Kategoriler


Tarih 26 Haz 2019 Kategori: Hüseyin DURMUŞ

Bedava yemek yeme yolları!


Bedava yemek yeme yolları!

Sıkıcı bir yaz. Havalar alabildiğine sıcak. Bir taraftan da yaz okulu. Bu yaz nasıl geçer böyle. Hem iş hem okul hem sıkıntılar. İnsanlar imtihan için gelmiş. Yine de şikayet etmemeliydi kendi halinden.

– Merhaba 2 kişilik odanız var mı acaba?
– Var efendim, kimlik alayım.
– Buyurun, ücret ne kadar?
– 40 lira efendim.
– Buyurun odanın anahtarını.
– Teşekkürler.

Otelin lobisinde ki müşterilerle konuşmaya devam eder otel katibi.

– Bugün yine çok sıcak olacak. Allah dışarıda çalışanlara yardımcı olsun.
– Maşallah sen rahatın yerinde. Sen gölgede çalışıyorsun.
– Gölge de çalışıyoruz ama yemek saati geldi. 
– Hoca Sen bu işi bilmiyorsun. Senden önceki katip öğlen yemeğini de, akşam yemeğini bedavaya getiriyordu. 
– Nasıl beceriyordu ki?
– Burada yatan bir Ece amca var ya! Karni acıktığı zaman ona takılır, yemeği bedavaya getirirdi.
– Onun yaptığı usulu bana da bir öğretseniz! Ben de yemekleri bedavaya getiririm.
– Ece amca yaşlı biri. Yıllardır hep ölümü bekler bir türlü ölmez. Onun gibi bu otelde kalıp bazı gençler kalp krizi sonucu öldüler. O hep bunları imrendi.
– Bunun yemekle ne alakası var?
– Şimdi beni dikkatli dinle. Ece amca yanına geldiğinde, ona nasılsın deme! Uzun ömürler dileme! Sağlığın sıhhatin yerinde olsun deme!
– Eee, sonra!
– Onu gördüğün zaman; daha geberme din mi, Sen ne zaman gebereceksin. En kısa zamanda öl de senden kurtulalım. Sen bu dünyaya kazık mı çıkacaksın? Yeter be öleceksen öl de senin helvanı yiyelim! Ne gebermezmişsin yahu!
– Ben bunu söylersen dayak yemem değil mi? Hani yemek yemeyi Umut ederken dayak yemeyelim sonra. Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmayalım.
– Sen hiç merak etme, bunu söyle. Bak iyi adam lafın üzerine gelir.
– Şansımızı deneyeceğiz artık.
– Selamünaleyküm, bana haber geldi mi? Bugün mektup gelmesi gerekiyor.
– Ece amca, sana bir haber geldi. Bu habere sana aynen iletiyorum. Yalnız bu haber benden çıkma haberin olsun.
– Nasıl bir habermiş bu, çabuk söyle!
– Yahu Sen ne utanmaz adamsın! Her gün yiyorsun içiyorsun dolaşıyorsun sanki bu dünyaya kazık çakacaksın! Sen ne zaman gebereceksin? Senin yaşıtlarının hepsi gitti.
– Ne ne, bir daha söyle bakayım benim kuzum! Ağzından bal damlıyor.
– Diyorum ki sen bu dünyaya kazık mi çakacaksın? Hala gebermedin! Öleceksen öl artık, her gün seni burada görmeyelim.
– Ah benim güzel kuzum yavrum benim. Sen bugüne kadar neredeydin? Artık bir hafta boyunca öğlen ve akşam yemeğini benden. Sen benim için ne güzel dualar yapıyorsun! Sen benim için ne güzel hayırlar istiyorsun! Sen dünyada bir tanesin! Hadi hemen şu lokantaya gidelim yemek saati yemeğimizi beraber yiyelim.
– Tamam Ece amca gidelim hemen. Siz bakarak olun yan tarafta lokantada ben karnım bir doyurayım.
– Afiyet olsun afiyet olsun. Tatlısın yemeden kalkma.

Ece amca ve Katip yan taraftaki lokantaya geçerler. Güzel bir öğlen yemeği yerler. Tekrar otele dönerler. Ece amca yorgun olduğu için odasına gider. Katip masanın başına geçer kendisine öğlen ve akşam yemeğini bedavaya getirten otel müşterisine çok teşekkür eder.

Akşama olmuştur. Otel katibi kitapları koltuğun altında okulun yolunu tutar. Bugün yaşam içerisinde yeni kurallar öğrenmiştir. İnsanların zaaflarından yararlanarak yaşamı bedavaya getirmenin yollarını öğrenmiştir. Bazıları küfürden bazıları da yağcılıktan anlarmış. Şu dünya hali gel de sinirlenme şimdi.

Konak/ 08.08.1978
Hüseyin Durmuş
Emekli edebiyat öğretmeni
Şair yazar
www.kafiye.net


Tarih 26 Haz 2019 Kategori: Filiz Kalkışım Çolak

Merdo


Merdo

Kalk gidelim dağlara 
Kekik kokusuna
Gurubu kızıl saçlarından içelim kanasıya

Şafak sökmeden; 
Ayın mavi yağmur banyosunda,
Islatalım efkarın yanık bestesini Merdo.

Bir kuş sürüsünün dansı altında, 
Çoban yıldızının;
Geceye soyunan ince teninin seyrinde, 
Kozalaklara dolan sarhoş yüreklerimizi
Vaktin kıpırtılarında yudumlayalım.

Haydi !
Merdo;çıkalım Bozyer dağlarına,
Ucu açılan gönül mektuplarımdan sana 
Sarhoş nüshalar indireyim.
Sincaplar çıkartsınlar gövdesinden
Yaşlı çınarların meraklı bakışlarını,
Meşe palamutları çatırdasın meşkinden!

Türkülerime kök salan;
Saçlarının siyah telleriyle yüreğimin,
Gelgitlerine vuran hasretleri dindireyim!

Ak ellerimden dağılsın geceye nağmelerin!
Alaca tutan yemişleri,
Karıncalar uyansınlar uykularından, 
Toplasınlar arda kalan kırıntılarını yüreklerimizin.

Ebabiller konsun ucuna,
Cızıldayan sabahlarımın 
Su içsinler yaramın sana ağlayan
Saydam gözelerinden Merdo!

Gel !
Merdo; pınar başında yerlere saçılan, 
Al kanlarından bana,
Mahsuni üflerken ölümsüzlüğün ensesine,
Yanına düşen yüreğimin 
Bucaksız kanatlarıyla.
Dudaklarımızın izlerine ovalanan yıldızların,
Kristal katrelerinden damıttığım 
Kanlı sonumuzu alıp getiren ırmak boylarına!

Yeşil çimenler arsında seken,
Serçelerin cıvıltısı süzülüp 
Kara kısrağının yelelerinden, 
Umut eksinler aşkın coğrafyasında
Kavuşamayanların meramına.
Beyazları giymiş ruhumuza savrulurken
Morlu çiçeklerin doğum aşıları
Yaşmağımın oyasında sana açan 
Orman güllerinin coşkusundan 
Gel Merdo!

Merdo namus, 
Merdo şeref ,
Merdom sevdam !

Serilmeden örtüsü suskunluğumun, 
Omuzlarda kırılan yasına.
Sana türküler söylediğim;
Dilek Tepesinin yoncalı sırtlarından,
Yollarına çözülen,
Mavi fistanımın kuşağını
Boynuna dola da gel!

Bulutlar düşmeden yatağından göğün,
Dağlar yeşil kirpiklerini takmadan, 
Sinelerine göğün tutuşmadan, 
Yeşil ile mavinin tutkulu dansı 
Gün kurusu düşlerde…

Siyah örgümü kesip attığım pınar başında
Ağıtlarımın boğduğu soluğuma
Soluğundan soluk ver Merdo’m

Kara yağızım, 
Sevdiğim,
Buğday kokulum aşım…

Kavuşunca rüzgarı kara kısrağınla;
Diz çöküp elini öpeceğim ilkin,
Kabak saplarını yüreğimin 
Uçuk deryasına atıp 
Aşkımdan nargile yapacağım sana.
Kekik sarıp çınar yapraklarından;
Bir cigara yakacağım o vakit bende!

Kasketinle su taşıyacağım sana,
Dorukların kristal göletlerinden,
Menevişlerimde demlediğim sevdamızdan,
Çay süzeceğim!

Güvercin sütü sağıp aş katacağım
Mavi çatılı ocağımıza!

Üzerimize çekip mehtabı
Gireceğim sıcacık koynuna.

Sen uyanmadan henüz sevincime
İlk ışıklarını emip güneşin 
Bakışlarının düş sayıklayan uçlarına, 
Bırakacağım usulca…

Mahsuni Şerif ;
Sevda çalacak bizden o an!
Sazının ahenginde salınacağız sonsuza değin,
El ele diz dize.

Kuyruklu elbisesi dizlerimden taşan
Yeşil topuklu kibirli çayırlardan, 
Köyümün kokularını koparacağım kısrağımıza
Dolu dizgin koşacağız,
Göğün yeşil yurtlarında Merdo!

Bir kız bir oğlan doğacak, 
Bembeyaz gelinliğimin eteklerinden kucağına,
Koşturacaklar bahçemizin susmayan coşkusunda
Kehribar tesbihin 
asılacak boynundan umutlarımızın!

Gel!
Sevdiğim kavuşalım artık!
Susmasın bağlaması aşıkların! 
Düşmesin yanıbaşımıza acı!

Etme !
Merdo kalk gidelim!

Bak !
Dağlar sırtladı özgürlüğümüzü 
Uzat boşlukta kalan ellerime ellerini!

Haydi!
Merdom; daha türkülere sevdamızın kınasını yakacağım …

Filiz Kalkışım Çolak
www.kafiye.net


Tarih 24 Haz 2019 Kategori: Hacer Taner Bulut

TİLKİNİN OYUNU


TİLKİNİN OYUNU

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın günü çokmuş. Tilki, tavuk da bolmuş.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, eski zamanlardan birinde bir çiftlik varmış. Bu çiftlikte üç tavuk yaşarmış. Bu tavuklar birbirlerinden hiç ayrılmazlarmış. Bu da onları tehlikelerden korurmuş.

Gel zaman git zaman çiftliğe bir tilki dadanmış. Tavukları görünce kendinden geçmiş. Ağzı fena halde sulanmış.

Kendi kendine:

-Oooo! Ne iri tavuklar. Tam ağzıma layık! Acaba yahnisini mi yapsam? Yoksa kavurmasını mı yapsam? Demiş.

O günden sonra da aklı fikri tavuklarda kalmış. Onları izlemeye koyulmuş. Bir açıklarını bulunca da saldıracakmış.

Fakat bu üç tavuk yapışık ikizler gibi birbirinden hiç ayrılmıyorlarmış. Bu da bizim tilkinin işini zora sokuyormuş.

Tilki, ‘’Onları kandırıp ayırmanın bir yolunu bulmalıyım’’, diye düşünmüş.

Hemen plan yapmaya koyulmuş. Düşünmüş, taşınmış. Aklına bir takım planlar gelmiş.

Ardından çiftliğe girip tavukları selamlamış.

Tavuklar çiftlikte tilkiyi görünce tedirgin olmuşlar. Tabi bir o kadar da şaşırmışlar. Aralarından en cesuru sormuş:

-Hayrola! Tilki kardeş. Senin ne işin var burada?

Tilki:

-Ah sormayın güzel bayanlar! Sahibiniz çok hasta. Sizin yemlerini vermem için beni görevlendirdi. O iyileşene kadar ben geleceğim demiş.

Tilki hiç aksatmadan tavukların yemlerini sularını vermiş. Bu sayede de tavukların güvenini kazanmış.

Bir sabah tilki karatavuk Çakıl’ın yanına gidip şöyle söylemiş:

-Çakılcığım! Bak sana ne anlatacağım. Fakat anlatacaklarım aramızda haaa!

Çakıl:

-Seni dinliyorum tilki kardeş, demiş.

Tilki:

-Senin şu arkadaşların var ya! İşte onlar her sabah senden habersiz fazladan yem alıyorlar. Sonra da onları senden gizli yiyorlar. Kendi gözlerimle gördüm demiş.

Çakıl öfkeyle:

-Nasıl olur? Biz anlaşmıştık. Hiç kimse birbirinden habersiz fazla yem yemeyecekti, demiş.

Tilki:

-Orasını bilmemem valla! Ben gördüklerimi söyledim. İnanıp, inanmamak sana kalmış, demiş.

Çakıl öfkeyle kümese girip arkadaşlarıyla bir güzel kavga etmiş.

Sonra da onlardan ayrılıp çiftliğin başka köşesine gitmiş.

Tilki bu sayede Çakıl’ı arkadaşlarından ayırmayı başarmış. Şimdi sıra Karamel’deymiş.

Bir sabah sinsice Karamel ’in yanına gidip:

-Merhaba! Tavukların en güzeli! Sana kraliçe karamel diyebilir miyim? Demiş.

Karamel kendini beğenmiş tavrıyla:

-Tabii ki diyebilirsin. Bu beni çok mutlu eder, demiş.

Tilki:

-Bak kraliçem sana çok önemli bir şeyden bahsedeceğim, demiş.

Karamel merakla:

-Evet, Söyle. Beni merakta bırakma deyince tilki:

-Senin şu arkadaşın Bıdık var ya!

Karamel:

-Evet, var.

Tilki:

-İşte o, her gün senin dedikodunu yapıp duruyor. Yok, efendim çok şişmanmış. Yok, aramızda en çirkin tavuk Karamel’miş. Miş de miş. demiş.

Bunları duyan Karamel soluğu Bıdık’ın yanında almış.

Sonra da saç saça baş başa tutuşmuşlar kavgaya.

Bu sayede bizim kurnaz tilki ulaşmış emeline.

Bir gece Çakıl’ı yemiş. Ertesi gece Karamel’i, en sonunda da Bıdık’ı yemiş.

Sonra da oradan ayrılıp, başka çiftliklere gitmiş.

Daldan üç elma düşmüş. Biri sana, biri bana, biri de dinleyenlerin başına.

Hacer Taner Bulut
www.kafiye.net

 


Tarih 24 Haz 2019 Kategori: Hacer Taner Bulut

GÜNEŞ İLE KONUŞAN ADAM


GÜNEŞ İLE KONUŞAN ADAM

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Çok eski zamanların birinde bir gezegen varmış. Bu
gezegeni güneş ısıtır, aydınlatırmış. Bir gün güneş her gün, her gün doğmaktan bıkıp usanmış.
Bir gün de doğmayıvereyim ne olacak, demiş.
O doğmayınca gezegen bir anda karanlığa bürünmüş. Gezegeninin ısısı bir anda düşmüş. Her
yeri buz kaplamış.
Burada yaşayan canlılar, bu durum karşısında telaşa kapılmışlar. Güneş bir daha doğmazsa
yok olacaklarını biliyorlarmış.
O gün çiçekler bir bir solmuş. Hayvanlar yavaş yavaş inlerine girmiş. İnsanlar ise ateş
yakarak ısınmaya çalışmış. Fakat bunların hiç biri çare olmamış.
Bunun üzerine insanlar bir araya gelip düşünmüşler. Aralarından birini seçip, güneşe
göndermişler.
Bu kişi Amoz adında cesur, genç bir delikanlıymış.
Amoz az gitmiş, uz gitmiş. Dere tepe düz gitmiş. Vara vara en yüksek dağın tepesine varmış.
Önce güneşe seslenmiş:
-Eyyy! Nazlı güneş! Nerelerdesin? Ne olur göster güzel yüzünü. Göster ki gezegenimiz
aydınlansın. Göster ki canlılar ısınsın, demiş.
Bir müddet sonra derinden bir ses duyulmuş. Bu ses nazlı güneşin sesiymiş.
Güneş:
-Merhaba! Delikanlı. Beni güzel uykumdan uyandırmaya utanmıyor musun?
Amoz:
-Ne olur uyan. Bak sensiz nasıl da perişanız, demiş.
Güneş:
-Doğmasına doğarım fakat sizin de yerine getirmeniz gereken bir takım şeyler olacak demiş.
Amoz merakla sormuş:
-Nedir şartların nazlı güneşim? Söyle hemen yerine getirelim, demiş.
Güneş:
-Bundan sonra gökyüzünü kirletmeyeceksiniz. Ben sizin yüzünüzden nefes almakta
zorlanıyorum. Bu da beni yorgun düşürüyor, demiş.
Bunun üzerine Amoz:

-Sana söz veriyorum nazlı güneş. Bu günden itibaren gezegenimizi temiz tutacağız, demiş.
Güne sözünü tutup sarı yüzünü göstermiş.
Amoz buna çok sevinmiş. Ona teşekkür edip oradan ayrılmış.
Az gitmiş, uz gitmiş. Dere tepe aşarak, çayır çimen biçerek evine varmış. Tüm canlıları başına
toplamış. Sonra da güneşin şartlarını anlatmış. Hepsi de şartları kabul etmiş.
O günden sonra gezegen tertemiz olmuş. Güneşte her gün doğmuş.
Onlar ermiş muradına biz gidelim Kaf dağına.

Hacer Taner Bulut
www.kafiye.net

 


Tarih 22 Haz 2019 Kategori: Tamara Rustamova Tənha Bulud

ÇƏK GÖRÜM


ÇƏK GÖRÜM

Rəssam ,çağır təbiətin ruhunu
Hər gülünü ,çiçəyini çək ,görüm.
Aşıq sazın kökləyəndə qəm üstə,
Ruhanini, Dilqəmini çək, görüm,
Bacarırsan ,ürəyimi çək, görüm!

Çıçəkləri, güllü yazı çəkərsən,
İpək teli , qara gözü çəkərsən,
Bir sevdalı gözəl qızı çəkərsən,
Təmənnasız sevməyini çək, görüm,
Bacarırsan ürəyimi çək, görüm.

Mat qalmışam Yaradanın səbrinə,
Xitam verib bir cavanın ömrünə,
Şəhid atasının övlad qəbrinə
Çöküb ,ağı deməyini çək, görüm,
Bacarırsan ürəyimi çək, görüm!

Qara ilə qarışdırırsan ağı
Sən çəkmisən əsgərimin yanmağın,
Təkcə qolu basdırılan torpağı
Müqəddəs pir görməyimi çək, görüm,
Bacarırsan ürəyimi çək görüm!

Qədri yoxmuş çörəyimin-duzumun,
Kəsəri yox sohbətimin-sözümün,
Qəbrə girən ümidimi, arzumu,
Kəfən geyən diləyimi çək ,görüm
Bacarırsan ürəyimi çək, görüm!

Tənha Bulud dünyasında qəribdi,
Gülzar əkib, tikanları dəribdi
Bu dünyanın hər üzünü görübdü,
Ağlayaraq gülməyini çək, görüm
Bacarırsan ürəyimi çək görüm!

TAMARA RÜSTƏMOVA TƏNHA BULUD/ “Xəzinə-2 dən”
www.kafiye.net

 


Tarih 22 Haz 2019 Kategori: Govhar Rustamova

HESED.(roman) 78.


HESED.(roman) 78.

Arzu da çevrilib qapıya teref baxdı.Sevilin donuq baxışları diqqetinden yayınmadı.Özlüyünde”belke de bele yaxşıdır,-fikirleşdi,-eşitdiklerinden yeqin ki,bir ibret dersi alar.Düşüner,götür-qoy eder…Anamızın halına acıyar.Davranışı,heyata baxışı,insanlara münasibeti deyişer…”.

-Hmm…,-Sevil qısa aradan sonra dillendi,-demek bele…,-otağa keçib,divanda,anasının yanında eyleşdi,-doğma anam ve bacım meni hansısa ruhi xesteye benzedirler.Aferin! Artıq şerhe ehtiyac yoxdur!,-dodağını dişledi,-heyatın çox eybecer qanunları var;doğru söz danışanı heç kim sevmir,gözümçıxdıya salır,sonda da…deli damğası vurulur.Haqsızlıq…her addımda haqsızlıq…

-Sene heç kim heç bir damğa vurmur,bacı,-Arzu temkinle cavab verdi,-anamız öz gencliyini,ötenleri-keçenleri,-gülümsemeye çalışdı,-atamızı xatırladı.Sen o vaxt körpe idin,amma menim beş yaşım vardı. Atamız xatirimdedir.İşden qayıdanda meni qucağına alıb ezizlemeyi,üzümden-gözümden öpmeyi de yadımdadır.Men de…men de…onun qalın qara saçlarını,-gözleri doldu,-ele hey qarışdırardım,bundan zövq alıb ucadan gülerdim.O da mene qoşulub gülerdi…Heyat o zaman ne gözelmiş,ilahi!…-

-Yaxşı qızım,-Zehra söhbeti deyişmeye çalışdı,-Allah atana rehmet elesin,ruhu size duaçı olsun.Qismet beleymiş,elimizden heç bir şey gelmir.Biz onun ruhunu yalnız gözel emellerimizle şad ede bilerik.
-Eledir,-Arzu anasını qucaqladı,-heyatımız boyu da buna çalışmalıyıq.

Sevil bir söz demeyib sakitce divandan qalxdı.Anası ile bacısına zendle baxıb otağına teref getdi.
Özünü bigane göstermeye çalışsa da,eşitdiyi sohbetden möhkem tutulmuşdu.Daxilindeki hissleri hele ki,ayırd ede bilmirdi.Anasının son sözleri onu ister-istemez düşünmeye vadar edirdi.Atasızlığının ağrısını içinde gezdiren,etrafında hamını günahkar hesab eden bu qız qefleten yuxudan ayılmışdı sanki.”Biz onun ruhunu yalnız gözel emellerimizle şad ede bilerik.”Anasının sözlerini döne-döne özlüyünde tekrar etdi. Emellerimizle…Hansı emellerimle?,-özüne sual verdi,-paxıllıq,hesed,kin-küduretlemi?En yaxın refiqeme atdığım şer-böhtanlamı?Yekexanalıqlamı?Men hetta…doğma bacımın da sevincine şerik ola bilmirem, xoşbextliyine mane olmağa çalışıram.Axı niye?,-daxilinde sanki telatüm baş qaldırdı,-Onun xoşbextliyi ele menim xoşbextliyim deyilmi?Yazıq anam …atamın xeyalları ile yaşaya-yaşaya bizi böyütmekden ötrü hansı eziyyetlere qatlaşmayıb?Gencliyini,gözelliyini,her şeyi,…her şeyi qurban verib… bizi dolandırmaq üçün başqalarının qapısında qulluqçuluq etmekden de çekinmeyib.Bütün heyatını şerefle yaşayıb,halal zehmetile bizi erseye çatdırıb.Bundan artıq ne etmeliydi ki?,-başını ellerinin arasına aldí,-aman Allah! Men bu vaxta qeder kar,kor idimmi?Yoxsa,qeflet yuxusundaydım?Sanki möhkem bir şille meni ayıltdı.Hele…ilahi,Nübar kimi bir refiqeye etdiklerim…Onun ailesine yaşatdıqlarım…Refiqe xala kimi meleksima qadına çekdirdiklerim… Zaurun qelbine zorla yol tapmaq isteyim ve evezinde nifret qazancım…uffff…aman ya Rebbim! Men neler etmişem!!! Bu insanların günahı nedir axı?,-Sevil özü de hiss etmeden iç dünyası,daxili alemi,en esası da vicdanı ile tekbetek qalmışdı.Onun sualları qarşısında çox cılız ve aciz idi.Özünü müdafie etmeye,hereketlerine haqq qazandırmağa üzü yox idi…Edaletsiz hesab etdiyi heyat ona öz edaletini sübut etmekde idi…

“Anam düz deyir,-düşündü,-atamın ruhu mene…mehz mene göre narahatdır.Çünki men özümü ne anama,ne de ona layiq aparmıram.Heyatdan intiqam almağa çalışdıqca,ezilirem,alçalıram,simamı itirirem.Gözden düşürem.Budurmu atamın ruhuna hörmetim?Anamın haqqına qedir-qiymetim?Aman Allah!Böyüksen,keç günahlarımdan,meni bağışla.Atamın ruhunu narahat olmağa qoyma…,-gözlerinden süzülen yaş yanaqlarını islatdı.

Bu an o,anasından da,bacısından da,hamıdan,hamıdan döne-döne üzr istemeye hazır idi.Vaxtile mürgüleyen,indi ise oyanıb onu mühakime eden vicdanı qarşısında anbaan sıxılırdı.Beli,sözün esl menasında vicdan ezabı çekirdi.

Bibisinin anasına çekdirdikleri…İnsanlığa sığmayan davranışları ile hiddet doğuran bu qadın…ve…Sevilin onunla müqayisesi…Bunlar onu çox ciddi düşünmeye vadar edirdi.O,heç vaxt bele sarsılmamışdı.Özü öz gözlerinde bu qeder kiçilmemişdi.

Yerinden qalxdı.Otağın qapısını açdı.Anası divanda mürgüleyir,Arzu yuyulmuş paltarları sessizce ütüleyib,seliqe ile üst-üste yığırdı.
Sevil otaqdan çıxdı.Sakitce divana eyleşdi.Anasının den düşmüş saçlarına,qırışmış üzüne mehebbetle baxdı,gülümsedi.Ellerini ehmallıca tellerinde gezdirdi.Zehra gözlerini açdı.Evvel bir şey anlamasa da,sonradan divandaca yuxuya getdiyini başa düşüb gülümsedi:

-Heee,-dedi,-sakitlikde yuxu meni aparıb.Gözlerim sözüme baxmayıb.
-Gözlerine qurban olum,ana!,-Sevil eyilib onun her iki gözünden öpdü.
-Allah elemesin,ay bala,-Zehra çaşqınlıqla qızına baxdı,-men sene qurban.Ne olub qızım?
-Senin tellerine de,üzüne de, o yorğun gözlerine de qurban olum,ana.Bağışla…meni bağışla…
Zehra qaşlarını çatıb qızına baxdı:

-Ay bala,ne olub sene gece vaxtı…belke…men yuxumu qatmışam?
Sevil onu tekrar öpdü.Gülümseyib Arzuya baxdı.Qız elinde ütü,heyretle ona baxırdı.
-Sen de meni bağışla,bacı,-Sevil yerinden qalxıb Arzuya yaxınlaşdı,üzünden öpdü:
-Senin üreyin yuxadır,-zarafata keçdi,-sen tez bağışlayacaqsan,bilirem,menim melek bacım.Her ikinizden üzr isteyirem.Ele…atamın ruhundan da…

ARDI VAR.

Gövher  Rustamova
www.kafiye.net

 


Tarih 20 Haz 2019 Kategori: Filiz Kalkışım Çolak

Kötü Yaşam Koşulları Ölümler …


Kötü Yaşam Koşulları Ölümler …

Kötü yaşam koşulları ve yetersiz besleneme sebebiyle ülkemizde sadece yılda 5000, 5 yaş ve altı bebeğin öldüğü yapılan araştırmalarla netlik kazanmıştır.Son on yılda yapılan araştırmalar gösteriyor ki !Ülkemizde gerçekleşen bu vahim vakaların , doğduğu topraklardan, işsizlik ve geçim sebebiyle büyük şehirlere dolayısıyla kentleşmenin yoğun olduğu bölgelere yapılan göç artışı neticesinde; yaşam mücadelesi veren ailelerin çocukları olduğu görülmektedir.Tarafımızdan yürütülen çalışmalar neticesinde, bu ailelerin kaldıkları evlerin yaşanılmayacak durumda ; rutubetli güneş almayan,ısınma sorunun yaşandığı hatta odun kömür gibi ihtiyaçlarını karşılayamadıklarını tespit ederken ailelerin ortalama 4 ile 7 çocuğu olduğu ve çocukların açlıkla karşı karşıya kaldıkları çalışmalarımızla kayıt altına alınmıştır.

Genellikle İnşaaat sektöründe ,sosyal güvencesi olamadan çalıştırılan evebeynlerin devletten belirli yardımlar alarak ayakta kaldıkları gözlemlenirken çalışan kişilerin % 70’inin tüberküloz hastası olduğu ve tedavi edilemediği için genç yaşlarda (16 , 42 ) hayatını kaybettikleri izlenmiştir. Bu kişilerin çocuklarında da aynı hastalığın görüldüğü ve bazı ailelerin karantinaya alındığı araştırmalarımız sonucu netlik kazanmaktadır. Yine en son yürütülen çalışmalara göre ülkemizde veremle savaşta büyük ilerlemelerin yaşandığı 1970’li yıllardan sonra neredeyse bu hastalığın %100 ortadan kaldırıldığı gözlemlenirken ,2006’dan sonra hastalığın tekrardan ortaya çıktığı ve seyri %16,18 olarak görülürken %30 gibi çok ciddi bir atışla hastalığın yeniden toplumumuzda nüksettiği gözlemlenmiştir.

Sevgili dostlarım bu durumu yüzdelik olarak revize ettiğimizde her 4 kişiden 1’inde verem mikrobunun olduğu ortaya çıkarken kayıt altına alınamayan 2.200 verem hastasının olduğu ve ülkemizde kayıtlı hasta sayında her yıl 1000 kişinin öldüğü görülmektedir. Hastaların %36’sı akciğer veremi iken %41’i lenf bezi ve diğer organlarda rastlanılan verem çeşidi olduğu saptanmıştır. Hastalığın %59 erkeklerde izlenirken %41 kadın olduğu gözlemlenirken tüberkiloza yakalan kişi sayısında İstanbul’un birinci sırada olduğu anlaşılmaktadır.Dolayısıyla bu kişilerden doğan çocukların ilk belirlemelere göre çok ciddi tehtit altında oldukları ve çocukların 5 yaşına gelmeden öldükleri kayıt altına alınmıştır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, aşısı bulunduktan sonra ortadan kalktığına inanılan tüberküloz (verem) hastalığına, her yıl ortalama 8 milyon kişi yakalanıyor ve 3 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor.Ülkemizdeki oranlara bakıldığında yine 2006 sonrası yapılan çalışmalarda, her yıl 20 bin yeni verem vakasının ortaya çıktığı ve her hastanın 10,15 kişiye bu hastalığı bulaştırdığı gözlemlenmektedir.

Yine kayıt altına alınamayan doğumlarda 3000 ile 4000 arası bebeğin daha kötü yaşam koşulları yetersiz beslenme gibi sebepler suretiyle 5 yaşına gelmeden öldüğü tahmin edilmektedir.Dolayısıyla ülkemize kaçak yollarla giren mültecilerin toplumumuza verem mikrobunu bulaştırdığı yapılan araştırmalarla ayrıca tespit edilen diğer nedenler arasındadır. WHO’dan (Dünya Sağlık Örgütü) alınan veriler incelendiğinde Asya ‘da verme mikrobunun en az 3 kişiden birinde görülme sıklığına rastlanırken 2006 öncesinde Amerika Avrupa gibi AIDS gibi mikropla mücadele ederken tüberküloz mikrobuna rastlanılmadığı ancak ülkeye kaçak yollarla giren mültecilerden sonra ülkede verem mikrobunun görüldüğü saplanmıştır. Ülkeler; yaşam koşulları, inanç, kültürel düzen, ahlak kaidelerine bakıldığında vatandaşlarında görülen hastalıklar farklılık gösterirken son on yılda hastalık seyirlerinin ülkelerde değiştiği; yine yapılan, psiko –sosyo araştırmalar neticesinde netlik kazanmıştır.

Bölge bölge ülkemizde, yürütülen saha çalışmalarında , görülen içler acısı tablolar karşısında bir toplum bilimci olarak yaşadığım üzüntünün dehşet boyutun, altını çizerekten ,gelinilen nokta neticesinde ülkenin çağdaş medeniyetler seviyesi altında olduğunun üzülerek diğer meslekdaşlarım gibi belirmekten kendimi alı koyamayacağım. Eğer bir ülkede bebek ölümlerinde, hastalık çeşitlerinde ,hatta karanlık çağlardan süregelen bir takım hastalıklarla hala mücadele ediliyorsa durum sanırım tamda bu şekliyle de özetlenmiş olacaktır. Ölüm hızı denilen, bir gerçek var ki! Henüz 1 yaşına gelmeden en az günde 53 bebeğin öldüğünün gösterildiği bir sistematik tablodur ki!

Gelişmekte olan ülkelere bakıldığında Zambia ,Bangladeş ,Yemen ,Sudan vb. ülkelerde 5 yaşını geçen bir çocuğun yaşam süresi ortalama 33 yıl iken ülkemizde de durumun pek parlak olmadığı bebek ölüm oranlarına bakıldığında 5 yaşın aşan bir bebeğin eğer kötü yaşam koşulları altında doğduğu kayıt edilmişse bu ülkelerden daha iyi olduğumuzu söyleyemeyeceğim ki bu oranın%40,43 arasında olduğu bilinmektedir.

Özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde sıklıkla görülen bebek ölüm oranların da başı Bingöl çekerken en düşük ölüm oranlarının yaşandığı ilin ise %20 ile Rize olduğu saptanmıştır. Doğu illerini sırasıyla Hakkari ,Van , Kilis, Diyarbakır izlerken yine Bartın ve Giresun’da ölüm oranlarının oldukça düşük olduğu saptanmıştır. Bir ayını tamamlayamadan ölen bebeklerin oranı 2014 yılında %67,1 iken 2015 yılında %64,2 oldu. Ölen bebeklerin 2015 yılında %13,4’ünün ilk gün, %30,2’sinin 1-6 günlükken, %20,6’sının ise 7-29 günlükken yaşamını yitirdiği görülmüştür.

Ölen bebeklerden 1-4 aylıkken yaşamını yitirenlerin oranı ise %22,9 olduğu yine yapılan psiko –sosyo araştırmalarla netlik kazanmıştır.Özetle dostlarım ülkemizde yılda 5000 bebeğin 5 yaşına gelmeden ve her 1000 kişiden 4000’inin kötü yaşam koşulları sebebiyle 16 ile 42 yaşlarında hayatını kaybettiği revize edilmiştir.Evet sevgili dostlarım ,eğer bir ülkede açlık, sefalet, eşitsiz adaletsiz bir dağılım söz konusuysa ve proleter denilen bir sınıfın oranın oldukça yüksek (işçi sınıfı) olduğu gözlemleniyosa o ülkede ; ekomik ,sağlık ,eğitim ,ulaşım ,yerleşim vs gibi bir çok alanda çok ciddi sorunlar yaşandığı anlaşılmaktadır .Uygarlık medeniyetler seviyesine ulaşmakta ki tek etken ise kaynakların adaletli dağılımı işletilmesi ,değerlendirilmesi ,nitelikli eğitim , dolayısıyla halkın refaha kavuşturulmasıyla gerçekleşeceği öteyandan süregelen araştırmalara önemini korumaktadır .

Diğer yandan bakıldığında ülkede halen,çalışan yoksul denilen (karın tokluğu)bir kesimin çığ gibi büyüdüğünden söz ediliyorsa yetkililerin, yeni iş sahaları geliştirmeleri, yığılmaların önünü almaları iş gücüne göre dağılım yapılmasını sağlamaları yönünde de yeni çalışmalar ,düzenlemeler yapmaları , gerekmektedir. Ayrıca halkın bilinçlendirilmesi eğitilmesi sebebiyle toplumbilimcilere sahada aktif çalışma fırsatı verilmesi ,gerekli çalışmaların bir an önce başlatılması şart olmaktadır.Sosyal devlet olmanın farkındalığıyla bu engellerin aşılması uygulamaya geçilmesi gerekmektedir. Daha aydınlık ,yaşanılabilir ,doğal kaynakların korunduğu ,yaşam sahalarının yenilendiği ;milletçe, milli birlik ver beraberlik içerisinde nefes alabileceğimiz yarınlar dileğiyle…

Sosyolog /Sosyal uzman :Filiz Kalkışım Çolak
www.kafiye.net

 

 


Tarih 20 Haz 2019 Kategori: Filiz Kalkışım Çolak

Güvercin Avlusu


Güvercin Avlusu

Sirenler düşürüyor bakışların ayazlarıma
Sensizliğime direndiğim senliğim suskun

Gidişinin protest sancılarından boşalıyor
Çığlıklarıma yakamozlar

Aciz dilleri, elleri ,seni tutmayan kökleri vaktin…

Kalleşliğinin izleri avaz avaz haykırıyor
Tam ortasında onyedili koynumun
Duruşunda bakır tutan gözleri safir güllerimin
Vurgusu postallarında düğüm düğüm
Haydut ayartan ıslığından karanlığın
Korkularımın uzuvlarına yetişiyor

Devrik bir sevda güvercin avlusunda 
Ağır yaralı 
Ölüsüne arşın arşın kurşun yağdırıyor
Rüyalarıma küsen gözlerin…

Ah!uçurtma sevincine çocukların 
Rüzgar giydiren soluğu doruklarımın

Es geçlerimden baharlara süzülen nisanlarım
Bir çekimlik kenevir sarhoşluğundan,
Kopup gelen cesaretim, deliliğim…

Türkü türkü yangınlarımda dolaşan sevabım
Kanımda ki zehir, günah, neredeler!

Çık gel!
Be kahrolası üzümler,
Uçlarında salkımlarımın kırmızı şaraba kesti

Dudaklarımda kanyağa sevdalı 
Ayyaş şopar!

Çift fıskiyeli endamda
Yüzgeçleri mercan avuntulardan aşırma gençliğim!
Zamansız uğultum,
Begonvil krizlerime aldanmış,
Bir parça gök mavisi.

Solungaçlarıma inen, bir nefes aşk
Olmuyor işte,
Psikopata bağlıyor duraklar
Portelerimin dizisi darmadağın 
Derinliklerimde tutuklu ışığı şafaklarımın

Gel !Dürt 
Aynı nakaratta takılıp kalan plağını kapakcığımın,
Tik taklarına vurup durmasın solfejlerimin

Öyle! Bakmasın Halikarnas Yazı
Böğürtlenlerimden geçip giden kortejlerine gençliğimin
Körfezde çillerinden topladım güneşlerime
Sarı desenli fistanımda
Buhrana dönen ferine gülüşlerinin

Hayallerime dolan 
Tan çiseciklerinde çırpınan martıları Bodrum’un
Öyle bakmasınlar!

Zührelerimde ki çıplak nişanda sızısından sevişlerinin
Irmaklar akıyorken halâ
Kızıl ötesi kirpiklerde beslediğim denizlerime

İmdadıma yetişsen!
Kırsan belini ünlemlerimin
Avluda çınlayan senliğime çarpan güvercinleri salıversen
Delfinyumlardan yırtılan sabaların
Ağzını kapasan

O ses!
Bir eldi belki de birkaç 
El senin elindi ya!
Vuruldu tüm makamları mavilerin…

Filiz Kalkışım Çolak
www.kafiye.net

 


Tarih 20 Haz 2019 Kategori: Filiz Kalkışım Çolak

Lâra


Lâra

Tan vurgunu sabahların 
Çığlıklarından kalkıyor gelincikler
Suretinde yolunmuş hayallere

Yatamadığım gecelerin hicazkar huysuzluğundan
Esmer melodramlarıma sızıyorsun Lâra…

Gül benzin emiliminde kayboluyor dudağı güllerin
Seyreliyor geçişleri ayın
Doyamadığım, saçılamadığım teninden 
Dikbaşlı uysallığıma takılıyorsun…

Ah !Lâra aşüfte rüzgarlar koparsam sana lodoslu kızdan
Süzgün nefesinden camgöbeği baharlarımın 
Sırnaşlarına damıtsam!

Belinden dolayan kuşağına çözülsem
Dalsam gülücüklerinde viskozlanan sarhoşluğuna

Gıdısından toplasam titreyen maviliklerin
Salkım söğüt ırmaklar akıtsam sırtından 
Güneşte yanan saçlarında bestelesem papatyaları

Alaz gönlün sızısından süzsen bakışlarını
Kaçsan pınarlarımın altına
Saklı bahçemde sürünen nilüferlerden sürülsen sığlarıma

Ah!Lâra kırılsın iç kemiğinde mağrur bedenin
Kıymığı kınımda kalsın

Çatısından fesleğen yağmurları damlasın kıpırdayışlarına 
Kirpik diplerinde tutuşsun düetleri begonvillerin
Öpüşleri uçuşsun şafağın denizin sinelerinden 
Martıların gümüş şıkırtılarından
Serçelerin gagasına insinler

Kuşlar yağsın öküz öldüren saçaklarımıza 
Cıvıl cıvıl yavrular
Durulsun göğsümde gün

Sussun ağızlarda şarkılar
Islansın sevişler Lâra!
Vurulsun sessizliğinde sağnaklar…

Filiz Kalkışım Çolak

(Yarbuz Kültür Edb. Dergisi sayı 4)
www.kafiye.net

 


Tarih 20 Haz 2019 Kategori: Filiz Kalkışım Çolak

Cinsel İstismar ve Pedofili


Cinsel İstismar ve Pedofili

Suç;tarihi süreçler incelendiğinde kişilerin kendilerini ailelerini sevdiklerini çocuklarını korumak amacıyla geliştirdikleri yöntemlerdir.O halde kişinin vücut bütünlüğü( psiko-fizyo-sosyo )sağlığını tehtit eden ihlal eden her türlü davranışa suç denir.Suçun sebeplerini İncelediğimizde kişilerin ,sosyo ekonomik çevresi, göç ,yaşantı şekli, maddi durumu , eğitimi ,pornoya olan ilgisinin cinsel istismar isteğini tetiklediği yapılan araştırmalarla netlik kazanmaktadır. Freud’a göre çocuk cinsel istismarının özünde güç dengesizliğinin bulunduğunu gözönünde bulundurduğumuzda şu kanıya varılmaktadır. Yukarıda sözettiğimiz dengesizlikler, otoriteye sahip ve cezalandırma konumunda olan yetişkine, arzularını çaresiz bir çocukta tatmin etme olanağı vermektedir..O halde bu tatminsizlik tatmine ulaşmada ki çaba ;güven eksiliğini, kişi kendinden zayıf savunmasız bireyler karşısında ,kişiye gerek psikolojik gerekse psikolojik şiddet uygulama suretiyle, acı çektirerek hazza ulaşma dolayısıyla kendini ispatlama kendi güç eksikliğini giderme kendini kişi karşısında güçlü hissetme kanıtlama güdüsünü sağlamaya çalıştıkları görülmektedir.Eğitimsizlik sosyalleşememe içe kapanıklılık aşırılık gibi etkenlerin kişiyi düşünceden uzaklaştırarak duygusuzluğa ittiği haliyle pornografik yayınlara ilgiyi artırmasıyla pedifoli gibi bir sapkınlığın ortaya çıkmasını tetiklediğini görmekteyiz.Yapılan bütün araştırmalarda bu suçları işleyen kişilerin kendi ailesi ve yakın çevresi tarafından en az bir kez olmak suretiyle tecavüze tacize maruz kaldıklarını ya da tanık olduklarını ortaya çıkartmaktadır.


Suç türleri içerisinde cinsel istismarı istatistiki olarak incelediğimizde şu bulgulara rastlamaktayız. Ülkemizde cinsel istismar tecavüz oranlarını ele aldığımızdaysa özellikle 2012 den sonra ülkeye mültecilerin girmesiyle ;insan kaçakçılığını ve ona bağlı olarak çocuk kaçırma ve seks amaçlı kullanılma olaylarını arttırdığı görülmekteyken 2012 yılından 2016 yılına değin çocuk istismarının ülkemizde %33 arttığı görülmektedir.İstismara uğrayan çocukların bir kısmı hamile kalırken bir kısmında da zührevi hastalıklar görüldüğü tespit edilirken bazı çocukların öldürüldüğü ya da vücut bütünlüğü ileri derecede zarar gördüğü için enfeksiyonel hastalıklar sonucu tedavi edilmediği için hayatını kaybettiği anlaşılmaktadır. Yine 2014 ‘te 1377erkek , 9718 kız çocuğunun cinsel taciz ,tecavüze uğradığı görülmektedir.Yine çocukların en küçüğünün 4 en büyüğünün 17 yaşında olduğu yapılan araştırmalarla netlik kazanmıştır. 2015 yılı verilerinde 18 yaş altı 40040 kız çocuğunun doğum yaptığı anlaşılırken bu çocukların devletin izniyle tecavüzcüsüyle evlendirildiği görülmektedir. Akabinde son 6 yıl verileri çalışmaları incelendiğinde 482908 kız çocuğunun doğum yaptığı belirtilmiştir. Haliyle ülkemiz tecavüz oranlarında dünyada 3. Sıraya yükselirken Antalya 4. olmuştur.Dlayısıyla ülkemizde her 3 çocuktan 1 cinsel tacize maruz kalmaktadır. Vahim bir durum olan ensestin ise ülkemizde %40 oranlarında olduğu belirtilirken bir grup kişi durumu şaşkınlıkla karşılamaktadır.Kayıt altına alına tecavüz ve taciz oranları aile içinde evet %40 oranında ensestin tercih edildiği görülmektedir. Müslüman ağırlığın olduğu bu ülkede yaşanılan bu suçların alt yapısında ki eksikliğin eğitimsizlik, dinin çeşitli amaçlarla dinde akılcı kişiler tarafından sömürü olarak kullanılması hatta imam nikahı adı altında yaşı küçük kızlarla cinsel ilişkiye girilmesi ,duruma dinin alet edilmesiyle eğitimsiz kişilerin bu ilişkileri özendirilmesine; bakıldığında devlet mercilerinin de yeterince işlemediği usulsüzlüğünün işlevşelleştirildiğini gözlemlemekteyiz..Evet ülkemize giren mülteci akınları sonrasında da ülkede tecavüz oranının artış gösterdiği görülmekteyken ülkemizde suç çeşitlilik oranlarından %11 ,12 gibi bir arttığı gözlemlenmektedir.Yine pedifoli sapkınlığı olan kişilerden alınan verilere göre pedofili dürtüsü isteği ilgisi ola kişilerin en az 16 yaşında olduğu görülürken ilerleyen her yaş grubunda pedofili sapkınlığı görülmekle birlikte; pedofili sapkınların büyük oranının erkekler olduğu gözlemlenirken;kadınların dapedifoli olabileceği netlik kazanmaktadır. Pedofilide kadın profili incelendiğinde cinsel tacize, fiziki şiddete maruz kalan, psikolojik hastalıkları ,madde bağımlılığı olan kadınlarda pedofiliye %1 ,2 oranlarında rastlanıldığı görülmektedir..Pedofili hastaları sadece çocuklarla cinsellikten haz alma yani hedonizm;yetişkinlerle cinsellik yaşamayı tercih etmezken genelinde homoseksüel ve biseksüel olduğu bilinmektedir!Yine beyinsel işlev bozuklukları görülen bu kişilerin mutlaka çocukluğunda cinsel tacize maruz kaldığı gözlemlenmektedir.


Pedofili ensest diğer tecavüz türleri homoseksüellek, biseksüellek ,lezbiyenlik ,gay vs tercih dışı bir çok hastalığın ne yazık ki bugüne kadar tedavisi olmadığı görülmüştür.Bu tip kişilerin genelde; mutsuz, yaşamdan zevkalamama, toplumdan dışlanmış a sosyal ,aile içinde dışlanmışlık ,başarısızlık , suçluluk duygusu ,ailesinden utanma ailesini beğenmeme ,gibi psikolojik bozuklukları sebebiyle sadece cinsellikten haz alan ,sürekli seks yapmak isteyen insan kümeleri olduğu anlaşılmaktadır.Ancak seks bağımlılarının herhangi bir kişiyle ya da kiminle olduğunun bir önemi yoktur sadece o anı yaşar.Kişiyi tanıması önemli değildir her an her yerde herkesle ilişkiye girmeye hazırken pedifolide durum çok farklıdır, pedofili hastaları sapkınları sadece çocuklarla ilişkiye girmekten hoşlanırlar. Ne yazık ki bireyden çok aileye değer verilmesi ve korunması, toplum baskısı, muhafazakarlık, damgalanma korkusu, bilgi eksikliğinden dolayı çocuğa yönelik cinsel istismar olayları gizli kalıyor gizlenmektedir.Bu suçu ileyen kişiler ise serbest kaldıktan sonra yine bu suçu ilmektedirler.Oysa Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde caydırıcılık gerekçesiyle kanunlaştırılan ancak ülkemizde 2015 ,2016 da mecliste gündeme getirildiği halde onaylanmayan red edilen bu kanun isteği yani: ‘’Kimyasal Kastrasyon Uygulaması’’ şöyle ki çocuklara cinsel tacizde bulunan saldırganların erkeklik gücü ilaçla azaltılıyor ilaç uygulaması kesildiğinde her şey normale dönüyor kişi bir daha çocuklara cinsel organıyla zarar veremiyor.Sapkınlık tabi başlı başına bir hastalık cinsel organıyla zarar veremeyen sapkın başka şekillerle çocuğun vücut bütünlüğünü ihlal etmektedir. Cinsel istek ve tercihlerde yaşanılan bir çok sapkınlık türlerinin ;hemen hepsinde fetiş ,acı çektirme zorla sahip olma gibi etkenler yatarken, daha ileriye giden ciddi anlamda birbirine zarar veren ;vücuda kesikler atılarak ilişki esnasında akan kanın hazzıyla acı çekmek ve çektirmek suretiyle tatmin olmaya kadar varan çeşitli psikolojik hastalıkların sapkınlıkların olduğu görülmektedir.


Ülkemizde yine mülteci kamplarında yaşanılan fuhuş çocuk istismarı çok ciddi talepler görürken kayıt dışı olan bu çocukların çoğunun öldüğü yada yurt dışına kaçırıldığı yada seks işçisi olarak çalıştırıldığı pedofili sapkınlarına parayla satıldığı bilinmektedir.Çocukların Orta Doğuya buradan yada yurt dışında giden aile görünümlü kişilerce evlat edilme vaadiyle savaş altındaki ailelerden alındığı ,toplanılan bu çocukların ülkede seks işçisi olarak çalıştırıldığı 20 L. 10 L. Gibi çok cüzzi miktarlara sapıklara sunulduğu ve bir çoğunun öldüğü bilinmektedir.Yine yurt düşünden 20 euro 15 dolar gibi rakamlara zevk için ülkemize gelip bu çocuklarla birlikte olunduğu yapılan araştırmalarla netlik kazanırken çocukların bir kısmının da organ mafyasına satıldığı anlaşılmaktadır.Daha sağlıklı yarınlar için bazı kanıların kırılması eğitime gereken önemin verilmesi terapistlerin toplumbilimcilerin toplumda daha aktif görevlendirilmesi ve insanların sosyalleştirilmesi için gereken sahaların aktifleştirmesi gerekmektedir. Dolayısyla çocuklara cinsellikten korunma eğitimlerin gerek okullarda kamplarda gerekse gençlik merkezleri çocuk gelişimi merkezlerinde ana okullarında ilgili meslek gruplarındaki uzman arkadaşlarca verilmesi ve devletin bu konuyla ilgili saha çalışmalarını bir an önce başlatması gerekmektedir.


Peki, çocuk nasıl korunur ?En azından evebeynler aracılığıyla çocuklara; mayo bölgesi bikini bölgesi yerlerinin özel olduğu ve bu yerlere yerlere kimsenin dokunmasına, ellemesine izin verilmemesi benimsetilmeli. Çocuk akabinde soracaktır! Anneannem de mi ,amcam da mı kuzenim de mi? Evet hiç kimse hatta ben bile seni yıkarken ancak sen izin verirsen dokunabilirim kimse dokunamaz bu bölgeler sana aittir anne bana dahi dokunamaz şeklinde çocuğun içselleştirilmesi hayır diyebileceğine inandırılması gerekmektedir. Eğer zorla dokunulursa bağırarak yardım iste, ne olursa olsun kim olursa olsun bağırarak kaçabiliyorsan hemen kaçarak yardım istemlisin şeklinde çocuklara gereken eğitimlerin verilmesi en azından ailelercede desteklenmesi gerekmektedir.Unutmayın çocuğunuz zararı genel anlamda yakın çevresinden görmektedir.Dolayısıyla hukuk kurallarının kanunlarının caydırıcılığının cezai yaptırımların artırılması sosyal devlet olabilmenin etkenleri ve ayrıcalıkları arasındadır ki ;sosyal devlet olamayan ülkeler çoğunlukla( müslüman ülkeler Afrika ülkeleri Orta Doğu ,Uzak Doğu) gelişmemiş az gelişmiş gelişmekte olan sömürülen, hammadde emek sermayeye sahip olamayan, üretime geçemeyen dışa bağımlı yaşayan ülkeler oldukları görülmektedir.Sosyalleşen ülkelerde aile kavramından ziyade bireyin kendisi ne düşündüğü hisssettiği önemidir ve kişi birey olarak da korunma altına alındığından bu tip suçların caydırıcılık ve kanuni yaptırımlarla önlemi alınarak suçun işlenme oranı düşürülmektedir. Tecavüz taciz gibi suçların ispatlanamama reddedilme aile şerefinin korunması gibi sebeplerle gizlenmesi 11 ,17 yaşındaki kız çocuklarının ailelerininin ve devletin izniyle tecavüzcüsüyle evlendirilmesiyle ; suç unsuru olmaktan çıkarak cazip hale getirilmesi toplumsal ahlakın çökmesine sebebiyet verdiği anlaşılmaktadır .
Dolayısıyla tüm bunların aşılası nitelikli eğitimle ailelerin eğitilmesiyle uzun vadede toplumsal ahlaki yapının oturtulmasında ancak başarı getirecektir.Cahil halk ancak ve ancak kendi çıkarlarını ülke çıkarlarından üstün gören üstün tutan parlamenterlerin siyasetçilerin işine yarayacaktır. Halk aydınlandıkça ancak bu çarpıklıklar zamanla aşılacaktır.Unutmayın sosyalleşememiş bir insan bir toplumun yok edilişidir.Bir insan bir toplumdan hareketle hiçbir can incinmesin çocuklar soldurulmasın !

Sosyolog Sosyal Uzman:Filiz Kalkışım Çolak
www.kafiye.net