?

“Көр оокат” деп, тытынып,

Колу тийбей кеттиби?

Азгырылып ар ишке,

Оттой күйүп кеттиби?

Түз жолунан байкабай,

Мүдүрүлүп кеттиби?

О, ал пенде адамзат,

Конок экенин билдиби?

Жыйып терген байлыгы,

Акыретте сооп ишке,

Жарабасын билдиби?

О, ал пенде адамзат,

Шүгүр кылып ар убак.

Адал ишке тер төксө,

Колу ачык, март болсо.

Акыр келер суракка,

Жооп болорун билдиби?

О, ал пенде адамзат,

Бул жалганда эң назик.

Көңүл гүл экенин билдиби?

Ден-соолукту байлык деп,

Каниет кылар болдубу?

О, ал пенде адамзат,

Жутунса дагы байлыкка.

Көөдөндөгү боштугу,

Толбостугун билдиби?

Эх, адамзат адамзат,

Өз тагдыры колунда.

Тургандыгын билдиби?

Тандоосуна жараша,

Бешенеге буйруктун,

Жазыларын билдиби…

Нускат Манкушева.Нускайым Манкушева
www.kfiye.net