Kategoriler


Tarih 26 May 2020 Kategori: Güner Hacısalihoğlu

Boşuna Bekletme Dönmeyeceksen

Boşuna Bekletme Dönmeyeceksen

Sonbahar kış derken uzadı yıllar
Boşuna bekletme dönmeyeceksen
Saçlarım ağardı toz oldu yollar
Boşuna bekletme dönmeyeceksen

Gördüğün her dalda güller açarsın
Gönüllerde sönmez ateş yakarsın
Seviyorum dersin sonra kaçarsın
Boşuna bekletme dönmeyeceksen

Ettiğin yeminler gelmedi dile
Verdiğin sözleri tutmadın bile
Umut yoksa sende git güle güle
Boşuna bekletme dönmeyeceksen…



Güner Hacısalihoğlu
www.kafiye.net


Tarih 26 May 2020 Kategori: Hanife KÜÇÜK

Aşk için çal, yine çal

Aşk için çal, yine çal

Hayat üzerime üzerime gelir gibi
Kollarım bedenim güçsüz
Kanadı kırılmış kuş misali
Çaresiz, umutsuz ve mutsuz

Cevapsız sorular soruyorum
Öfkeli ve kırgınım kendime
Kimsesiz yetim kalbim
Gökyüzü sen kadar yine mavi

Kalabalıklar içindeki yalnızlığım
Avuntular ve heyecanlar,
Hani kalp çarpıntılarım,
Yoklar,
Belki de hiç olmadılar

Gökyüzü sen kadar yine mavi
Ve sen bende hep mavi kaldın
Bense yüzüne esen o deli rüzgar
Aşk yılları acımasız kovalar

Gözlerim yolda kulağım seste
Belki bir gün, bir ümit işte
Gökteki yıldızları benim için iste
Melodiler, şarkılar beste, beste
Kalbim adının tınısında bir ritm
Çal yine çal,
Aşk için çal, yine çal



Hanife küçük 26.05.2020.. 03:22
www.kafiye.net



Tarih 25 May 2020 Kategori: Sabiha Serin

BU YIL YÜREĞİM BAYRAM KUTLAMIYOR

BU YIL YÜREĞİM BAYRAM KUTLAMIYOR


Bu bayramın hiç tadı tuzu yoktu değilmi?. Hepimiz sağlığımız için doğru olanı yaptık ve evde kaldık.
Evlatlarımızdan, torunlarımızdan ayrı kaldık,onları koklayamadık.Sarılıp öpemedik özlem gideremedik.
Corona belası yüzünden yolculuk yapamadık,onlarda gelemedi,bizde gidemedik.


Bütün hasretimizi kalbimize gömdük, özlem dolu buğulanan gözlerimizdeki yaşlarımızı yüreğimize akıttık..


Tüm dünyada yaşanan bu zor günlerde coronadan kaybedilen insanların acısı,yüreğimi yakıyor.Mekanları cennet olsun.Rabbim ailelerine, sevenlerine sabır versin.


Yoğun bakımda olan hastalarımıza da acil şifalar diliyorum..Tüm sağlık çalışanlarımıza şükran borçluyuz. Allah onlarada güç sabir versin.İşleri çok zor.

Büyüklerin elleri öpülmedi,Akraba , eş,dost ziyaretleri olmadı. Camilerimizde suskundu, bayram namazı kılan cemaatler olmadı. Kabristanda bizleri bekleyen canlarımızı ziyaret edemedik,dualar okuyamadık.

Tatlılar, dolmalar yapılmadı ,misafirler yoktu, kapıların zilleri çalmadı. Çocuklar ise komşuların bayramını kutlayıp, şeker balon toplayamadılar..
Büyüklerin ellerini öpemediler harçlık alıp bakkala markete koşamadılar.


Parklar bahçeler suskundu..Sokaklar suskundu sadece kuş cıvıltıları vardı. Sadece telefonlar ve sosyal medya dan bayramlar kutlandı.

Ama olsun, hiç değilse ağzımızda burnumuzda solunum cihazı yoktu
Yoğun bakımdaki odanın tavanlarına bakarak ,yaşam mücadelesi vermedik
Her gün kaybedilen hastaların yakınları acılar içindeler..
Corona yüzünden binlerce kaybettiğimiz hasta yakınları matem dolu acılar içindeler.
Acaba bu acıları yüreklerinde yaşayan kaç insanımız oldu ki?
Hangi ilde nerelerde kimler coronadan vefat etti, bilmiyoruz ki acılarını paylaşalım..

Bu kadar acılar yaşanırken bizler evde kalıyoruz, Allah’a şükür diyerek bizden istenen kurallara uyalım.
Neden halen maske takmayıp,sosyal mesafeye yasaklara uymayanlar var!
Neden zorunlu olmadığı halde sokağa çıkıp ” bende virüs taşıyıcı olabilirim”demeyip sorumsuzca sokağa çıkarlar.
Neden bir başkasının hatta belkide kendi aileme,sevenlerime sevdiklerime, virüs getirip, yaşamını yitirmesine neden olurum demezler? İşte o zaman hiç mi vicdan azabı duyarım diye endişe etmezler!.

65 yaş olunca 70 gündür hiç evden çıkmadım,Evet çok zor ama “CORONADAN KURTULMAK BİZİM ELİMİZDE.O HALDE ESKİ GÜNLERİMİZE ÇABUK DÖNMEK İÇİN BİRAZ DAHA SABIRLI OLUP, HEM KENDİMİZ HEM DE BAŞKALARININ SAĞLIĞI İÇİN LÜTFEN KARARLI OLUP EVDE KALMAYA DEVAM EDELİM.İŞTE O ZAMAN İNŞALLAH BU GÜNLER DAHA ÇABUK GEÇECEK


Sabiha Serin
www.kafiye.net



Tarih 25 May 2020 Kategori: Ergün Bilgin

OKUMAK ÜZERİNE

OKUMAK ÜZERİNE


Okumak, biteviye okumak. Yaratanı öğrenmek, yaratılanı tanımak, eşyayı okumak, kainatı okumak, insanı okumak; sormak, sorgulamak ve daha anlamlı bir yaşama adım atmak için okumak.


Dinimi İslam; okumaya, öğrenmeye, araştırmaya, incelemeye… çok önem vermiştir. Yüce Yaradan, Hazreti peygamberine ilk olarak “Oku” ayetini indirmiştir. Bu ilk ayet elbette bizler için çok anlamlı mesajlar taşımaktadır fakat o mesajları ne kadar alabildiğimiz maalesef tartışma konusudur. Çoğu zaman bildiklerimizi taklit yoluyla öğrendiğimizi hatırlamayız. Taklit çocuk yaşamında önemli bir yer teşkil eder. Keşke kitap okuma alışkanlığı da çocuklarımızın taklit yoluyla biz yetişkinlerden öğreneceği, kavrayacağı bir alışkanlık, bir davranış olabilseydi. Keşke model yetişkinleri daha fazla görebilselerdi karşılarında. Bu konuda maalesef yüreklere su serpecek sözler söyleyemiyoruz. Tabii ki önce öğretmenler, anne-babalar kendimize bir özeleştiri yapmamız; kendimize “ Biz ne kadar okuyoruz, çocuklar elimizde okuma kitaplarını ne kadar görebiliyorlar, bu konuda yeterli bir model miyiz?” sorularını sormamız gerekir.

Kitaba, kütüphaneye önemin verildiği toplumlarda medenilik; kitabın kütüphanenin, okumanın olmadığı toplumlarda bedevilik, cahillik ve ilkellik kol gezmektedir. Toplumların tarihi geçmişleri bu bilinci bizlere vermektedir. Neden okumuyoruz. Evvela günümüzde kitaplardan daha fazla albenisi olan teknolojik ürünler çoğalıyor. Üstelik çocuklar açısından bakıldığında, onların daha çok ilgisini çekebilecek görsel, işitsel özellikler o ürünlerde daha yoğunluktadır. Bu durum kitabı arka sıralara ötelemektedir. Gerek teknolojik ürünler, gerekse kitaplar elbette okumak için sadece birer araçtır. Teknolojik ürünlerin gittikçe artan farklı özellikleri, çocukları ölçüsüz ve kontrolsüz bir şekilde esir almakta; bu ürünlerin okuma, araştırma, inceleme amaçlı kullanımı ise yok denecek kadar azdır. Kitabın sadece okuma ve anlama özelliği vardır. Bu nedenle kitabın yeri her zaman ayrı kalacaktır. O sadece okumak içindir. Çocukların hayatında önemli bir yere sahip olan anne-baba ve öğretmenlere çok iş düşüyor bu konuda. Konuşmasıyla, davranışlarıyla, bilgisiyle, yaşam tarzıyla, insani ilişkileriyle… model olabildikleri takdirde çocuklar da kitap okumak ve onlar gibi olmak isteyeceklerdir. Kitap cana can katan kandır. Kitapsız büyüyen çocuklar susuz büyüyen ağaçlar gibidir.

Okuyarak olayların ve gelişmelerin iç yüzünü öğrenen bir kişi, öncelikle kendine olan güvenini artırır. Bu ise aynı zamanda düşünce ufkunu geliştirip, geniş bir görüş açısı sağlayarak, olayları inceleme yeteneği kazandırır. Ayrıca okuyan kişiler çok okumanın beraberinde getirdiği zengin kelime dağarcığına sahip oldukları için, hikmetli ve etkileyici konuşarak hitap ettikleri kişilerde etki de uyandırırlar. Bu etki ise insanlarla ilişkileri güçlendirmekte, kişiye daha sosyal bir karakter kazandırmaktadır. Dahası, geniş kelime dağarcığı, insanın daha fazla kavramla düşünebilmesini de sağlar. Yani düşünce kapasitesini ve kültür düzeyini artırır. Okumayan insan sadece olaylara kendi salt aklı, fikri ve bakış açısıyla bakarken, okuyan insan okuduğu kitapların yazarlarının bakış açısıyla, tarihi ve toplumsal bir uygarlığın kültür ve bilgi birikimiyle bakarlar. Okumuş bir insanın olaylara bakışı o konuda onlarca, yüzlerce kişiyle istişare ediyormuşçasına bir bakıştır fakat okumayan kişinin bakışı sadece kendi sığ bakışıdır.

Okuma alışkanlığı edinemeyişimizin birçok sebebi var elbette. Kurumlarımız da okumaya teşvik için birçok uygulamalar başlatmış durumdadır. Örnekleri çoktur ama bunlara ek olarak anne ve babaların kendilerinin de katılacağı mutlaka evde okuma saatleri uygulaması gerekir, okullarda öğrenciler kütüphane havasında okuma etkinliği yapabileceği zamanı bulabilmelidir. Özellikle öğretmenlerimiz, tavsiye edilebilecek kitaplardan öğrencilerin merakını uyandıracak, ilgisini çekecek bölümleri seçerek sınıfta okumalı ve merak uyandırmalıdır. Seviyeye uygun, okumaya teşvik edici kitapların seçimi de ayrı bir teşviktir okumak için.

Kitaplar da birer öğretmendir aslında, sessiz öğretmen. Onlar da bizi düşündürür, bize bilgi verirler. Fakat bu bilgiler her zaman kalıcı somut bilgiler olmayabilir veya ezber gibi aklımızda kalmayabilir. Bu okuduğumuzun boşuna olduğu düşüncesini uyandırmamalı bizlerde. Bu konuda bir öğrenci ile hocası arasında şöyle bir diyalog geçer:

Bir defasında hocama dedim ki: “Bir kitap okudum ama zihnimde kitaptan hiçbir şey kalmadı.”Hocam, bana bir hurma uzattı ve dedi ki: “Bunu ağzında çiğneyip ye. “Yedikten sonra sordu:”Şimdi sen büyüdün mü? :”Hayır,” dedim. Dedi ki: “Büyümedin ama o hurma vücuduna dağıldı; et oldu, kemik oldu, sinir oldu, deri oldu, tırnak oldu, hücre oldu…”.

Anladım ki, okuduğum kitaplar da öyle dağılıyor;Bir kısmı kelime dağarcığımı zenginleştiriyor. Bir kısmı bilgi ve irfanımı artırıyor, bir kısmı ahlakımı güzelleştiriyor, bir kısmı yazı ve konuşmada üslubuma incelik katıyor… Her ne kadar ben hissetmesem de.

Okumalıyız kuru malumat için değil; hikmet ve marifet için okumalıyız. Gelecekte iyi bir konuşmacı olmak için, sözün rengini görmemiz, yeşilin sesini duymamız, zamanı yakalamamız, çağa ayak uydurmamız için okumalıyız. Uygar bir topluma kavuşmamız, kimsenin yardımı olmadan kendi ayaklarımızın üzerinde insanca yaşayabilmemiz, içinde bulunduğumuz karanlık denizinden çıkıp, ışığın sahillerinde dolaşmak ve ışığın gölgesinde yaşamamız için, yaratılış gayemizi bilmemiz için, daha anlamlı ve mutlu bir yaşam için okumalıyız. Kendimiz için ebediyetimiz için… Velhasıl var oluşumuz için okumalıyız.


Ergün BİLGİ
www.kafiye.net


Tarih 24 May 2020 Kategori: Filiz Kalkışım Çolak

Ah Dumanlı Dumanlı

Ah Dumanlı Dumanlı

Ah dumanlı dumanlı sevdiğim; efkarlı nazlı sevdamızdan bir damla su süzdüm dudaklarının çizgilerinde derinleşen ırmakların göğsüne !Eğildim öptüm ah, taşlardan seken çığlıklardan bir şarkı söyledim içli bir türkü, daldım o günlerin toy sancılarından hayaline!Mahsuni duydu, vurdu yürek teline teline ; gel ey sevdiğim türkülerin kınalı koynundan, başı dumanlı dağlarımın rüzgarlarla süzülen yemyeşil duvağından…Hani ceylanlar su içerdi ya avuçlarımızdan ,işte orada saç bağının güneşin alnından damladığı kaynağındayım pınarlarımızın .Evet sevgili dostlar; haykırırken şair dizelerinin ruhuma üfledikleriyle bir an gelip yanı başınızda oturduğunu dost elini omzunuza koyarak iki çift sözle yalnızlığınıza yarenlik ettiğini hissediyorsunuz. O atmosfer öylesi güzeldi ki ,heybesinde azık neyin, çıkarttığı tandır ekmeğine sarılmış çökeleğini sizinle paylaşmış bir dostun huzuruyla dalar gidersiniz özlediğiniz o günlerin sıcaklığına.Tıpkı bir baba , bir kardeş, sevgili ,can, dost gibi !Ah Dumanlı Dumanlı şiir kitabında doğayı öylesi anlatır ,öylesi fısıldar ki , ruhunuza işler çimleri koynunda yeni yeni filizlenmiş yağmur kokusu bakire köylerin.Mor fistanını çıkarır gibi dağlar ,sarar vadilerinde titreyen omuzlarına o mor kızın duman rengi şalını, öylesi sever dokunmaz ürkütmekten korkar, efkar basar is düşer alnına eğilen perçemine bir damla çiy . Siz öylece dalıp giderken, kuş cıvıltıları çırpınır kirpiklerinizin tutamlarında, bir kız çıkar koyaklarınızdan, simsiyah gözlerinin üzerinde hilal kaşları parmak ucu basar yüreğinizin ahrazlarına ah ahrazlarına .Ne çok sevmişim ne çok şeyi diye düşünürken ,Sivas türkülerinin yanık ozanlarının ateşi kıvılcımlanır yaralı yanınızda.Bektaşi çıkagelir omzunda yürek nağmeleri Pir Sultan yanı başında!Ahh aşk bu ya duyarsız kalır mı ki şair yüreği ;Efe hocamızın şiirlerde haykırır Madımak’ın katillerine ,inanç utanır titrer ,iki büklüm bir ihtiyar gibi gelir oturur önünüzde! Sömürü sömürü olalı hiç bu kadar çirkinleşmedi evlat dercesine ,cehennem ateşlerini gösterir diri diri ateşe verilen masum canlara kıyanların akıbetine! Sonra yağmur gelir yine serpilir yüreğinize teselli niyetine gökkız kaç rengin ahengiyle üfler menevişlerinize .Moru kırmızısı sarısı en çok mercanı titrer öbek öbek dağların yamaçlarında.Ellerinizi toprağa koyarsınız aş istersiniz bebelere doğmamış yetimlere ekmek!Yolsuzlara soygunculara haykırırsınız ;hani deliliktir ya şairlik ; bir köy öğretmeni olmanın o arınmışlığıyla şairliğin hırkasını giyinmiş, kolunuzdan elinizden gözlerinizden olacağınızı bilseniz de yüreğinizdeki iman gücüyle haykırırsınız aldığınız güçle tokatlarsınız tüm kan emici yarasa soylarını.Ezgi ezgi böylesi dolaşır gidersiniz Efe hocanın kitabında .İşçilerle alın teri dökerken bulursunuz ki kendinizi ,bir yer sofrasında soğuk ayran burgur pilavı dimağınızda o güzel tatlar yanıbaşınızda şırıl şırıl akan bir dere , helal kazancın alın terinin dimağınıza karışan tadıyla çoktan doymuş buluverişiniz kendinizi ,bir yoksula bir tabak çıkartabilmenin mutluluğuyla doğrulursunuz günün huzuruna canla başla çalışmaya!O madenci babaya ağlarsınız kah ,kah sedyeye kirlenecek diye hepimize insanlık dersinin en alasını veren o madencinin yüceliğiyle… Kah sömürünün tam ortasında namlulardan bir haber bir çocuğun korku dolu yüreciği çarparken göğsünüzde irkilir ana kucağına hasret her tarafınızdan öksüzlük dökülürken o acının derinliklerinze yayılan hissizliğiyle artık göçerken bir sesin adınızı fısıldamasıyla gelirsiniz kendinize! Haykırmak yürek işidir evelallah insana yaraşan en yüce erdemliliktir.Zira haksızlık karşında susanın dilsiz şeytan olduğunu bilmenin ve vicdan sahibi olabilmenin yüceliğidir tüm bunlar.Nelere getirmiyor ki bizi kitap Mezopotamya, Ortadoğu, Bizim Sular şiirinde ki masumiyeti hissederken ;o dokunuşların insan ruhundan arınmış, can özün bedenine kavuşma arzusuyla denizlere sürüklenen akışını duyuyorsunuz ruhunuzun kanatlanıp tekrar yere düşen her zerreciğinde. O yere düşüş mühimdi zira!Mezopotamya kimindi, Mezopotamya neresiydi!Kimdi parsel parsel ülkeyi satan bölen parçara ayıran akbabaların çanağına , kimlerdi Mezopotamya’yı Anadolu’nun köklerinden söken !Hepsinin kararmış o kirli şeytansı bir yaratığa dönüşen yüzleri geliyor sonra aklınıza.Ara sıra beynimin bana oynadığı oyunlarda bile görmediğim kadar korkunç ve karanlık yüzü siyasetin. Namussuzluklarını kaç paraya almışlardı sahi diye düşünürken Efe hocayı hakikatten ayakta alkışlamaktan onur duydum. Bir öğretmen ;milletine , yurduna, topraklarına, dağlarının; ağacına, kurduna, kuşuna, kendini adayan bir insanın onurlu davasını . Yürek işiymiş hakikatten adamlık herkeste bulunmazmış yiğitlik bir kez daha gördüm . Efe hocanın yetiştireceği nesiller umut çiçekleri doğurdular sancılarıma… Bir öğretmen şuncacık geçim derdini bile hiç sayıp; yüzlerine alçaklıklarını ,hainliklerini haykırmaktan hiç korkmamış çekinmemiş !Ne diyelim Allah bu kutlu yolda bahtını yolunu açık eylesin !Ve şair olmak meğer ne büyük şeymiş ,sanatçı olmak topluma yön vermek, çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak bakımından ne kadar büyükmüş!Şahsen bu kadar değerli bir şairimizi ben tanıdığıma çok memnun oldum.Herkesin okuması gereken nadir eserlerden biriydi Ah Dumanlı Dumanlı…Dilinde ki yalınlık yavan değildi.Hani var ya şimdi az sözle çok şey söyleme budalalığı!Kimse kusura bakmasın şiiri katlettiler.Bu da birilerinin yeni çıkarttığı uyduruk bir saçmalık.Eğer şiirde duygu yoksa eğer şiir okuyucusunu vurmuyor heyecanlandırmıyor coşturmuyorsa ben ona şiir demem. Son dönemlerde okuduğum az sözle adı altında yazılan saçmalıklar zira fikir dostluklarının birbirini pohpohlamasından öteye gitmiyor.Şiir kısada olur uzunda ,önemli olan ne verdiğidir .Bu bağlamda hocamızın şiir ahengini çok sevdim .Orta uzunlukta olan şiirlerinde yalınlığı yakalarken okuyucusunu düşündürürken bir yandan da büyülüyor.Kah naif bir yüreğin tik taklarını duyuyorsunuz mısralarında kah korkusuz bir cengaver devrimcinin emperyalizme kafa tutan gümbürtüsünü.Naiflik duygusallık zira zalimlikten daha güçlü bir duygudur.Çünkü zalimler sevgiden yoksundurlar, hissizdirler onlar sadece öldürmeyi bilirler yoketmeyi ;oysa yaşatmak en büyük güçtür ,insana bahşettiği!İşte ben tüm bunları kitabın dokusunda yaşadım ve hissettim.. Evet saygıdeğer hocam sizi şahsınızda canı gönülden tebrik ediyorum.Dilerim hiç incinmesin kelamınız narin yüreğiniz….sevgilerimle….

Kitap:Efe Güzelgöz

Değerlendirme ve Tanıtım:Filiz Kalkışım Çolak

www.kafiye.net




Tarih 24 May 2020 Kategori: Ergun Bilgi

SENİ DE SÜRERLER BİR GÜN

SENİ DE SÜRERLER BİR GÜN

Seni de sürerler bir gün
Ey sürgün,
Karanlık dehlizlerde karanlık çağlar şahit
Gelgitlerin kıyılarında binlerce meyyit
Sustuk,
Pustuk..
Zamansız ve amansız bir kabustun
Yedi kıta yakıp üç okyanus kustun
Korsanların, nobranların dilinde din,
Özgürlüğün ak kanatlarında irin oldun

Sürerler seni de bir gün
Duyulmasın hele,
Dibe vuran feryadın, figanın
Göğü inleten ahın…
Hele kırılsın da gençliğin, neslin, kuşağın
Ve çiğnensin de balıkların dişlerinde çiğ çiğ
Torunun, bebeğin, kundağın, uşağın

Seni de sürerler bir gün
Ey sürgün,
Zindan zindan, ülke ülke, kıta kıta
Elbet anlarsın
Çığlıkların boğduğu dalgaları,
Yankıların yuttuğu dağları,
Mavi denizlere küsen martıları,
Gökyüzünde beyaz güvercinlerin niçin uçmadığını
Ve neden sert baktığını yükseklerde uçan kartalların…

Yarınların,
Yarenlerin,
Hayallerin
Gerilmediyse kanlı çarmıhlara,
Kanamadıysa menekşelerin süzgün gözleri
Kararmadıysa yaprakları beyaz papatyaların
Yutmadıysa güneşini simsiyah dumanlar
Ve yakılmadıysa sarı sarı ekin tarlaların
Sıkılmadıysa ayaklarına kör kurşunlar
Ve sekerek yüzükoyun can vermediysen bir kayabaşında
Ve yanı başında
Sıyrılmadıysa denizlerden incecik gergin parmaklar

Seni de sürerler bir gün
Ey sürgün,
Doyamadığın gözler sandıklarda cam olduğunda
Güneş yandığında
Yanan saçların, denizlere ağ olduğunda
Ve haram kılındığında balıklar
Kan kustuğunda
Sustuğunda can
Ve isyana durduğunda bir kızılcık şerbeti
Kuşattığında çepeçevre kansız bir zillet, izzeti
Gök büyük bir sayhayla yere kapandığında
Gözlerin bir ceylanın gözlerinde yandığında
Ve koptuğunda gözlerinde bir ceylanın kıyameti

Seni de sürerler bir gün
Ey sürgün
Biz değildik sadece şimşeklerin namlusuna direnen
Sevdası kör edilen
Aşkları çarmıha gerilen…
Eski kıtalardan, yeni kıtalara
Kolomb’un yetkisi kadar kutsal değildi yaşam
Bir Mohikan’ın kesilen uzun saçları değil miydi
Yamyamların kızıl avuçlarında parlayan
Ve bir kılıcın keskin ağzına dokunan
Masum elden değil miydi
Yeni kıtalara damlayan ilk kan

İşte!
Sürgün reisi
Kızıl derisi
Gök gözlüsü
Siyah tenlisi
Kölemeni
Kölesi…

Seni de sürerler bir gün
Ey sürgün
Düellolara razı değil miydik biz dün, bugün
Kaf dağında yiten hakkaniyet için
Neler yapmadık bir çimdik yaşam için
Buzdan kulübeler yaptık, Eskimolar gibi
Aç, çıplak yaşadık içlerinde bir tutam onur için
Bedel ödeyecektik,
Belki ütopik şehirler de kuracaktık
Hatta asacaktık sürgünü idam sehpalarına
Bir siyahinin kırmızı gözlerinden düşen halkalarla
Ve kurşun dökecektik
Kan ve gözyaşı akan zıvananın iki ucuna

Sürgün çocuklarıydık biz de sürgün aşkların
Direnirdik
Göverirdik
Gönenirdik
Ve tükenirdik azgın dalgalarda
Kan rengi avuntular içerdik taflan denizlerde
Baskınların en yeğinini yerdik karanlıkların göbeğinde
Kallavi bir duruş yollardık sürgünlerin ateşli koynuna
Zıpkın gibi vururduk ölümsüzlüğü
Ölüme gülen gözlerimizle

Seni de sürerler bir gün
Ey sürgün
Bir çavlan düğümlenir şimdi boğazımda boğum boğum…
Boğulurum,
Kara gibi, deniz gibi, kara bir deniz gibi
Sonra bir girdap yutar döne döne ölümden arta kalanlarımı
Bir ölür
Bin dirilirim
Buğday gibi, başak gibi, sapsarı bir deniz gibi
Ne çok gözyaşı sarardık, yalnızlığımıza
Ölüme direnen gülüşlerimizle
Biz sürgün çocukları
Ölümsüzlüğe koşan aşklarıydık sürgün şafakların
Parlardı gözlerimizde bıçak ağzı yanışlar

Alemin özeğindeydi gözlerimiz
Ve gözlerimiz özeğindeydi özgürlüğün

Seni de sürerler bir gün
Ey sürgün,
Zindan zindan, ülke ülke, kıta kıta
Dolanırsın
İbreti alem için
Ayağında paslı bir pranga, boynunda ağır bir halka
Hörgücünde içtiğin kan, yaktığın binlerce can
Ve boynunda katmerli vebali illetli yüzyılların
Sen de sürünürsün bir gün
Ey sürgün,
Kıvranırsın
Dolanırsın
Lanetli bir çıyan gibi üç okyanus, yedi kıta ve bin pişman




Ergün Bilgi
www.kafiye.net


Tarih 24 May 2020 Kategori: Ergun Bilgi

Bayram Gülüşlerimiz

Bayram Gülüşlerimiz

Yine de bayramımız bayram olsun. Bir mayıs akşamının bayramında çiçeklenirdi yavruağzı gülüşleri iğdelerin. Kokusu düşerdi burnuma lacivert gecelerin serinliğinde ve kuşkonmaz yeşili yaprakların kadifemsi dokunuşlarında çırpınırdı yüreklerde asılı kalan yüzlerce tatlı, tuzlu ve yakıcı duygular… Kapı ağızlarında dış lamba ışıkları parlardı en güzel kızların saçlarında. Sevginin, dostluğun, özlemin, arkadaşlığın, heyecanın canlılığı koyu ve kısa sohbetlere eşlik ederken en içten kahkahalar yayılırdı yıldızlı gecelerde. Yol boyu gezintilerin içine düşerdi dürülmüş yılların canlı ve eskimeyen en güzel anıları…

Bir güneş yükselirdi mızrak boyu, her sokaktan camiye akan özlemlerin heyecanında. Sonra ebediyet için veda etmiş en yakınlara uzanırdı hasretle vefalar. Bir an önce dertleşmek ve özlem gidermek için sessizce bulurlardı en sevdiklerini yıllar önce bıraktıkları yerlerde. Kimi bir mermerin dibinden seslenir, kimi bir tahta levhanın mavi isimliğinde adını okur, kimi süslü ve yeşil bir demir örgünün başında karşılar en vefalı yakın ve dostlarını. Birbirleriyle hasret giderir lahuti bir hasbihal eşliğinde, gözler gözlere bakar, gözler gözlerde sulanır, eller elleri tutar, eller elleri okşar bir toprağı okşama yumuşaklığında. Özlemler, sevgiler, kucaklaşmalar, bayramlaşmalar, dualar, niyazlar ve nihayet bir kez daha vedalar tüm siluetlere bir bayram hüznüyle ve neşesiyle…

Zaman sokakların, toprak damlı evlerin ve güneşin yandığı ıssız bahçelerin içinden geçer, kalabalık gençlerin gülüşerek çıktığı köşe başlarından bir gölge gibi kayar, heyecan ve yaşama sevincinin alınlarımızda parladığı dönemlere uzanırdı. Çocuklar bırakırdı sevinçlerini ve bahardan kalma seslerini her avluya. Üstlerinde, kah kollarını yutan beyaz gömlekleri, kah ellerini ceplerine soktuğu acer pantolonları ve bir de ceplerinde yaşama sevinci. İnce, uzun ve naylon çorap kılıflarının içinde tatlanırdı iki ucundan kıvrılmış çilek, muz, portakal, nane aromalı şekerleri, renga renk… Grup olmanın heyecanıyla çocukça dostluklar paylaşılırdı en içteninden ve en hesapsızından. Sadece hesabı yapılan gidilen veya gidilmeyen tüm ev ve ailelerden ibaretti. Yorgunluk, üşengeçlik gözlerinin heyecanla parlayan ışıklarının altında ezim ezim ezilirdi. Ve gidilirdi tüm evlere gözlerine bayram gülüşlerini takınarak… Tertemiz süpürülmüş bahçelerden, halka halka serpilmiş suların hafif toprak kokusu yayılırdı genizlere. Sonuna kadar açıktı toprak damlı evlerin maviye, krem rengine boyalı ve ahşap kapıları. Tütün ve limon kolonyası yayılırdı kapı önlerine. Serin, hafif loş, uzun ve geniş bir holden elinde tepsisiyle, bayramlık elbisesiyle ve mütebessim bir çehresiyle süzülürdü evin en güzel kızı. Bazen ince bir takılma, bazen eğilerek pekiştirilen bir samimiyet lutfederdi çocukların pırıl pırıl gözlerine. Ve anılarda hiç unutulmayacak bir hayranlık bırakırdı o yetişkin prensesin, gülüşü, yürüyüşü, sevecenliği, güzelliği ve dostluğu bayram çocuklarının gönüllerinde… Tüm evler düğün evi heyecanından payını alırken, her yaştan insan, hasret gidermenin, saygının, sevginin, samimiyetin en derinini paylaşırdı kapı önlerinde. Küçükler, büyüklerin kolonya kokulu ellerine büyük bir ihtimam ve saygıyla eğildiği “Bayramnız mübarek olsun ” büyüklerin de “Çok bayramlar göresiniz yenim.” diyerek tatlı bir buseyle en güzel sözlü samimiyetlerin pekiştirildiği dönemlerden mavi anlar damlıyor akıllara.


Ya sevdiklerinin evlerine uğramak için hangi zamanın daha uygun ve tenha olacağını hesaplamanın heyecanıyla kıvrılan hisli gençler, onların birbirine sessiz bakışları hala asılı suskun ve toprak sıvalı duvarlarda. Bazen de hafif yarenlik ve takılmaların üretkenliğinde çoğalan bol kahkahalı, gözleri gülen gülüşler yayılıyor yıllar öncesinden…


Bir daha alıp bahçede bir oraya bir buraya koşabilir miyim, sabaha kadar yatağımın altında sakladığım yeni ayakkabılarla.


“Haydi bir koş da bakıyım şu ayakkabılarınla” der misin? “Aaa maşallah nasıl yakışıklı oldu bu yaw!” , “Ooo! Kim bu prenses tanıyamadım, masal ülkesinden mi uçmuş acaba!…” der misin bir kere daha beni sevinçlere boğan en tatlı, en candan abim, babam, annem, ablam…


Bir daha üfleyebilir misin sıcaklığını, samimiyetini, dostluğunu, cömertliğini sana ve nefesine muhtaç ruhuma. Ve bayramlardan bir bayram koyar mısın cebime.


Alın tüm bayram harçlıklarımı veriyorum size. Bir bayram verin bana, içinde insanın, insanlığın, sevginin, saygının, samimiyetin, hoşgörünün olduğu.


Alın tüm harçlıklarımı. Bir bayram verin bana, içinde çocukların yüzdüğü, çocuk seslerinin sokakları boğduğu, sevinçlerin arşa yükseldiği, Küslerin barıştığı, özellikle yaşlıların, hastaların ve kimsesizlerin bayramı olsun ama.


Alın tüm bayram harçlıklarımı veriyorum size, en güzel şekerlerimi, siyah papyonumu, örgülü saçlarımı, yüreğimdeki sevinçlerimi… Güveninizi verin bana, sevginizi, benliğinizi… Bayramım bayram olsun
Tüm bu güzelliklerin kaybolduğu hatta sadece bayramın odalar arasına sıkıştığı günde tüm eş, dost, yakın ve akraba herkesin bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Allah
oruçlarımızı, ibadetlerimizi kabul etsin. İnsanlığı bu illetten bir an önce kurtarsın. Buruk bir bayram da olsa devletimizin seksen bir il için aldığı bu kararı milletimizin sağlığı selameti için destekliyorum. Bayramınızın en güzel şekilde geçmesi temennisiyle…


Ergün Bilgi

www.kafiye.net


Tarih 23 May 2020 Kategori: Kadriye Ramsaier

Salgının Gösterdikleri

Salgının Gösterdikleri

Koltuklar eskidi, ben büyüdüm, yaz geldi. Çukurlar semirdi, filmler tükendi, bazıları çok özlendi , bazıları olmasa da olurmuş dendi. Eksik dediklerimiz fazlalık addedildi, pijamalar diz yaptı, çamaşır suyu çamaşır suyu markaların arasındaki fark anlaşıldı.

Saçlar uzadı, tırnaklar kırıldı, aşklar dokunmadan yaşandı. aşk sandıklarımız gözümüze battı, cenazeler bile farklı kaldırıldı. Herkesin aslında yalnız gittiği çok net anlaşıldı. Bir fincan kahveyi sohbetle içmeye hasret kalındı ama sonunda sohbetsiz de yaşanacağı anlaşıldı.

Ölürsen diye çokça Karbonhidrat tüketildi, evler temizlendi, çekmeceler dizildi. Dünya çok değişti, ayni kalanlar ise dünyayı tekrar bozabilmek için beklemekteydi. İstenmeyenler dünyaya çomak sokarak beslenirlerdi , Tek başına mutlu olabilenler ise bu düzeni zaten çoktan benimsemişlerdi.

Corona değildi inzivaların sebebi onlar. Çoktan alışmıştı yalnızlığa saklananları ise kimse mutsuz edemezdi. Kısacası iyiler kazanır diye bir ömür boyu acı çekerken üstüne artik iyilik yapmaya korkar oldular. Kötüler yine kaldığı yerden devam eder, hayat olması gerektiği gibi değil olduğu gibi gider. Dünya aslında aynı düzende, dünyayı suçlamak yerine Bizlerin düzelmesi gerekliydi.

Kadriye Ramsaier
www.kafiye.net


Tarih 23 May 2020 Kategori: Filiz Kalkışım Çolak

Aşkın Sultanı

  Aşkın Sultanı

       İslamiyetin yayılmasında önemli rol oynayan Hoca Ahmet Yesevi Hz’leri Anadolu’nun İslamlaşmasında da oldukça mücadele etmiştir. İran ,Horoson Hint Yarımadası Kafkaslar Balkanlar gibi dünya ülkelerine açılan irşat yolunda İslam Birliğinin sağlanması Ahmet Yesevi Hz’lerinin büyük bir aşkla bu yola kendini adamasıyla mümkün olmuştur. Bu bakımdan Hoca Ahmet Yesevi Türk İslam coğrafyasında oldukça sarsılmaz bir yere sahip olmakla birlikte batıda da kabul görmüş en büyük İslam mutasavvıflarındandır. Evet sevgili dostlarım. Aşkın Sultanı’nda Piri Türkistan Hz’lerinin ,bu özelliğini sonsuz aşkla ele alan İbrahim hoca Yesevi’yi bu bilince sahip olmanın verdiği ince zeka ve tarihi ilmiyle bizlere başarıyla sunmaktadır. Dolayısyla, kitabın ilk bölümlerinden itibaren aşk aşk diye inleyen dizelerin özündeki ulviliğe kapılırken kendinizi bu kültürün tam ortasında bulacaksınız.Yer yer mavi göğün altında bir çatı arayacak kendinize iç dünyanızdaki çekişmeyle hesaplaşmak için gri bir kuytu arayacak bu arayışta yine kendi iç hesaplaşmanıza yakalanacak derinliğinde kaybolacaksınız . Kimi zaman yorgun gönlünüz kim bilir hangi bölüm sonunda oturmuş o güzel yüzlü müridle hemhal olurken bulacaksınız kendinizi .Kimi zaman aynı yolda sizi bekleyen insanlığa ışımak Yesevi’nin ruhunu görevli olduğunuz o ile getirirken yorulmuş az soluklanırken Yesevi’nin yeğeniyle kim bilir belki de en sevdiği müridi Kutberk’le katıksız lokmalarınızı çiğnerken ayılıverecksiniz daldığınız düş deryasının derinliklerinden …

Evet sevgili dostlarım her bölümü bir önceki bölüme bağlayan diziler serisinde beşeri aşkı dahi ele alırken Allah’la bütünleşen bir yazarın Yesevi’yi yazmaktan öte o ruhuyla bütünleşmesi sizleri siz farkında olmadan tesiri altına alacak bu bağlamda . Hikmetlerinde sünnete verdiği önemle yine , Yesevi Hz’lerinin Allah’a ulaşmadaki aşkı bizlere hepimizin anlayacağı bir akıcılık ve sadelikle dile getirmeyi başarıyor İbrahim Hoca..


Allah aşkı şüphesiz bütün aşkların en büyüğüdür. O aşkı yüreğinin her zerresinde hisseden insan şevkatlidir merhametli nitekim adaletlidir. Yesevi Hz’lerinin adalet ölçüsü yine İslam’ın emir ve yasakları üzerinedir ki bunu uygularken günün koşullarını yaşanılan çağı gözönünde bulundurarak; İslam’ı aklın ve bilimin ışığında sorgulayarak adaletin nasıl sağlanıldığı itinayla işleniliyor ilerleyen bölümlerde.


Efendim dolayısyla ,Yesevi Hz’leri müridlerini; ilimde fende her türlü buluştan yararlanmanın en büyük zenginliğinin, dünya barışını huzuru getireceği yönünde eğitmiş, irşat yolunu bu ışığın temelinde yürümelerini istemiştir müridlerinden. Çünkü İslam dini toplumların milletlerin içine düştükleri fakirlikten cahillikten kurtulmaları yönünde insanlığa her daim ilmi sunmuştur. Bunun için müridlerine öğrencilerine fenden hangi medeniyete millete ait olursa olsun icatlardan yararlanmanın İslam’la bağdaştığını anlatan Yesevi müridlerinden halka bunları benimsetmelerini istemiştir. İşte burada İslam dininin medeniyetler seviyesine bilime ilime insan aklının alacağı algılayacağı her türlü yeniliğe açık olduğunu anlamaktayız. İslam dinini bu şekliyle baskıcı Emevi politikalarından ayıklayan Yesevi Hz’leri nimetlerin en etkin şekilde kullanılması halka refahı getirebilmesi için aklın kullanılması gerektiğini bununda Kuran’ın ışığında yürümekle mümkün olabileceğini ifade etmektedir.Bilinenin aksine Emevi politikaları Araplaştırma anlayışı İslam’la hiçbir zaman bağdaşmamaktadır. Hurafeleri gelenekleri İslam dininde kurumsallaştıran Emevi anlayışını reddeder Yesevi Hz’lerinin irşat aşkı. Her zaman bilime ve akla dayanan kanıtlarla olayların içinden çıkılabileceğini müridlerine dikte eden Yesevi Hz’leri dile de çok önem vermektedir. Neredeyse bütün eserlerini Türkçe kaleme alan Yesevi Hz’leri Piri Türkistan ismini de almasında ki sebeplerden birininde Türkçeye verdiği önem olduğunu bilmekteyiz. Türklük kader Müslümanlık seçimdir sözüyle de durumun önemine değinmiştir. Böylelikle İslamın en çok Türk kültürüyle bağdaştığına da dikkatleri çekiyor Piri Türkistan Hz’leri. Gördüğünüz gibi dil giderse her şey gider Kuantum Moleküler Biyoloğumuz Sinanoğlu’da bu bilinçle dili savunmuş bizi biz yapan en büyük iletişim aracımıza sahip çıkarken bizlere ilmin kendi dilimizle mümkün olacağını da başarısı ve sahip olduğu maneviyatla kanıtlamıştır. Evet İslam’ın Arap dini olmadığını bizlere anlatan Aşkın Sultanı Kuran’ın Arapça yazılmasının altındaki sebeplere de değinerek İslam’ın Türkçe çevirisini de desteklemekte Osmanlı döneminde devletin içine sızan Arap kökenli devlet adamlarının amacının, dinin anlaşılmasına karşı oldukları ve Osmanlı devletinin buluşları takip edemeyerek fakirleşmesi sonuçta yıkılmasını hızlandırmak amacı güttüğünü de bizlere sunmaktadır. Tabi kitap öncesinde aşk diliyle bizlere sunulduğu için bunları hikayelerin içine daldığımızda bizlere verdiği ana fikirlerle daha iyi benimseyeceğiz. Ahmed Yesevî hazretlerinin en mühim eserinin Dîvân-ı hikmet olduğunu hepimiz biliyoruz .


Yine hikmetlerindeki anlayışa değinilen kitabımızda ; Peygamberimize ümmet olmanın büyük saadet getireceğini ebediyyeyen bu huzurla yaşayan kişinin sonunda ilahi aşka kavuşağını anlatmaktadır. İslamiyet yolunda bulunmanın Allah’ı ve O’nun dostlarını çok sevmenin ; cennet ve cehenneme inanmanın ve onlara hazırlanmanın dünyanın geçici olduğu, mala mülke şöhrete aldananların zavallılıkları çok güzel dile getirilmiştir. Herkes tarafından anlaşılması gayet kolay olan kitaptaki şiirleri çok rağbet görmüş, kısa zamanda çok uzaklara kadar yayılmıştı. Ahmed Yesevî Hazretleri, bu şiirleri ile İslamiyete çok hizmet etmiş, binlerce insanın müslüman olup saadete kavuşmasına vesile olmuştur. Evet sevgili dostlarım ; dolayısıyla bu anlamda salt bir roman okumayacaksınız. Roman bu yumuşak anlatımın içinde bilimsel bir zekanın da ürünü aynı zamanda. Sizleri kah müridlerinden birinin bir genç kıza aşkıyla büyülü bir yolculuğa çıkarırken, bütün vücudunuzdan aşağı akan serin sarhoş ırmakların çığlığıyla uyanırken bulacaksınız kendinizi. Kah bir çölün ortasında susuzluktan kuruyan dudaklara yağan rahmet yağmurlarının damağınızda emilen o ılık serin patlayan polenciklerin kirpiklerinize takılan nisan baharlarıyla yıkanırken … Üstelik bir ebabil eğilip dudaklarınızdan kanasıya aşkın şerbetini içerken siz kim bilir hangi mavi okyanusun kollarında köpük köpük dağılırken ayılacaksınız. Yer yer sarhoş olacağınız kitap salt bilgiler sunmayacak size. O bilgiler sizi daldığınız o masalın ortasında bulacak ki bugüne kadar öğrendiklerinizi evet demek buymuş şeklinde anlamlandırıp yerine koyacaksınız. İşte burada aynı zamanda eğitimci bir ruha sahip işini aşkla Allah rızası için yapmış öğrencilerini yetiştirirken onlarla koşmuş onlarla uykusuz kalmış sınavlarda onlardan çok terlemiş sancı sancı bir doktor bir mühendis ahlaklı bir fırıncı çaycı doğurmuş ilim irfan neferliğini hakkıyla yapmış bir nefesin huzurunu duyacaksınız Zira bu kitap başka şekilde yazılamazdı. Hepinizin aklına şu sıkıcı ansiklopedik dil geliyor değil mi hayır asla öyle değil. İşte beyninizde depoladığınız o bilgilere hikayeleşen bu aşk üçgeninin içinde bulacaksınız. Allah aşkı onunla bütünleşen Yesevi Hz’leri ve ruhu hisseden bir meczup… Üstelik beşeri aşkı anlatışında tam çılgın yatıyor ki çoğunuz o anlatımdaki kişiye aşık olacaksınız. Evet Allah aşkını bilmeyen kişi bir çift göze olan aşkı nereden bilsin nasıl anlatsın değil mi ama!Ve sevmek birisini ruhunuzun her zerresinde kimi zaman bir zümrüt gözlü ahunun kimi zaman kara gözlü bir delikanlının siluetinde anlam bulacak. Yesevi Hz’leri musikiye sanata edebiyata da çok önem veren dünya mutasavvıflarındandır. Ruhun arınmasında musikinin rolü çok büyüktür bu bağlamda. Yine Allah aşkıyla yola çıkan bu büyük mutasavvıf tek eşli olup kadına çok değer vermiştir. Kendi soyu da kızından devam etmiştir. Asla bilindiği gibi İslam’da Harem anlayışı var çok evlilikler mubahtır şeklindeki dayatmaları ve din sömürücülerinin amacını tek eşliliği ve hanımın görüşlerine fikirlerine verdiği önemle de bizlere sunuyor Yesevi Hz’leri. Peygamberin sünnetlerine çok değer veren Yesevi Hz’lerinin en büyük amacının yine Türk İslam birliğinin sağlanması yönünde olduğunu değindiğimiz kitabımızda asla zorlama baskı sömürüye dayanan bir şekilcilik ya da durumla karşılaşmıyorsunuz. Sadece Allah Aşkı insanlığa barışı huzuru getirme dünya barışının sağlanması yönünde irşat yolunda bulacaksınız kendinizi .

Bugün milletçe yaşadığımız sorunların temeline indiğimizde ise tarihimizi ne kadar bilip bilmediğinizle karşı karşıya kalacağınızı göreceksiniz yine kitapta. Bunun için Allah’ın bizlere gönderdiği ilmin ışığındaki kitabı doğru anlamamız gerekli öncesindeki kendi modernitemizi oluşturabilelim.Bunun içinde kökümüzü kim olduğumuzu iyi idrak etmemiz gerekmektedir. Kimdir Türk neden bu kadar önemlidir Türklük Yesevi Hz’leri niçin Türklüğü bu kadar benimsemiş ve irşat yolunu bu uğurda yürümüştür. Bunun için tarihi bir bilgiye üst düzeyde tarih bilgisine ihtiyacımız var ki bu bağlamda İbrahim hoca imdadımıza yetişiyor .Geçmişi olamayanın geleceği olmayacağına göre bilimi ilimi tarihi bilgimizle destekleyecek bir kaynak sunuyor bizlere hocamız. Ve İslam’ın önemine bu uğurda değiniyor. Geçmişte kalan bir din değildir İslam, günümüze rahatlıkla modernize edilerek ışığında yürünülebilinecek kanıtlar sunuyor bizlere. Evet sevgili dostlarım İslam dini Arap dini değildir Kura’nın arapça oluşu İslam’la bağdaşan bir kural değildir. Kuran Türkçe ye çevrilebilir Türkçe okunabilir. Böylece herkes dini anlayarak çağın gereklerine uyum sağlayabilir ilime teknolojiye ulaşabilir ve ekonomik olarak da zenginleşebilir. Zamanında Nizamülmülk politikalarının altında Araplaştırma politikaları vardı ki Osmanlı dev. Uzun yıllar vezirlik yapan İran asıllı bu Nizamülmülk’ün amacı Türk düşmanlığını alenen açıklıyor ve Kuran’ın Türkçe çevirisine Türkçe yazılmasına çeşitli gerekçeler ve entrikalarla karşı çıkıyordu. Burada ki amaç İslam’ın Arap dini olduğunun benimsenmesi ve Osmanlının Araplaştırma politkalarıydı. Kuran’ı anlayamayan bilemeyen insanlar dini kullanan akılcı kişiler tarafından baskı altına alınacak böylelikle Türk Milleti hakettiği medeniyetler seviyesine ulaşamayacak yokolup gideceklerdi.


İşte bu bağlamda Yesevi Hz’leri mutlaka okunmalı .Yesevi Hz’lerinin Allah’a ulaşmadaki amacı mutlaka anlaşılmalı. Çünkü halka hizmet Hakka hizmet etmekten ibarettir anlayışıyla adaleti savunmuş insan aklının hurafeleri geleneksel töresel yanlışları benimseyecek donatılılarla yaratıldığını ifade etmektedir hikayelerinde. Bunun için ilim ilim ilim diyen Yesevi Hz’leri efendimiz yolunda yürümüştür. Yine Peygamber efendimizin savaşlarını ele aldığımızda savaş sebeplerinin ,topluma millete hurafelerden yanlışlardan zulümden kaçınması yönünde hizmet için gelen efendimize münafıkların günahkarların kan emiciler tarafından bu savaşların açıldığını ve efendimiz bu uğurda münafıklarla savaşmıştır. İşte burada Kuran’ın ne denli bilim dini olduğunu anlamamız sanırım mümkün değil sevgili dostlarım. Efendimiz ne demiştir, hırsızlık yapmayın kul hakkına girmeyin zina yapmayın helaliniz olsa bile bazı ilişkilerin insan sağlığına ruhsal sağlığına zararlı olduğu için bunlardan kaçının dedi. Efendimizin hangi çağrısı bilimle bağdaşmıyor ki! Çalışın okuyun cahil kalmayın dedi. Hangi buluşu yasakladı hangi ilmi almayın dedi. Hiçbirisini yapmadı insanlığı sadece huzura barışa kardeşliğe insana yaraşır şekilde yaşamaya çağırdı. Bu uğurda yürüyen Yesevi Hz’lerinin hırkası da oldukça ehemmiyetini korumaktadır. Hırkasını yine en güvendiği müridine teslim eden Yesevi Hz’leri yaşı epey ilerleyince kalan ömrünü yine dergahının bahçesinde yaptırdığı çilehanede Allah’la bütünleşerek ibadetle geçirir. Anadolu’nun, Türklere yurt olması için büyük gayretler gösteren Yesevi Hz’leri telkinleriyle Alparslan’ın Malazgirt zaferini, Anadolu’nun Müslüman Türklere yurt olmasının önünü de açmıştır. Evet sevgili dostlarım Aşkın Sultanı aynı zamanda bizleri İslam dinini politika aracı olmaktan da çıkartıyor. İslam’ın insanları sömürmesine tepki olarak siyasete araç edilen dinin insanlığa huzuru değil fakirliği getireceğini de sunuyor. Din bir yaşam şekli olmakla birlikte insanları sömürmek için kullanılan bir araç değildir. Türk İslam devletini fakirleştiren bu anlayıştan uzaklaşarak ilime fenne bilime yönelmemiz yönünde bizlere yine yön göstererek İslam’ın ilimle bağdaştığını gösteriyor.Öncesinde dini doğru bilmek bunun için dini okumak kendi dilimizde anlamanın bir ilim olduğunu da bizlere sunarak Yesevi Hz’leri adeta karanlığa yüzyıllar öncesinden ışıyarak geçmişte yaşanılan çarpıklıkları gün ışığına çıkarak bugün gelinen durumun sebebini de gözler önüne sermiş oluyor. Zira Piri Türkistan Hz’leri sermayesi din olanın sahibi şeytandır sözü sanırım durumu yeterince özetlemiş oluyor.

Evet sevgili dostlarım oldukça itinayla yazılmış eserimizde yer yer hocamızın mizacıyla da karşılaşıp gülümsememeniz
içten olmayacak.

Adı üstünde Aşkın Sultanı!Bu sebeple kendinizi o aşkın insan siluetinde canlanmış halinde bulmanız olası ihtimal. Her ne kadar; bir filozof ,şair ,mutasavvıf’ın dergahında onun telkinleri o yumuşacık bakışları altında kendinizden geçmiş bulacak olsanız da kendinizi dergahın bahçesinde dolaşan o gül yüzlü delikanlılara aşık olmamanız imkansız. Çünkü her birinin yüzündeki o ifade çok tanıdık bir iç sesin belki de yaşamak istediğiniz o aşkın yüzü olarak yansıyacak içinize…Evet sevgili İbrahim Hakkı hocam sizi böylesi bir eseri kaleme aldığınız için canı gönülden kutluyor değerli şahsiyetinizin önünde saygıyla eğiliyorum…

Kitap :İbrahim Hakkı Gündoğdu

Tanıtım ve Değerlendirme: Filiz Kalkışım Çolak

www.kafiye.net

Görüntünün olası içeriği: yazı

Tarih 23 May 2020 Kategori: Filiz Kalkışım Çolak

Aşkın Ayrılık Hali

Aşkın Ayrılık Hali 

Aşkın ayrılık halidir ya çoğu başlangıcın sonu ,ne hikmetse bütün aşkların tek başına olduğunu tek kişilik yaşandığını düşünmüşümdür.Mutlaka taraflardan biri daha çok seviyor. Diğeri o sevginin sefasını sürerek hep sevilmenin yüceliğini yaşıyor.Sonra mı bir şekilde bitiyor aşklar.Ayrılık olmasa da bitiyor zamanla. Belkide bilimin açıkladığı gibi, aşk beynin insana oynadığı bir oyundur ve kişi mantığı devreye koymaya başladığında aşktan uyanmaya başlıyor.Kara sevdalar sürüp gidiyor kavuşamamanın hasretiyle , dağlanan yüreğin çığlıklarıyla zerre zerre sonsuzluğun huşusuna akıp gidiyor!.Aşkın ayrılık halinde yer yere nefeslenip o günlere o cayır cayır yandığınız günlere dalıp gitmemek mümkün olmayacak. Çoğunuz o eski tanıdığı o hissi anımsayıp kahrolacaksınız o sinsi his yine içinizde ki gelincikleri kanatacak .Ve yine o kuğu küsecek hepinizin boynunda .belki de o narin çiçek papatya dökülecek her yanınızdan!Aşkın agapi hallerini iyi bilen birisi ,aşkın ayrılık halini nasıl biliyorsa ,o ayrılık hali de agapi hallerini iyi bilir. aşkın sevdanın. Istırap’a düşecek yolunuz bir ara. O sevmelere doyamadığınız kişinin sizi anlayacağını o sevginin değerini bileceği umuduyla gittikçe nasıl tükenmişlik sendromuna yakalandığınız göreceksiniz.Belki de yüceliğiydi bu aşkın sonsuz lütfu kim bilir!Kendini her yerde gördüğünüz her şeyde sevgili bulduğunuz hatta arkasından sokaklarda o sanıp koştuğunuz kişinin onunla alakasızlığı karşısında şizofren beyninizden bir kez daha nefret ederken titreyen yüreğinizle cemrelenecek gözleriniz katrelerinizin sağanaklarıyla yıkanarak aşkı bir daha yeniden yeniden gusledeceksiniz. Ve Ressamın Aşk Resmi’nde yeniden çizeceksiniz aşkı doğanın tuvaline! Bir ırmak başında elele gözgöze yüreğinizden kuşlar geçerken kaybolacaksınız aşkın dinlenen vaveylalarında. Sonra ebabiller gelecek yanmış yüreğin denizinde su içmeye ceylanlar sekecek bağlarınızdan. Işık akacak parmaklarınızdan ağzı şafakların. mor bir akşamın altında koyun koyuna yürek yüreğe aşkın kıyılarına vuracaksınız ser sefil ! Bu böyle olmamış mıdır sahi! Bir kuşun kanadında ötüşünde sevgilinin sesini duymadık mı ,renginde göğün yeşili ararken sevdayı süzmedik mi gülün emildiğimiz dudağına! Gül yüzünü sevgilinin akan suyun kıpırtısında yansıyışın da bize ettiği o sırılsıklam oyununda bulmadık mı?Gülüşlerini güneşte sevgilinin! Sahi şeffaftır ya gülüşleri sevgilinin ah g gülüşü bir daha görmenin aşkıyla ovefasızı sevmedik mi! Yanılgılarla dövüşmedik mi o dipsiz boşluklarda! Acıyla haykırmadık mı ! Ah o minicik savunmasız çaresiz yüreğini sevmedik mi bizi acıtan belkide sonrası hep karanlıklara açılan yüreğini sevgilinin. Güneşi bir kere o yürekten içmeye görsün aşık bir defa körelir ancak ışığa!Karanlık gelse ne yazar sonrası hangimiz gördük hangimiz korktuk ki . Böyle sevmedik mi böyle titremedikmi üzerine sevgilinin aşkın sevdanın. Karanlık geceler onun gözleriyle şafaklanmadımı, şafağı biz böyle çağırmadık mı! Özledikçe serap görmedik mi ,yanmadık mı sırılsıklam bahar dalları altında halimize sincaplar gülerken. Yakamozlara ona kavuşmak arzusuyla koşturmadık mı sürmedik mi ruhu sığ sanıp ummanlara!Battıkça ta diplere ölüyorken can ha çıktı ha çıkacak derken o gül güzünü anımsayıp yeniden yüzeylere vurmadık mı o doyumsuz nefesle ab-ı hayat suyu tatmadık mı! Ah aşk, aşk, sen nelere kadirsin derken ,kızımızı özlemedik mi?Ona bakarken bir zaman ki prensesimizi anmadık mı!Bütün kızlar babalarının prensesidir elbet!Evet sevgili dotlarımız kitabımızda ,yaşanılan onca şeyden sonra bir kız çocuğunun güzellikleriyle başka bir şevkatin sıcaklığına dalacak, kavrulan yüreğinizin başka bir aşkla yeniden ısındığını göreceksiniz .

Ancak bu defa başka türlü ısınacak içiniz ayrılık gidecek bir daha uğramayacak semtinize .Belki de artık yolları ayıran eski bir anne baba olmanın acısıyla evladınızı özleyecek ağlayacaksınız.Bir parkta simitçi bir çocuğun düşü olacaksınız umudu yoksulluğun pençesinde.Bir çocuğu sevindirmenin sözsüz iletişimini kurarken bir martının çığlıklarına takılıp karanlık bir gecenin son bulduğu o nefeste duraklayacaksınız.Kaç sabah bilmeyen gecenin akşamdan kalma korkularıyla yeniden yüzleşeceksiniz.Kolay mı ki hem birisini ruhunun her zerresinde hissetmek nefes denen şeyi onun varlığında bulmak.Bütün aşklar ilahidir. Böylesi sevebilen bütün aşıkların çıktığı ,tek kapıdır ilahi aşk!Yoksa insan yaşayamazdı.Neler okuyor, neler görüyoruz .Şeytani şeyler, niçin bu kadar revaçta.Ruh hastaları ,kendini niçin yazar şair sanıyor.Toplum niçin illede kan, illede acı illede sapkınlık istiyor.Tabi çok sebepleri var bütün bunların.Ancak bariz bir şekilde şunu söylebiliriz ,çekilen acılar uzun süreli mutsuzlar aşkın nefrete intikama dönüşmesi en azından kişinin bunlarla artık besleniyor olması değil midir esas ışığı görememekten körelmek karanlığa sarılmak !Acıyla beslenmek, kan kokusuna susamak, üçgenler mezarlar, çarmıhlarla ruhu sıvamak tüm bunlara teslim olmakta başlamıyor mu kaybetmek !?Bütün bunlar şöyle dursun biz her halukârda aşkı aşılayan aşk diyen aşkla çağlayan kitabımıza devam edelim.Sevmek yürek işi o ayrılığa rağmen o sevgiyi en kutsal yere koyup hiç incitmeden saklamak zira!Ben bu güzel gönül insanı Veysel hocamızda bunu gördüm işittim .Tabi ki acılar da hep bizimledir ancak aşmak yüceliktir insani erdemliliktir. Onu belli bir saatten sonra başka bir yere koyuyorsun zira toplumun hali nice olurdu çoğunluk bunu aşamasaydı.Arada ağlar seven onlar cemreleridir temizliği şeffaflığıdır sevenin.Sonramı, sonra o sevgiyi yaşattığımız istiridyesinin yüreğimizin içindeki yerine geri koyarız.O hep bizimledir artık yük de değildir hafifliğimizdir kaygılarımıza korkularımıza rağmen şeffaflığımızdır.Çünkü o çok sevdiğimizdir sevmeyi başardığımız özümüzdür.O öz özün incinin kendi oluşumunu tamamlamasına izin vermek zamanı geldiğinde uçmasına izin vermek artık onu gözlerinizin değdiği her yerde sevmek hereksin her yüreğin harcı değil zira.Aşk kutsaldır tertemizdir.Hep uzaktan bakmak da gerekli değildir ,o tat cennet tatlarından biridir ki ,seven bir kere tatmaya görsün , o ateş hiç küllenmez hiç sönmez.Alev alev yanar suyun içinde şulesiyle yıldızlar ışır menevişlerinizden harelenir göğün göğsü.Evet seven sevdiği olmadan ,onsuz da sevebilmeyi başarır, onu en güzel yere koyarak yeni serüvenlere hayatın güzelliklerine yelken açar kendi gözyaşı denizinde…Kimim bende sorgulamalar da devam eder olağan şeyleridir bunlar.Arayıştan ibarettir zira hayat!.Yağmurun saçlarında ki şebnemler de denizleri biriktirmek ,o denizleri incitmeden içmek, sek içmek, katıksız içmek için, gönül dergâhında melanet hırkasını giyinir ve mücadelesine devam eder seven. Yaşlı bir dedenin kırışmış boynunda hayatın çentikleriyle bir kez daha yüzleşirken ,yeni filizlenen bir gül ağacında bekleyen bülbülün ötüşünü dinler.Sonrası mı uyuya kalır, uyandığında yeni bir konçertonun en baskın o tınısında bulur kendisini.Ve bulduğu o sesin izlerini sürer.”Gel kaç kere tövbeni bozmuş olsan da yine de gel !” diye çağırır o ses çok yakınlardan’Hiç uzağa düşmez o ses yeter ki duyabilse insan ki bunu ancak sevmeyi başaran duyar! Vicdanı artık daha da ağırlaşmış daha da olgunlaşmıştır hafifliktir ağırlığını duyduğu!.İnsanca yaşamak yaşatmak adına yüreğinde ki o izin kokusunu arar hep aşkla !Yüreğinize nice sağlık hocam felsefi olarak derin bir eseri sizin gibi mahir bir kalemden okumanın mutluluğunu duydum.Aşk yolunda nice güzelliklere…

Kitap : Veysel Altunbay

Tanıtım ve Değerlendirme :Filiz Kalkışım Çolak
www.kafiye.net