Kategoriler


Tarih 27 May 2020 Kategori: Burhan Aksu

MAĞFİRET NEDİR?

MAĞFİRET NEDİR?

Allahütealâ’nın mağfiret etmesi demek, kişinin günahlarını, kişinin talebi üzerine Allah’ın affetmesi; devrin imamının talebi üzerine de bir defa daha affetmesi demektir.

Mağfiret Nebi Resuller olan asıl devrin imamlarına tabiiyet anında gerçekleşince şefaat, tabiiyet Veli Resuller olan vekil devrin imamlarına yapılınca gerçekleşince himmettir. Her ikisi de mağfireti yani günahların sevaba çevrilmesi demek olan şefaati oluşturur.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bütün sahâbeye şefaat etmiştir, onların bütün günahlarının sevaba çevrilmesini de sağlamıştır. Ama kıyâmet günü Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bütün ümmetine şefaat edeceğine dair bir söylentiye Kur’an’ı Kerim bu ayetle geçit vermiyor. Kıyâmet günü kimsenin şefaati kabul edilmez.

Kıyâmet günü hiç kimse kimsenin günahını yüklenemiyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in de şefaati sahâbe için dünya üzerinde tahakkuk etmiştir. Peygamber Efendimiz bir hadîsinde: “Benim şefaatim dünyadadır.” diyor. Ama şeytan insanlara: “Peygamber Efendimiz (S.A.V) bütün ümmetine kıyâmet günü şefaat edecek ve onların hepsini cennetine alacaktır.” diyor. Şeytan bunları söyleyerek insanları Allah’ın yolundan ayırmaya çalışıyor. Allahütealâ da diyor ki: “İnsanların çoğu mutlaka cehenneme gidecektir.”

7/A’RÂF-179: Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.
Bu ayetlerle görülüyor ki;

1. Kıyâmet günü Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in, ümmetine şefaat edeceği ve ümmetindeki herkesin kurtulacağı,

2. Allah’a kim inanıyorsa onun Allah’ın cennetine mutlaka gideceği şeklinde iki korkunç yalan görüyoruz ki bütün insanları, Allah’ın yolundan saptırmaya yeterli olmuş asırlar boyu. Bu sebeple toplumun çoğunun kurtulması mümkün değil.

2/BAKARA-123: Kimseden kimseye bir şey ödenmediği ve onlardan bir fidye (bedel) kabul edilmeyeceği ve kendilerine şefaatin fayda vermeyeceği ve onlara yardım olunmayacağı bir günden sakının.

Hayatta kaldığı sürece insanın her saniyesi, kâinatın en adaletli mahkemesi tarafından değerlendirilmektedir. Jüri heyeti; kiramen kâtibin melekleridir. Onlar negatif ve pozitif kanadın sahipleridir. Üstelik de ellerinde mizan var-dır. Mizan, kâinatta ne kadar fiil varsa hepsini, hiç kimseye zerre kadar haksızlık yapmayan bir standartta, bütün alternatiflere göre ihtiva eder. İnsanın hem düşünceleri hem aksiyonları (fiilleri) filme alınmıştır ve değişmesi mümkün değildir. İnsanın ya günahları sevaplarından çoktur, gideceği yer kesin olarak cehennemdir ve kurtulma ihtimali yoktur ya da sevapları günahlarından çoktur, gideceği yer mutlak olarak Allah’ın cennetidir.

Kıyâmet günü kimseye şefaat edilmez. Hayat filmi bitmiştir ve o filmden ne bir rakam çıkarılması ne de filme bir rakam eklenmesi mümkündür. Kıyâmet günü; kimseye yardım gelmeyeceği, şefaatin söz konusu olmayacağı, kimsenin borcunun ödenmeyeceği bir devredir.

2/BAKARA-254: Ey âmenû olanlar! İçinde, ne bir alışverişin ne bir dostluğun ve ne de bir şefaatin bulunmadığı gün (kıyâmet günü) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan infâk edin (Allah için verin). Ve kâfirler, onlar zâlimlerdir.

Kıyâmet günü şefaatin olmadığı burada çok açık ve kesin olarak belirtilmektedir. Kâfirler Allah’ın emrini yerine getirmeyenlerdir. Kalplerinde küfür vardır. Hiçbir zaman ruhlarını Allah’a ulaştırmak konusunda bir talebin sahibi değillerdir.

Küfürden kurtulmak mutlaka Allah’a ulaşmayı dilemekle olur. Ve ancak Allah’a ulaşmayı diledikleri zaman Allahütealâ kalbin mührünü açar ve kalbe îmân girer. O zaman mü’min olunur. Yoksa kişi ömür boyu küfür standartları içinde yaşar.

2/BAKARA-255: Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur (Sadece O vardır). Hayy’dır Kayyum’dur. O’nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku hali tutmaz. Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur. O’nun izni olmadan, O’nun katında kim şefaat etme yetkisine sahiptir? Onların önlerinde ve arkalarında olanları (geçmiş ve geleceklerini) bilir. Ve O’nun ilminden, O’nun dilediğinden başka bir şey ihata edemezler (kavrayamazlar). O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Ve o ikisini muhafaza etmek (yerlerin ve göklerin dengesini korumak, gözetmek), kendisine zor gelmez ve O A’lâ’dır (çok yücedir), Azîm’dir (çok büyüktür).

Allah hem hayattadır hem sonsuz bir hayatın sahibidir. Ne kadar geriye ya da ileriye doğru gidilse Allah’ın olmadığı bir nokta yoktur. Allah ne uyuklar ne de uyur. Her zaman uyanıktır. Göklerde ve yerlerdeki her şey O’nundur. İzni olmadan, hiç kimse O’nun katında şefaat etmek yetkisinin sahibi olamaz. Bu şefaatin sahibi arşı tutan meleklerle beraber devrin imamıdır.

6/EN’ÂM-51: Ve Rab’lerine haşrolunmaktan korkan kimseleri, onunla uyar. Onların, O’ndan (Allah’tan) başka bir dostu ve şefaat edeni yoktur. Böylece onlar takva sahibi olurlar.

Allahütealâ burada şefaat müessesesinden bahsediyor. İnsanlar arasında “Biz Hz. Muhammed (S.A.V)’in ümmetiyiz. Kıyâmet günü hepimize şefaat edecek, biz de O’nun ümmeti olduğumuz için doğru cennete gireceğiz.” şeklinde bir görüş vardır. Bu tamamen İblisin bir palavrasıdır. İnsanlar da o günde kendilerine gerçekten şefaat edileceğini ve cenneti hak etmedikleri halde cennete gireceklerini düşünürler. Allahütealâ, “kıyâmet günü hiç kimseden hiç kimseye şefaatin bir fayda vermeyeceğini” söylüyor.

Hristiyanlar da Hz. İsa bizim için kanını döktü, kim Hristiyan olursa Hz. İsa’nın kanı onu kurtaracak ve cennete gidecektir diye inanıyorlar. Şeytan onları da bu şekilde kandırmış.

Daha önce de lanetli şeytan Musevileri aynı tuzağa düşürmüş.

6/EN’ÂM-70: Kendilerinin dînini bir oyun ve bir eğlence edinenleri bırak. Ve onları dünya hayatı aldattı. Ve de kazandıklarından (kazandıkları nâkıs derecelerden) dolayı nefsin helâk olacağını, onunla hatırlat. Onun için Allah’tan başka bir dost ve bir şefaatçi yoktur. O, bütün fidyeleri verse de ondan alınmaz (kabul edilmez). İşte onlar kazandıklarından dolayı helâk olmuş kimselerdir. İnkâr etmiş oldukları şeylerden dolayı, onlar için kaynar sudan bir içecek ve elîm bir azap vardır.

Hayatımız boyunca kirâmen katibîn melekleri bütün düşündüklerimizi ve fiillerimizi üç boyutlu olarak filme alırlar. Bu filmde her saniye ya derecat kazanırız (zaid derecat) ya da derecat kaybederiz (nâkıs derecat). Kimin nâkıs dereceleri fazlaysa onların gidecekleri yer cehennemdir. Kimin zâit dereceleri fazlaysa onların gidecekleri yer cennettir.

74/MUDDESSİR-47-48: Bize yakîn gelene kadar (ölüm anı gelinceye ka-dar). Artık şefaat edenlerin şefaati onlara fayda sağlamaz.
Ashab-ı meşeme kendilerine yakîn (ölüm anında bütün hakikatlerin açıklığa kavuşması) gelene kadar kıyâmet gününü yalanladıklarını söylüyorlar.



Burhan Aksu
www.kafiye.net


Tarih 27 May 2020 Kategori: Özge Topal

BİR GARİP

BİR GARİP


Ben bir garip deli insan
Ömrünü çok sanan insan
Yarına yok garantisi
Hala plan yapan insan

Can cana bir muhabbet et
Ama senin canınla et
Eğer buna gücün yoksa
Ömrünü de sen çok zannet

Ölüm yokmuş gibi çalış
Vara yoğa sende alış
Gerekirse biraz ağla
Sende azcık renge karış

Dünya bir var bir yok derler
Kırda güller bitmez derler
Yaşar insan ölmem sanır
Güller bakım ister derler



Özge Topal
www.kafiye.net



Tarih 27 May 2020 Kategori: Özge Topal

YARASIN

YARASIN



Dünya ahiret yarasın
İki dünyadada yarsın
Bakmam diğer insanlara
Sen bir tek bana yarensin

Kurtulsam ben şu bedenden
Ruh şikayetçidir bedenden
Ömür bitmez çilem dolmaz
Bende bıktım artık senden

Bahçede var sarı çiçek
Kader dedi derdi sen çek
Bitmezki dünyanın derdi
Nereye kadar çekte çek

Üstüme örtüm al bir şal
Sen tez elden uçmağa var
Özge yerde arama uçmağı
Sen git yarin yanına var



Özge Topal
www.kafiye.net


Tarih 27 May 2020 Kategori: Özge Topal

İSTEDİKLERİM

İSTEDİKLERİM


Olmadı istediklerim
Kabusum oldu düşlerim
Artık ben yokum oyunda
Kırıldı tüm hayallerim

Bıktım ben hep sabretmekten
Herkesi hesabetmekten
Acundan yoruldum artık
En kötüsüde hep kaybetmekten

Sizlerin ayağı ağrımaz mı
Yanmaz mı canınız sizlerin
Sizlerin yüreği atmaz mı
Yatmaz mı aklına ölüm sizlerin

Ölüm dediğin bir sıradır
Ömür dediğin bir aradır
Yaşam dediğin bir nefes kadardır
Kader dediğin nemrut bir kadındır

Yüreğin arar yürekdaş
Derdinede kalpten dertdaş
Seni dilinden yasakladım
Güvendiğim bir tek sırdaş

Ömrüme sensin ömürdaş
Gönlünü yakan gönüldaş
Aşk ararken od bulduk
Olduk biz bize duygudaş



Özge Topal
www.kafiye.net


Tarih 27 May 2020 Kategori: Təvəkkül Goruslu

YALIN SÖZLƏRİ

YALIN SÖZLƏRİ

Qəlbimdə bir məchul hərlənir çoxdan,
Onu həll etməkdə aciz deyiləm.
İnsanı yaratmış Allahım yoxdan,
Mən haqdan yarandım, ucuz deyiləm!

Könlümü dalayır xırda tərpəniş,
Nələri görürəm, nələr duyuram.
Məni inandırmır görülən hər iş,
Təbliğat bilirəm, yanlış sayıram.

İri balıqlardı böyük ölkələr,
Xırda məmləkəti kilkə sanırlar.
Ədalət qışqırır yazıq kilkələr,
Naqqalar çoxdandı haqqı danırlar.

Himayə görüncə bəzi kiçiklər,
Üfrülüb olurlar köpək balığı.
Dişlərin qıcırdıb həmin küçüklər,
Unudur Allahı, Tanrı, Xaliqi.

Varını güddükcə ölkə içində,
Varlılar xalqından aralı düşür.
Hər şeyə güc gəlir sərvət seçimdə,
Etiqad, etimad sıralı düşür.

Bir ovuc insana göstərir xidmət,
Mənafe yönündə dövlət deyilən.
Nəhayət qurulmur adil cəmiyyət,
Azalmır əzilən, ya ki, döyülən.

Qurana, kitaba istintad edib,
Aldadır, məhv edir insan insanı.
İmandan gizlənib, tərs inad edib,
Ölümə sövq edir, çəkir cahanı.

Hər kəsin ruhunda canavar yatır,
Biri digərində öz ovun görür.
Adamlar var üçün mənliyin satır,
Bacaran haramdan bir qala hörür!

Yazdıqca qutarmır bu bəla, bu dərd,
Əziz oxucular, yordum sizləri.
Siz məni əfv edin, oldum bir az sərt,
Zibaya bükmədim yalın sözləri.



Təvəkkül Goruslu. 27. 05. 2020
www.kafiye.net


Tarih 27 May 2020 Kategori: Fəridə Köçərli İbrahimova

Söylə,qələm,nədən yazım

Söylə,qələm,nədən yazım

Gündüz günəş, gecə ayım
Batıbdırsa, nədən yazım?
Dərd gətirir ilim, ayım,
Mənə qışdır, yoxdur yazım,
Söylə, qələm, nədən yazım?

Xəyallarım cıgırlaşıb,
Arzularım cılızlaşıb,
Vətən dərdim arsızlaşıb,
Torpaq da yox,qəbrim qazım,
Söylə,qələm, nədən yazım?

Deyirlər ki, qəmdən yazma,
Səbr eylə, pisə yozma,
Hecam da gəlmir nizama.
Sinəm dolu,yoxdur sazım,
Söylə, qələm,nədən yazım?

Demə, dərdi Fələk yazıb,
İblis deyib, mələk yazıb.
Sonra insan yolun azıb…
Çoxum gedib, qalıb azım,
Söylə, qələm, nədən yazım?

Tək güvənim təmiz eşqdir…
Agır zaman, keşgməkeşdi,
Dost bildiyim məndən keçdi.
Onla getdi xoş avazım,
Söylə, qələm, nədən yazım?



Fəridə Köçərli.
26.05.20.
www.kafiye.net


Tarih 27 May 2020 Kategori: Filiz Kalkışım Çolak

Timur

Timur

Türk Birliğini sağlamakta böylesi kararlı olan bir Hükümdar’ı Timur’u İbrahim Hakkı Hocamızın kaleminden okumak farklılıktı benim için. Sanıyorum tüm okuyucular için de durum böyleydi.Tarihi her şeyden önce doğru kaynaklardan okumak öğrenmek ;milletler medeniyetler seviyesine ulaşmamızdaki kaçınılmaz hakikatler arasındadır .Geçmişini kim olduğunu nereden geldiğini ve nereye gittiğini idrak etmekle ancak bir toplum refaha kavuşabilir. Dolayısıyla bu gün Çin Uygur Özerkliği’nde yaşanılan soykırımlara tüm dünyanın seyirci kalması ve hatta ülkemizin halkımızın seyirci kalması cehaletle örtüşürken; durumun tezimize verilecek en bariz örneklerden biri olduğu inancındayım. Sahi Filistin’de Irak’ta ya da Suriye’de yaşanılan vahşetlere ses çıkaranlar neden Türkistan’ı görmezden geldiler hiç düşündünüz mü! Ortada ciddi bir soykırım yaşanıyorken tepkisiz kalınması sizce de manidar değil mi! Türklük nedir değerleri nelerdir Türkler kimdir ve nerelerde yaşıyorlar iyi idrak etmek bakımından Timur’un okunması sanırım kafalarda ki çoğu şeyi aydınlatacaktır. O halde Türkler sadece Anadolu’da değil dünyanın her yerinde yaradılışın varoluşun gereği yaşamış ve her daim devlet kurmuş özgür hür yaşamış millet olabilmiş bir ecdadın soyudur!Özümüze dönüp dünyanın neresinde olursa olsun kardeşlerimize sahip çıkmamız birlik ve beraberlik içerisinde ,mazlumların yanında, zalimlerin ,kan emici dinsizlerin , soykırımcıların emperyalist kuduzların karşısında , savaşlara hayır diyebilmenin en güçlü silahıdır ,kim olduğumuzu bilmemiz o doğrultuda hareket etmemiz.

O haldeTürklük sadece Anadolu’yla sınırlı tutulmamalı tutulursa bu da kendi içirisinde bölücülüktür ki tarihi çarpıtanlardan değil , gerçekten araştıran yazan kafalardaki tüm soru işaretlerini ortadan kaldıracak tarafsız hür kaynaklardan yazarlardan okumakla aşılacaktır.Zaten Türküm diyebilmenin sanı, ne partiyle sınırlı tutulabilir ne herhangi bir örgütle sağcılık solculuk ,dernekle ya da camiayla!Türklük kendi başın bir değerdir ve iyi idrak edilmelidir!Türklük merhamettir kardeşliktir barıştır düzendir asayiştir hak yolunda namusuyla şerefiyle varolmaktır.


Savaşlarda milyonlarca insanın ölmesi ve masumların kanının dökülmesi kimin işine yarıyor.Savaşları kim çıkarıyor.Alt yapısı var mıdır ? Ne zamandan beri altı boşaltılmaktadır iyi bilmek lazım! O halde savaş emperyalist Zerdüştlerin işine yarıyor.. Peki bizim burada rolümüz nedir biz çanak tutuyor muyuz millet olarak seyirci kalıyor muyuz aldanıyor muyuz susturuluyor muyuz? Çok iyi düşünmek gerekli.Ne kadar can o kadar para, e kadar kan o kadar petrol! İnsanlar yerlerinden yurtlarında edilerek susturularak yalnızlaştırılarak asimile ediliyor kökenleri yozlaştırılıyor değerleri yok ediliyor, ileride yine kobay olarak kendi çıkarlarında kullanılıyorlar. Sağlığa zararlı alt yapısı düşük işlerde elbette ki işgal ettikleri yerlerde ki insanları çalıştırarak susturuluyorlar. Bunlar cehaletten ileri gelmektedir tabii!Tarihini bilmemekten kim olduğunu bilmemekten değerlerini bilmemek sahip çıkmamaktan ileri gelmektedir.Bakın Irak’a Sadaam’ın heykelini iki güne indirenlerin akıbetine! Daha iyi mi oldu sizce Amerika yönetiminde ki Irak Halkının durumu. Bilimde kobay olarak onları kullanacaklar, casus olarak onların çocuklarını kamplarda yetiştirecekler yetiştiriyorlar da ,suç makinesi olarak hatta sonra kendi öz milletinin içine canlı bomba olarak gerilla olarak, terörist olarak ,kendi çıkarları doğrultusunda asimile ettikleri Irak Halkının çocuklarını sürüyorlar ve çıkarlarına giden coğrafyalarda ki tüm milletlere!Suriye düşürülmesi sizce en çok kimi etkiliyor!!Evet onları kahraman olduklarına inandıracaklar her türlü kullanacaklar. Tabi bu varoluş da çok düşündürücü!Yok ettikçe kendi köklerinin filizlenmesini sağlayarak özetle dünyaya hakim olacaklar..Evet Timur’u okumak işte bu açıdan çok gerekli.Timur tüm bunları ta 1300 lü yıllarda idrak etmiş insanlığa yüzyılda bir gelen fatihlerdendi.

Sadece salt bir roman mı hikaye mi TİMUR? Elbette ki değil !Hikaye dili en başından insanı içine çeken akıcılıkla öylesi kuşatıyor ki okuyucusunu asla kitabı bırakamıyorsunuz ,gece uykunuzdan kalkıp bir bölüm daha okuyayım acaba ne oldu Hint Seferi ,İzmir nasıl kuşatıldı Nöğüş bu sefer neleri yazacak Timur’un ağzından.Timur hasta yatağında yine neyi sayıklayacak neyi hatırlayıp kumandanlarını yeni sefer hazırlıkları yapmaya teşvik edecek.Evet Timur bu 5 kez komada hasta yatağında ölecek diye beklenirken dirilip yeni bir sefere çıktı.Düzeni aşayişi sağlayarak masumların ırzını namusunu haklarını işgalleriyle onlara armağan etti.Acaba hasta yatağında sayıklarken konuştuğu kimdi yine Olcay’ımı yanına gelmişti kalk Timur Horosan’ı alacaksın Mekke’yi Bağdat’ı Maverahünnehir’i Peygamberden saba haber getirdim kutsal topraklarda yağma var soykırım var tecavüz sapkınlık , kalk Timur halkın sana ihtiyacı var diyen Olcay’ımıydı!Yoksa Şeyhi miydi dualarıyla ulviliğiyle rüyasına giren! Dağlara çıkıp rüzgarla güneşle gökle konuşan geri döndüğünde tüm gücüyle zalimlere at sırtında meydan okuyan Timur acaba nereye getirecekti bizi!Bozkırda dört nala giderken neyi söylenecekti neye kükreyecekti ne için ürkütecekti yüreği yine kim için titreyecekti!,

Entrikalar, aşk sahneleri şiirsel söyleşiler öyle cezbediyor her sahnesini değil okumak bizzat yaşıyorsunuz. İlme şiire edebiyata olan düşkünlüğü herkesin korktuğu yanına yaklaşamadığı bu güçlü kararlı kumandanın yumuşak yüreğini merhametini adaletini sanırım ispatlamış oluyor bizlere..
Kitabı okurken kendinizi dört boyutlu bir sinema filminde hissedebilirsiniz ;çünkü o kadar gerçek ki kitabın dili keskin bir zekayla yazılmamış sadece inanın yaşanılmış ki sanki 4 boyutlu bir filmin içindeymişsiniz kah ağlıyor kah gülüyor o zırlı askerlerin kükreyişleriyle çığlık çığlığa savaşıyor kah köşeye sıkıyor o esnada imdadınıza yetişen çevik bir kumandanın kılıcından geçen düşman askerinin yüzünüze sıçrayan kanıyla canınızı kurtarırken , kendinize gelirken etrafınızdaki insanların size şaşkın şaşkın bakışları arasında buluyorsunuz kendinizi. İnanılmaz bir dizi film ,belgesel değeri sanat kalitesi çok yüksek bu eser uzun süredir okuduğum en muhteşem kitap diyebilirim sizlere! Sonrasında o muhteşem aşk sahneleri her bir hanımına çiçek bahçeleri yaptıran o eşsiz Hünkarın aşk dolu bakışlarıyla sözleşen zümrüt gözlü hanımlarının bahçede güneşle danseden endamıyla ısınırken güneşi koynunuzda sızlarken bulacaksınız kendinizi.


Öyle ki kah atın üzerinde sefere çıkan o ihtişamlı Hünkarın gümüş kılıcının üzerinde gezinen yorgun savaşçının Türk Birliğini sağlamaktaki düşüne uyanacaksınız ki ne uyanış ,kah göğsünüzde çarpan yüreğinizin yükselen sesiyle kim bilir belkii Hadmir’inde ,Dilşat Ata’sında ,Kiçik Hanımın da , Olcay’ında bulacaksınız kendinizi. Ya da o aşk dolu gözlerinde Hünkarın Cihangir’inde Ömer Şah’ında torunu Mahmut Han’da Çaku’sunda kızında kızkardeşinde ,şeyhinde hocasında Bereke Hz’lerinde kaybettiği acısıyla kahrolduğu sevdiklerinde .Heyecan hiç bitmiyor her seferi ayrı olay her seferi sonsuz başarı …Hocaları şeyleri ulemaları şairleri hepsi canının yongası.Torunları oğulları kızları her birini aşkla Allah yolunda bitimsiz seven muhteşem bir hünkarın Sultanlığında kah Kiçik Hanımı kah Olcay’ı ,Hadmir’i Dilşat Aka’sı vs.. Hepsi canı hepsi doyamadığı bahçesinde tek çiçeği.Ve en güzel deyimiyle Hanım Sultan’ın Han’ı! Timur milletinin Hanı ama kadınları da O’nun Han’ı.Çünkü kadın anaydı doğurandı! Türk Kadınını böylesi baş tacı yapan bir hükümdarı sizce de okumak için yeter sebep değil miydi bu! Onca ülkeyi fethetmekte nice sebeplerden biri kadınların namusunu korumak erkelerin özgürlüğünü çocukların sevinçlerini onlara vermek cıvıltılarıyla uyanılan bir ülkede beldede insan gibi yaşamanın yaşatmanın en güzel armağanı değildi neydi Timur’un insanlığa Hak yolunda !!Evet çok kitap okudum okumak en büyük aşk! Timur’u okumak ise hakikatten kişiye değer katıyor.. Elbetteki sinemeya uyarlanmalı. Düşünemiyorum bile fragmanlarını.. Muhteşem bir başyapıt Timur , eee buradan yönetmenlerimize de seslenelim! Oldukça farklı bir proje olurdu. Öğrenirken sıkılmıyorsunuz çünkü hikaye diliyle özdeşleşen bir sunumla Timur bizlere İbrahim Hakkı hoca tarafından sunuluyor. Sanırım Şiar olmanın vermiş olduğu bir şey bu! Çünkü kişi şairse her şeyi yazar!Ama iyi bir yazar iyi şiir yazmaz! Şiirin şairliğin ehemmiyeti burada farklılığını ortaya koyuyor tabi! Romanda, entrika gözyaşı kan ne ararsan var! Saçma sapan en ufak bir uzantıya dahi girilmeden böylesi bir eseri böylesi coşkuyla yaşamak yazmak da ancak aşkla olabilir ki herkesin harcı da değil bu uzunlukta üstelik bu kadar bilginin verildiği bir eseri bu akıcılıkla okuyucusuna sunmak!Şahsen ben bu türde bu kadar başarılı bir eser okumamıştım.Eğer böylesi hissettiriliyorsa İbrahim hocamıza yazdı demek haksızlık olurdu ki yaşadığını okurken sizde en az benim kadar hissedeceksiniz!Değerli hocam ne denir ki başka.. İlim denizi yüreğinizin değerli şahsiyetinizin önünde saygıyla eğiliyorum..Hep böylesi coşkuyla aşkla şahlansın yazsın aksın kelamınız…

Kitap:İbrahim Hakkı Gündoğdu

Tanıtım ve Değerlendirme:Filiz Kalkışım Çolak

www.kafiye.net


Tarih 27 May 2020 Kategori: Filiz Kalkışım Çolak

Boyalı Kuşlar Irmağı

Boyalı Kuşlar Irmağı

Gandhi’nin ‘’İnsanlığa inancını yitirmemelisin, bir damla kirli diye okyanus kirlenir mi hiç! ’’ sözünü çok severim!İnsanlık bir ummandır ve zenginliği parayla satın alınamayacak tek şeydir diye düşünürüm.

İnsanlığa yön verecek kişilerin bu değerlere sıkı sıkıya bağlı olduklarını bilirim !İlmin o sönmeyen pırıltısında ki inancı buna bağlarım. Dolayısıyla eğitimci kimliğiyle karanlığa ışıyan sevgili hocamızın naifliğini içtenliğini elbette şiirlerinde fevkalede hissettim.Ve Boyalı Kuşlar Irmağı’nı okurken evet eğitimci hem de iki kere eğitimci Ömer hocamız dedim!İlim irfan ordusunun değerli neferlerinden biri olan hocamızın öğrencilerini düşündüm. Şimdi bizleri şiir öğrencilerini bizlere kazandırdıklarını insanlığını! Evet Boyalı Kuşlar Irmağı’nda bizleri sınırlar dışına bimediğimiz coğrafyaların o ılık dokunuşlarına getirken ,diğer taraftan haydi silkelen kendine gel özüne dön dercesine verdiği öğütleri geçmişten günümüze örnekleriyle , üzerinizde öylesi bir etki bırakıyor ki, bir an gözlüklerinin altından burnunun ucuyla o sevimliliğini almış size bakıyorken buluyorsunuz kendinizi…

Ve Boyalı Kuşlar Irmağını esas alan o konuda ilminin karşısında bükülürken Diğer Yaka’da adeta temmuzu ağzında kaynatan ağustosun sızısıyla kavrulurken buluyorsunuz kendinizi.. Ve nehrin o süzülen sularına dalıp serçeler gibi bir yandan silkenerek diğer yandan serinlemek istiyorsunuz.İşin doğrusunu isterseniz , hikayesi oldukça dokunaklı olan Diğer Yaka Uruguay da yaşanılanlar sizi serinletir mi yoksa daha da yakar mı orasını bilemiyorum ya !? Doğrusu ismi çok dikkatimi çekmişti kitabın.Ve ismini ilk duyduğumda göğsümden mavinin tonlarında bir nehrin nefes nefese döküldüğünü ve ayaklarıma çarpmanın hızıyla kızıl kanatlı yeşil kuyruklu kuşların suyun saçılan zerreciklerinden canlanıp tekrardan yukarı en yukarı, kirpiklerime doğru süzülüp beni uzaklara çok uzaklara getirdiğini hissettim.

Efendim bir ülke adı olan , Boyalı Kuşlar Irmağı sanıyorum hepinizde aynı izlenimleri bırakacak.O aşk hikayesi Eva Peron’un genç yaşta ölümünün üzerinizde bıraktığı etkiyle kimbilir koyaklarınızda açan bir lotusun büyüsüyle sürüklenip ta Diğer Yaka da bulacaksınız ruhunuzun entarisini! Hayatını diktatör bir rejime rağmen halkın yanında olmaya adayan bu bu beyaz kanatlı melek zamanında ülkemizde de anılarak adında sözettirmeyi başarmış olacaktı ki hocamız üzerinde oldukça etki bırakmış diye düşünüyorum…

Dolayısıyla ülkede zamanında kesik damarlardan akan kanın nehre karışmasıyla, insanın tüylerini diken diken eden o atmosferin çığlık çığlığa üzerinize üşüştüğünü hissedecek ve bir çok kitaba neden konu olduğunu daha iyi anlayacaksınız!..Tabi ki burada hocamızın ilmini gözardı etmemiz mümkün değil! Kitap öncesinde okunmalı sonrasında zaten öğreten bu denemeden sonra dahasını araştırmaya başlayacaksınız!Eee burada hocamızın ince zekasına hayran kalmamak mümkün değil diye düşünürken, keşke bütün eğitimciler sizin gibi olsa hocam diyeceksiniz içinizden…

Tabiki kitabın içindeki tek deneme buda değil çok yönlülüğü ve hassasiyetiyle Anadolu insanını ele alışında , sıklıkla insanlığa göndermeler yapıyor ve sahip olduğumuz ancak unuttuğumuz ahlaki değerlerimizi bir bir önümüze seriyor ve başka kültürlerden verdiği örneklerle durumu müthiş harmanlayarak ortaya muhteşem konçertonun en baskın tınısını çıkarıyor. O tınıda ,alnınız ısınacak elleriniz terleyecek kendinizi olayın tam ortasında bulacaksınız ve utançtan kulaklarınızın yandığını hissedecekseniz! Kah uzun ince edasıyla öğrencileri karşısında ders anlatırken bulunduğu ortamın güzellikleriyle, öğrencileriyle kurduğu diyaloğun o sarhoş edici kokusuyla genzinizin yandığını kah gezip gördükleriyle bizleri getirdiği yerlerin olayların ruhumuzu titreten o insancıl duygularıyla tepeden tırnağa donanırken kendinize geleceksiniz! Bir öğretmenin geleceğe dair hayalleri umutları ve o minicik yüreklere olan inancıyla tıpkı Gandhi’nin o örneğine yaraşır tavırlarıyla ; bir milletin geleceğine yön veren insan yetiştirmenin inceliklerine eğilmiş bir söğütün o muazzam gölgesinde düşünceye dalıp giderken acaba ne yapabilirim daha neler yapılabilir diye araştırmaya yönelik o olağanüstü çabanın hasbihaliyle tireyeceksiniz. Evet ülke için yapılacakların hala en başındayken doğa aşığı bu muhteşem insanın doğayı tahrip etmeden yapılacaklara dair projeler geliştirken tüm yiğitliğiyle yanlışa meydan okuyuşu sizleri öylesi güçlendirecek ki insana yaraşır davranışların özü titreyecek derinliklerinizde!.

Ülkesini milletini seven bu öğretmenin fakirliğe dokunuşu bilseniz nasıl zengindi.Ve o dokunuş nice zenginlerin milyar dolarının alamayacağı bir zenginlikteydi. O zenginliğini yoksulluğuna borçlu bir çocuğun umut dolu bakışlarını; gökyüzünün üzerinize süzülen o masmavi dansında ,gül gül açılan göğsünüzün çatırdayan kanat seslerinde hissederken daldığınız derinliklerinde denizlerin ay ışığına yıkanan bir gencin sevdasıyla güneşin eteklerine sokulurken sırılsıklam kalışıyla düştüğü düşün düetinden uyanacaksınız sonra…Kitap kokusu saracak her bir yanınızı sandık lekesi ee nede olsa bunca zaman yüreğin derinliklerinde en derinliklerinde sizleri için kundaklanmış bekliyordu denememiz.. Sonra sarı kelebekler uçuşacak Bozdağlarından o inanılmaz senfonisi ağustos böceklerinin; kim bilir siz kaçıncı ağustos çıkmazında eliniz böğrünüzde dönmeyenlerin yollarını beklerken Bozdoğan yollarının o canım kekik kokusunu bastıracaksınız koynunuza.. Sonrası bir sızı efendim kınası derinleştikçe öylesi bir sızı gün batımının o kızıl perçemleri düşecek alnızıza dalıp gideceksiniz en iyi bildiğiniz yerlerinize; en çok size ait en iyi sizin bildiğiniz yerlerinize….

Evet sevgili dostlarım Ömer hocam içten samimi bir değer hocalığıyla gençlere verdiği değerle kendisi zaten bir okul.Dilde ki yalınlığı sadeliğine rağmen hocamız çok şeyi anlatmayı başarırken özellikle bizleri öğretmeye araştırmaya sevkeden ince bir zekanın üslubunu kullanıyor.Bunu herkes başaramaz herkes hem öğretip hem araştırmaya sevkedemez.Kimseyi kırmayan bu güzel insan her şeyden önce içimizden biri sanatçı duyarlılığı doğruluğu dürüstlüğüyle çok meşakkatli bir yolun yolcusu olmayı başararak Türk Edb hatırı sayılacak katkılar sağlayan aynı zamanda bir düşünce ve aşk insanı da!Eğer böylesi olmasaydı yüreğinizi bükemezdi zira!…Hocam sonsuz saygılarım çok değerli şahsiyetinizedir …

Kitap:Ömer Akşahan

Tanıtım ve Değerlendirme:Filiz Kalkışım Çolak

www.kafiye.net


Tarih 27 May 2020 Kategori: Hacer Taner Bulut

LAMBADAKİ CİN

LAMBADAKİ CİN

Bir varmış, bir yokmuş… Eski zamanların birinde fakir bir delikanlı varmış. Bu delikanlı köylünün bağını bahçesini, tarlasını takkesini çapalar bellermiş. Bu sayede günlük yevmiyesini çıkartırmış.

Gel zaman, git zaman, delikanlının kapısı telaşla çalınmış.

Delikanlı hızla kapıya koşup, tokmağı çevirmiş. Gelen, köyün zenginlerinden Tahir Beymiş.

Tahir Bey nefes nefese:

“Hadi ne duruyorsun? Yüz dönüm tarla çapalanmak için seni bekliyor. Tez elden işe koyul. Yoksa bu yazı buğdaysız geçireceğim!” Deyince delikanlı:

“Dur hele Beyim biraz soluklan! Otur şuraya da şu işin ayrıntılarını bir konuşalım.” Demiş.

Bunun üzerine Tahir Bey:

“Bak oğul! Önceleri bu tarlalara hiçbir şey ekmeyeceğim diye kendi kendime söz verdim. Fakat uzaktaki ablam işsiz kalınca buraya yerleşme kararı almış. Bu durumda ben de tarlaları ekip insanlara aş, ekmek vermeliyim diye düşündüm. Eğer çapalamayı kabul edersen sana iki kese dolusu altın vereceğim. İşi de bir ayda bitirmelisin! Tek şartım budur.” Demiş.

Tahir Bey’in söylediklerini düşünen delikanlı:

“Ama Bey’im, o koca tarlaları bir ayda nasıl çapalarım? El insaf! Bir de senin tarlalar bildiğim kadarıyla, yıllardır çapa yüzü görmedi. Şimdi kaya gibidir oralar.” Deyince

Tahir Bey:

“Valla ben orasını burasını bilmem. Bu işi kabul edersen bir ayda tamamlamalısın. Yapamayacaksan şimdiden söyle ki ben de başımın çaresine bakayım!” Demiş.

Delikanlı bakmış, bey kararlı… Altınlarda aklına düşünce işi, çar çabuk kabul edivermiş.

Ertesi sabah erkenden çapasını, küreğini alıp, düşmüş tarla yoluna. Az gitmiş, uz gitmiş. Dere tepe düz gitmiş. Vara vara tarla başına varmış.

Hiç soluklanmadan çapayı toprağa vurmuş. Fakat o da ne? Toprak kaya gibi sertmiş. Yılmadan, usanmadan çapalamış. Tam bu sırada çapanın ucuna sert bir şey takılmış. Usulca çapayı kanırtmış. Çapanın ucuna takılan gümüş bir lambaymış. Bir anda lamba sallanmış. Etrafa dumanlar yaymış. İçinden de heybetli bir cin çıkıvermesin mi?

 Çıkan Cin, dile gelmiş:

“Dile sahip, dile… Dile ki derdine çare olayım!”

Bunun üzerine delikanlı cine dönüp:

“Ne dilersem olacak mı şimdi?” Diye sormuş.

Cin:

“Tabi ki ey sahip! Dile ki benim de pasım silinsin. Asırlardır bu topraktayım. Biri bulup beni çıkarsa diye dualar edip durdum. Şimdi tam sırası… Hadi” Diye haykırmış.

Bunun üzerine delikanlı önce bu gördüğün tarlayı çapala. Sonra da bir güzel belle. Ardından buğday ek!” diye art arda emirler yağdırmış.

Delikanlı bunları söyler söylemez, cin işini hemencecik bitirivermiş.

Delikanlı cine şaşkın şaşkın bakıp:

“Ooo, çok hızlısın! Şimdi de bana görkemli bir saray yap. İçinde uşakları, aşçıları ve muhafızları olsun. Bir de sarayda salına salına gezen nazlı bir dilber olsun .” Der demez delikanlının dibinde koskocaman bir saray bitivermiş.

Bunun üzerine oğlan hızla saraya dalmış. Kapıdan girer girmez üstü başı tıpkı padişahlarınki gibi gösterişli giysilerle donanıvermiş.

Sarayda ilerlerken karşısına çıkan tüm insanlar delikanlının ayaklarına kapanıp onu selamlıyorlarmış. Delikanlı gördükleri karşısında adeta dili tutulmuş.

Biraz daha ilerleyen oğlanı güzeller güzeli bir kız karşılamış.

Kız:

“Hoş geldin kocacığım! Bu gün çok yorulmadın inşallah!” Demiş.

Delikanlı şaşkın şaşkın:

“Kocacığım mı? Kız biz ne zaman evlendik? Diyecekmiş ki, cinin sözlerini hatırlamış.

Ardından her şeyi biliyormuş gibi kızı kucaklamış.

Gelelim bizim cine:

Cin görevini tamamlamanın rahatlığıyla, lambasına geri dönmüş.

Tahir Bey ise tarların bir günde çapalanmış olmasına bir türlü akıl sır erdirememiş.

Delikanlı ve eşi yıllarca sarayda mutlu mesut koca bir ömür sürmüşler.

Onlar ermiş muradına. Biz çıkalım Kaf Dağına…



Hacer Taner Bulut
www.kafiye.net


Tarih 26 May 2020 Kategori: Solmaz ŞİRVANLI

Hardan başlayam?

Hardan başlayam?

Hər gün güllər alıb gülə dönmüşəm,
Dönmüşəm nəğməyə,dilə dönmüşəm,
Vətən yada qaldı külə dönmüşəm,
Ağlaram,sızlaram, gözü yaslıyam,
Bilmirəm nə yazım,hardan başlayam?

Nə vaxtacan bağlı qalar bu yollar,
Tapdaq olar, dağlı qalar bu yollar,
Həsrət,hicran nağ(ı)lı olar bu yollar,
Könlüm xəzan olub,qar-yağışlıyam,
Bilmirəm nə yazım,hardan başlayam?

Yurdumuz qan ağlar namərd əlindən,
Sonaları ürküb uçub gölündən,
Şəhid anasının ağlar dilindən,
Eynim də açılmır, qəmə tuşluyam,
Bilmirəm nə yazam,hardan başlayam?

Əldə silah da yox,çaxam düşmənə,
Ğorəm ki,gəbərib,baxam düşmənə
Əldə qılınc ola soxam düşmənə,
Vuram təpəsinə,başın daşlı yam,
Nə yazım ay Solmaz,hardan başlayam?


Solmaz Şirvanlı
26-05-2020
www.kafiye.net