Zafere Doğru

Sevgili dostlarım, son günlerde Ankara toz duman olmuş, ortalık mahalle çocuklarının bile aklına gelmeyen ukalaca konuşmalar, hakaretler, ithamlar ile çalkalanıp duruyor. Ne acıdır ki bu konuşmaları, davranışları yapanlar bu ülkeyi yönetenler ile yönetmeye aday iken muhalefette kalmak durumunda kalan siyasiler. Aslında bu yapılan “Siyasi açılım” konusuna inanın değinmek bile istemiyorum. Ancak bir konu var ki söylemek zorundayım. Ulusun varlığının ve devamının bekası durumundaki Türk Ordusuna yapılan haksız eleştiri ve yaklaşımlar. İşlerine gelince askeri göreve çağırırlar, işlerine gelmeyince böyle demeç ve bildirimi olur diye yaygara koparırlar. Üstelik bu yaygaralarını da siyasi özgürlük ve düşünce özgürlüğünü ayırt edemeyen siyasiler ile sözüm ona yazar ve üniversitede öğretim görevlisi sözüm ona prof. larca yapılmaktadır. Ben bunlarla başınızı ağrıtmak istemiyorum. Sizler görsel ve yazınsal basından zaten izliyorsunuz.
Sevgili dostlarım, dünyada o kadar çok hızlı teknolojik ve siyasal yapı değişimi olmaktadır ki bu değişime insanlar çoğu zaman ayak uyduramıyorlar. Devletleri meydana getiren uluslar; çıkarlarını gözeterek yeni oluşumları meydana getirmekte ve ortak çıkarları doğrultusunda da olsa kendilerinin ULUS (DEVLET) olma özelliğinden kesinlikle ödün vermemektedirler. Kendi ulus çıkarlarını ön planda tutarak çalışmalarını yürütmektedirler. Gerekirse bulunmuş oldukları bu kuruluşlardan kendi çıkar ve ulus olma özelliklerini korumak için bulundukları kuruluşu terk etme ve ayrılmayı gündeme getirmektedirler. Kendilerinin istemedikleri bir başka devleti içlerine almada büyük bir zorluk çıkarmaktadırlar.

Avrupa Ortak Pazar Ülkeleri; ilk önce kendilerinin devlet ve ulus olma özelliklerini koruma altına almışlardır. Daha sonra ise bu kuruluşa katılan ülkeler ekonomik çıkarları doğrultusunda siyasi yapısını zedelemeyecek biçimde ortak çalışmalar yapmaktadırlar. Türk Ulusu olarak bizler de bu topluluğa üye olmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Ama bizim gibi eş zamanda üye olmak için başvuruda bulunan devletlerle aramızda bir fark oluşmakta ve onlara göre daha zahmetli bir girişimiz olacağa benzemektedir.

Ortak Pazar Ülkelerinin oluşturmuş olduğu bu kuruluşun dışında da yine; IMF, OPEC, G7 gibi önemli kuruluşlarda vardır. Bu kuruluşlarda da yine ilk önce ekonomik çıkar ve ulus olma özelliklerini yitirmeden ortak çalışmalar yürütmektedirler. Aslında ben sizlere bu kuruluşlardan bahsetmeyi bile düşünmüyorum. Benim asıl üzerinde durmak istediğim büyük zaferin bizlere neler düşündürmesi gerektiğidir. 22.Ağustos.1922 de başlayan, 26.Ağustos.1922 tarihinde büyük bir zafere dönüşen başarıya değinmek istiyorum.

“ Hiç şüphe edilmemelidir ki; Yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyetinin temeli burada atıldı. Ebedi hayatı burada canlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada sinmiş olan şehit ruhları Devlet ve Cumhuriyetimizin ebedi muhafızlarıdır. 1” Evet sevgili dostlarım. Mustafa kemal Atatürk, bu sözü ile ULUS (DEVLET) olma özelliğimizi ne güzel dile getirmektedir. Bundan 87 yıl önce Afyon / Kocatepe’de başlayan ve “ Ordular, İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri.” Sözü ile yurdun 9 Eylül 1922 de Yunan askerinin Ege Denizi’ne dökülmesi ile son bulmuştur. Daha sonra ise geride kalan ufak birliklerin yurdu terk etmesinin yanı sıra yurdumuzu işgal eden, İngiliz, İtalyan, Fransız askerleri birer birer terk etmişler.

Bu öyle bir zaferdir ki; Çanakkale meydan savaşını kazandığı halde müttefiklerimizin yenilmesi nedeniyle galip bir ulus masa başında mağlup ilan edilmiş ve toprakları işgale başlamıştır. Çanakkale zaferindeki Türk askerinin başarısını hemen unutan itilaf devletleri bu seferine Anadolu topraklarında hak ettikleri ikinci yenilgiyi bir daha tatmış ve koşulsuz olarak topraklarımızdan ayrılmışlardır. Bu önemli zaferin yıl dönümünü kutluyoruz şu sıralar sevgili dostlarım. Ama benim üzüldüğüm bir tarafı var bu zaferin. Bu zaferi kazandık ama bazı özel girişimlerle ki; Ermeniler dünya devletleri içerisinde bağımsızlık savaşından önce bazı göçleri kıyım olarak göstermektedir. Savaş sırasında olan kayıpları savaş kayıbı olarak değil de katliam olarak dünya uluslarına yıllardır empoze etmeye çalışıyorlar. Topraklarımızda gözü olanlar, ne yazık ki birleri dünya uluslarının önünde kötülemek için ellerinden gelen gayreti gösteriyor. Ermeniler ayrı, Yunanlılar ayrı çalışma içerisindedirler.

Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusu 3 yıl boyunca, başta İzmir olmak üzere; Uşak, Afyon, Balıkesir, Eskişehir, Aydın, Kütahya yörelerinde köy halkını, masum kadınları, çocukları kurşuna dizmiştir. Hamile kadınlarımızın karınlarındaki ceninleri süngüleri ile çıkartırken büyük zevk almışlardır. Birçok genç kızımız ve analarımızın ırzına geçilmiştir. Bu yapılanlar elinde silah bulunmayan Anadolu insanıdır. Ama savaş döneminde aynı işlemi Ermeniler de Doğu ve kuzey doğu Karadeniz’de aynı işlemleri bizler için yapmış ve kendileri yapmamış gibi bütün yapılanları bizim üstümüze atmaktadır.

Anadolu’da Yunan askerinin yapmış olduğu bu mezalim acaba bir soy kırım değil midir? Savaş halinde de olsa birinin elinde silah yok ise ona ateş açamazsınız. Ancak tesirsiz hale gelmesi için esir alabilirsiniz. Kaldı ki Anadolu zaferini kurşunumuzun yetmediği yerde yumruklar, baltalar, oraklar… bu büyük zaferi kazanmamıza neden olmuştur. Ben tarihçilerimize sesleniyorum. Ortada bu kadar belge ve deliller varken her gün yeni yapay belge sunan Ermeni ve Yunanlılara karşı ne zaman karşı harekete geçeceğiz? Yunanlıların Anadolu’da yaptıklarını savaş nedeniyle oluyorsa “KATLİAM”a, savaş değil de yapılanların bir “SOYKIRIM ” olduğu söz konusu ise bu durumu bizler neden uluslar düzeyinde bir çalışma yaparak haklılığımızı ve o şehit edilen ecdadımızın hakkını aramıyoruz? Şehit edilen o çocukların, anne rahminden anne sağ olduğu halde karnı yarılarak öldürülen ceninin, sonra ölüme terk edilen o annelerimizin Uluslar arası adalet mahkemelerinde aramıyoruz? Bu konuda neden sesimiz çıkmıyor.? Yunanlısı, Ermeni’si kurduğu lobilerle daima bizleri sıkıntıya sokmak için uğraşırken aynı lobileri bizler ne zaman kuracağız?

Evet Anadolu’yu Türkleştirmek. Anadolu’yu Türkleştirmek önemlidir. Anadolu’nun Türkleşmesi değil; önemli olan Türkleşen Anadolu’nun Türk Ulusunun çatısı altında yükselmesidir. Bilgi, beceri, deneyim ve teknoloji çağında dayanışma ve kardeşlik ilkesinde bu ülkeyi yükseltelim. Ulus olarak varlığımızın devamını sağlayalım. Zaferin yıl dönümünde şu soruları kendimize soralım. Bu güne kadar; bu zaferde bizim için şehit olan ecdadımızın hangi isteklerini yerine getirdik? On yılda yurdumuzu demir ağlarla örerken Atatürk’ün ölümünden sonra bu hızlı kalkınma neden gerileme gösterdi ve biz bu teknolojik ilerlemenin neresindeyiz? Ulus ve toplum olma özelliğinin neresindeyiz? Geleceğin genç nesli olan çocuklarımız için neler yapıyoruz.? Bize emanet edilen bu topraklar üzerinde biz emanetçiler bu güne kadar neler yaptık? Akşam olunca yatağa yattığımızda acaba bunların cevabını verebilecek miyiz, ne dersiniz? Bugün uzay çalışmalarının hızla yayılması, bilgisayar teknolojisinin sayesinde birçok kolaylığın sağlandığı bu günlerde bizler kendimize ne zaman çeki düzen vereceğiz? Bu vatanın kalkınması ve yükselmesi için neyi bekliyoruz hâlâ? Eğreti de olsa bu kalkınma için elimizi şu taşın altına sokalım artık.

“ Bir yurdun en değerli varlığı, yurttaşlar arasında ulusal birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygu ve kabiliyetlerinin olgusudur. Ulus varlığını ve yurt erginliğini korumak için bütün yurttaşların canını ve her şeyini derhal ortaya koymaya karar vermiş olmak, bir ulusun en yenilmez silahı ve koruma vasıtasıdır. Bu sebeple, Türk ULUSUNUN idaresinde ve korumasında ulusal birlik, ulusal duygu, ulusal kültür en yüksekte göz diktiğimiz idealdir. Yüksek ve inkılâpçı bir kültür seviyesine varmak için, önümüzdeki yıllarda daha çok emek vereceğiz. Müspet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir ve terbiyesinde kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek, ana siyasamızın açık dileğidir. 2”

Evet sevgili dostlarım. Sizleri fazla sıkmak istemiyorum. 86 yıl önce kanla, şehitlerle, ceninlerle bize emanet edilen şu topraklar üzerinde yeniden bir kalkınma hamlesini hep birlikte başlatalım. Hiç kimse de bana ne demesin. Bana dokunmayan misali olmaksızın çalışalım. Bizlere hangi şartlarda ve zeminde bu vatanın nasıl emanet edildiğini unutmayalım. Ulu önder Mustafa kemal Atatürk’ün “ Artık bütün gücümüzü; bu ülkenin kalkınmasına ve imarına harcayacağız.” Sözünü bir an önce kendimize şiar edinelim ve tatbik alanına koyalım. Yoksa her şeye geç kalacağız. Güneş her gün doğabilir, ama biz geç kalırsak doğacağı bu toprakların bir gün bir başkasının elinde olduğunu görüp üzülmesin. Kalın sağlıcakla.

İzmir. 31.08.2011
Hüseyin DURMUŞ

1) Mustafa Kemal Atatürk / ağustos 1924/ Zafertepe – Çalköy
2) Mustafa Kemal Atatürk /1935 ( Atatürk’ün T.T.B. IV, s. 573)